Giriş Yap
Elif
@turuncgil
"tanışma" mesajlarına cevap vermemekteyim. (Kitap, fikir ve görüş tartışmak için mesaj atan nitelikli okurları tenzih ederim.)
1 Ocak
466 okur puanı
01 Eki 2016 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Birden yüzünü elleriyle kapadı: <<Neler söylüyorum... Bütün bunlar asla gerçekleşmeyecek düşler... >> Tedirgin bir yılgınlık kaplamıştı Wandayı. Onu hiç böyle görmemiştim. «Neden gerçekleşmesinmiş bu düşler ?» <<Çünkü kalktı artık kölelik.» <<Öyleyse, köleliğin sürdüğü bir ülkeye gidelim; Doğu’ ya gidelim, örneğin Osmanlı’ ya..>>
Reklam
·
Reklamlar hakkında
<<Anlaşıldı, siz de o düşlerinin erkeğini arayan histerik, zavallı dişilerden yanasınız; o uyurgezerler, erkeğin hası nasıl olur bilmezler. Acılar ve gözyaşları içinde Hıristiyanlık ödevlerinde de kusur ederler. Aldatarak, aldanarak her Allahın günü ararlar, seçerler, yine cayarlar. Hiçbir zaman ne mutlu olabilirler ne de mutlu kılabilirler. Helena gibi, Aspasya gibi sevişmek ve ömür sürmek istediklerini itiraf edecekleri yerde, yazgılarından yakınırlar. Doğa, kadın erkek arası ilişkilerde, oturmuşluk nedir tanımaz.» «Madam...» «Bırakın, bitireyim. Kadını bir oturmuşluk, bir değişmezlik içine bir hazine gibi gömmek hırsı, erkeğin bencilliğinden gelir. Aşk insanın en kıpırdak duygusudur. Bu duyguyu sürekli kılmak için ne yapsanız boşuna,: nikâhlar, törenler, antlar, kontratlar, hiç biri kâr etmez. Şu Hıristiyanlık dünyamızın çözülüp dökülmekte olduğunu yadsıyabilir misiniz?» «Fakat, Madam...» «Belki diyeceksiniz: toplumun kurumlarına başkaldıranı damgalarlar, taşa tutarlar, toplumun dışına sürerler. Olsun, ben bunları göze alırım. Benim ilkelerim, sınırsız kâfircedir. Ben hayatımı yaşamak isterim. Sizin iki yüzlü saygınız sizde kalsın. Tek isteğim, mutlu olmak. Hıristiyan usulü evlenmeyi icat edenler, bereket versin. ahlâksızlığı icat etmeyi de unutmamışlar. Sonsuz yaşamak bir an bile aklımın kenarından geçmez. Şu dünyada son nefesimi verdikten sonra benim için her şey bitmiş olacaktır. Artık, Wanda de Dunajew’in umurunda mı yani, uçup giden ruhu melekler korosuna katılmış ya da maddî varlığımın tozundan yeni bir varlık oluşacakmış... Ben, ben olarak, yaşamımı noktaladığım anda defter kapanmıştır. Ince eleyip sık dokumam onun için, boş veririm. Bir aralık sevdim diye, artık hiç sevmediğim bir kocanın malı olmak... Hayır, istemem bunu; kimden hoşlanırsam onu severim, kim beni severse onu mutlu kılarım Bunda bir korkunçluk var mı? Eğer benim için eriyip giden birine erdem taslayıp sırt çevirirsem, bundan da bir çeşit zevk duyarsam işte asıl o zaman kötü olurum ben. Gencim, zenginim ve..... güzelim; bu halimle bana düşen, ancak ve yalnız neşeye ve zevke kul köle olmaktır.»
Kürtaj haktır
Alice Miller, (görünür şekilde) ağır istismara uğrayan çocuklarının tamamının istenmeyen çocuklar olduğu, ailelerin, istemedikleri çocuklara kötü muamele ederek onlardan intikam aldığı gerçeğine dikkat çekiyor ve “Anne olmak istemeyen bir kadını, anne rolüne zorlamak insan toplumuna karşı bir suçtur.” diyor. 1989’da Katolik kilisesi, kürtajın büyük bir günah olduğunu inananlara bildirmek için Berlin’de on beş dakika boyunca çanlarını çalmış. Bunun çok şaşırtıcı ve büyük bir olay olduğunu söyleyen Alice Miller, şöyle yazmış: Çanlar, insanları çocuk istismarından uzak tutmak için çalmamıştı. Hitler bütün Avrupa’da insanları kitleler halinde sürgüne gönderdiğinde, Stalin milyonlarca insanı öldürttüğünde, kiliseler çanlarını çalmamıştı. Hâlbuki yurtdışındaki kiliselerin Stalin’den korkmaları için bir sebep de yoktu. Çavuşesku halkına zulüm yaparken, güvenlik servisine erkek olarak eğitmek için, çocukları kullanırken ve daha sonra onları kurşunlatırken, kiliseler çanlarını çalmamıştı. Ama şimdi, daha fazla arzu edilmeyen çocuğun dünyaya gelmesini sağlamak için tam çeyrek saat çanlarını çaldılar.”
·
Siz çocuklara kurban edilebilecek varlıklar olarak yaklaşırsanız, onları kurban ettiğiniz değerler ne kadar yüce değerler olurlarsa olsunlar, çocuklar büyüdüklerinde kendilerine reel ya da sembolik diktatörlükler yaratır ve diktatörlerine sizin çocuğa şiddetinizle doğru orantılı bir sevgiyle bağlanırlar, baskıyı ve zulümü normalize ederler, bunları benliklerini ezen durumlar olarak görmezler. Bir çocuğa sizin ona çektirdikleriniz karşısında acısını ifade etmeyi yasaklamakla bir devletin bireylerine bireyin acısını ifade ettiği biçimleri yasaklaması arasında fark yoktur; bunlardan biri yaşanıyorsa, o toplumda diğerinin de yaşanılması kaçınılmazdır. Nitekim bugün içinde yaşadığımız siyasî konjonktür, anne-babanın kendisine yapılanı çocuğuna yaparken onda kötülük görememesi gibi, onlarca yıldır zulüm ve baskı görmüş bir kesimin şimdi aynı baskının tersi tarafından yapılmasını anormal görememesinden kaynaklanıyor. Atalarımızın bebekken dövüldüğü, anne-babalarına söz söyleyemediği ve daha birçok şey doğduğumuzda nasıl beden hafızamızda mevcutsa, şimdiki nesiller de anne-babalarının ve öncesinin yaşadığı acıları gizli bir yerde hissederek doğuyorlar.
Öyleyse bir tosunun ölü bedeniyle bir insanınki arasında çok fark var mıdır? Parçalara ayrılmış dudaklar, birbirine girmiş iç organlar, fazlasıyla benzer: ilkinin kesimi ikincisinin katlini kolaylaştırır.
·
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
198
1.977 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14