Elif

Elif
@turuncgil
"tanışma" mesajlarına cevap vermemekteyim. (Kitap, fikir ve görüş tartışmak için mesaj atan nitelikli okurları tenzih ederim.)
1 Ocak
471 okur puanı
Ekim 2016 tarihinde katıldı
Puan vermedi·176 syf.·
2019 3. kitabı
Daha önce queer okumalar yapmaya çalışmıştım ama dili fazlasıyla akademik ve ağır gelmişti, yarım bırakmak zorunda kaldım. Queer teoride de kavramlar biraz soyut olunca anlaması, kavraması epey bir zor oluyor. Queerin ve toplumsal cinsiyetin az çok ne olduğunu biliyorsanız ve bazı kavramlara aşinaysanız başlangıç için ideal bir kitap olduğunu düşünüyorum. Daha önce ntv yayınlarının çizgi serilerini okumuştum, tarzları da epey bi benziyor, sadece bu yayın daha uzun ve daha kapsamlı. Kitabı okuduktan sonra aklımda daha fazla soru işareti oluştu ve bazı boşluklar kaldı. Bu benim açımdan iyi bir durum. Kitap ikili cinsiyet algımı ve heteronormatif düşüncelerimi görüp özeleştiri yapmamı sağladı. Queer teori cinselliği ve cinsiyeti akışkan, dinamik görüyor ve toplum tarafından inşa edildiğini iddia ediyor. Aynı zamanda kendimizi bir kimlikte sabitlememize de karşı çıkıyor, cinselliğe özcü yaklaşmayı fazlasıyla eleştiriyor. Cinsiyet, yönelim, ırk gibi kimliklerin toplum tarafından bir hiyerarşiye sokulduğunu, normatif kimliğe sahip olanlarınsa daha ayrıcalıklı bir konumda olduğunu söylüyor. Önce bir queer şemsiyesiyle dışlanan kimlikleri içine alıyor, daha sonra bu kimliklerin, kategorilerin yıkılması gerektiğini söylüyor. Kulağa biraz tanıdık geliyor değil mi :)İlk ekonomik sınıflarla karşılaştığımda zihnimin ve algı düzeyimin açıldığını bazı şeyleri daha iyi anlamlandırabildiğimi hissetmiştim. Aynı farkındalığı yaşıyorum. Bizzat bedenleri ve cinselliği konu aldığı için bilimi de ilgilendiren bir yanı var tabii, bu beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Kitabın pozitif ve negatif yanlarını ele almak gerekirse Negatif * Her şeyden biraz biraz, yüzeysel bir biçimde bahsediyor. *Bu konularla hiç alakası olmayan bir cishet beyaz erkek için anlaşılmaz olabilir. Pozitif *Kitap
QueerMeg-John Barker · Dipnot Yayınları · 201849 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·136 syf.·
2019 1. kitabı
Peşin not: Vegan olmayan ama son zamanlarda veganizmi araştırmaya çabalayan, bu konuyla ilgilenen bir hayvansever. Çocukluğumdan beri hayvanları çok severim, kedilerim, balıklarım oldu. Kedim hala var hatta. Defalarca sokakta gördüğüm bir köpeği, kediyi eve almak için anneme yalvar yakar ağlardım. Kışın kalan ekmekleri babamla ıslar, balkona bırakırdık kuşlar yesin diye ama ilk vejetaryen bir arkadaşımla tanışıp fikir alışverişi yaptığımda – lise – bir daha et yememe fikri bana çok uç ve saçma gelmişti. Hatta öyle ki hayatını süt, yoğurt, yumurta, bal gibi yiyecekler yemeden geçiren insanlar bile vardı. Ne yiyorlar acaba, hiçbir şey yemiyorlardı resmen. Üç beş sene önce bana bu kadar uzak gelen fikre şuanda çok samimi bakıyor olmam gerçek bir dönüşüm değil de nedir? Şuana kadar onlarca konu başlığıyla, irdelemeyle çıkmışımdır insanların karşısına ama ne din, ne cinsellik, ne politik görüşler... Deneysel olarak vejetaryen yaşadığım 1 aydan yola çıkarak bir skala çıkarmam gerekirse bu toplumun en büyük tabularından biri et yemek! Gittiğim kitapçıdan veganlarla ilgili kitap istediğimde yüz ekşitme mi dersiniz, dost sofralarında bir süreliğine et yemeyeceğim dediğimde ardı arkası kesilmez tartışma ortamına çekilmem mi dersiniz, hiç beklemediğim insanların bile geçerli bir bilimsel bilgi göstermeksizin ezberletilmiş karşı çıkmaları mı dersiniz... İstisnasız her kesimin nefret odağında olduğun yetmemiş gibi bir de milyon defa yapılınca asla komik olmayan şakaların öznesi olmak mı dersiniz... Bu 1 ayda büyüdüm, geliştim, olgunlaştım, hintli keşişlere dönüştüm. Hoşgörü namına her şeyi bünyemde barındırır oldum. Hem daha araştırma aşamasında olduğum için – konuya pek hakim değilim - hem de insanların bu tutumunu bildiğim için bu incelemeyi de yazıp yazmamak arasında
İnsan Neden Vegan Olur?Gary L. Francione · Metropolis · 2016365 okunma
Puan vermedi·424 syf.·
2016 7. kitabı
Dün gece epey bir içim daraldı, bir şeye moralim bozuldu. Normalde otururduk çekerdik pijamalarımızı, kız grubumuzla vur patlasın çal oynasın dağılırdı dikkatim ama en yakın arkadaşımın annesinin kanser olmasından beridir de hiç öyle bir ortam oluşmuyor ne yazık ki. Üstüne bir de küfür eder gibi arayıp da kendi ufak şımarıklıklarımla iç daraltmak istemedim. Bir yandan oturuyorum bir yandan da gözüm pucca günlüklerini kesiyor. Bu arada bilmeyen varsa söyleyeyim kadının bütün kitaplarını baştan aşağı okumuş biriyim... Puccaya yazar diyenin giyotine götürüldüğü bir ortamda bu bilgiyi vermem pek hoş olmadı açıkçası ama napalım seviyorum içten içe. Kendisinin “ben türk dostoyevskiyim” dediğini de hiç sanmıyorum... Sosyal medyadan falan takip etmiyorum ama kitaplarını okudukça sanki pijamalarla, açmışsın biraları, kız ortamında oturup, boş yapıyormuşsun hissiyatı uyandırıyor. Ki yaşlarımız yakın olsaydı arkadaş grubumunun içinde olacağından da adım kadar eminim. Edebiyat falan hak getire, evet pucca bi yazar da değil. Zaten fosforlu sarı üstünde blogger yazan bir kitabı edebi yönü için alıyorsanız ne bileyim sorun biraz da sizdedir... Bu kadar kötülenirken neden bu kadar sevdiğimi de sorguluyorum ufaktan. Hayır uzaktan yakından benzemiyor karakterlerimiz, ne bileyim yaşadığı şeylerde bir yaşanmışlık görüp de tutuyor, içimden bir parça buluyor falan değilim. Alakamız yok. Gece gece bunları düşünürken, ufaktan parçalar oturdu. Pucca gibi sevgilisinin evini yakmaya kalkan, arabasını çizen, ruh hastası manyak kadınlar hep yakın arkadaşlarım olmuş. Zıt kutuplar çekiyor sanırım, zaten böyle kadınlar epey eğlenceli oluyor. Hoop oturup hoop kalkıyorsun. Hayatlarında sorun, dert, eğlence bitmiyor. Ben de öyle bik bik ahlak bekçisi olmadığımdan, anlatılan hiçbir şeye şaşırmayan,
Ve Geri Kalan Her ŞeyPucca · Okuyan Us Yayınları · 20114,100 okunma
10/10
·414 syf.·
2018 9. kitabı
Gene uber ahlaksız kabul edileceğim, şikayet edilecek incelememden selamlar... Sivri dilliyim, tabulara dokunmadan edemiyorum bir türlü ne yapayım... Biliyorsunuz ülkemizde çoğunluğa ahlaklı görünmenin iki yolundan biri dindar olmak, diğeri seks denilince üç maymunu oynamak ve ben her seferinde ahlaklı olmaktan sınıfta kalıyorum. En baştan söyleyeyim, bu incelemeden sonra rahatsız edici mesaj alırsam şayet incelemenin altına ifşa edeceğim... Seksten bahsetmem, mesajla taciz edilmemi meşru kılmaz. İstediğimi yazar, istediğimi konuşurum. Düşüncelerimi ve beni marijinal bulacaklara amme hizmeti (muhafazakar dünyada da pek farklı değil durum, tek fark dürüstlük yok): kadinlarkulubu.com/forum/search/79... O zaman gelelim incelemeye... Seks yapmak, biyolojik bir ihtiyaçtır. Su içmek, yemek yemek, uyumaktan da bir farkı yoktur. İşin özü bunun hakkında sayfalarca konuşulacak, çıkarım yapılacak bir yanı da yoktur. Seks, sekstir. Bu kadar. Ama tabii ki de insanların dallanıp budaklandırdığı, kendi kendine anlam yüklediği bu konu artık ciddiye alınıp üzerinde bir şeyler karalanacak bir hal almıştır. Onun toplum üzerindeki etkilerini görmezden gelerek çıkarımlar yapmanın topallayarak yürümekten bir farkı yoktur. Cinsellik hakkındaki önyargılarımız köklü ve sabittir. Uçları tee insanların tarımda alet kullanmasına kadar dayanır. Özel mülkiyet kavramı, mirası; miras bırakma aileyi doğurur. Bekaret de ilk çocuğun kişinin kendisine ait olduğunu kanıtlayan bir senettir nitekim. Geriden ileriye doğru yavaş yavaş şişirilmiştir daha sonra ve toplumun en büyük problemlerinden biri haline dönüşmüştür. Cinsellik diyorum ama konu tabii ki de kadın cinselliği. Çarpık, yoz bir ahlak anlayışı vardır bizim toplumumuzda. İki
Bekaretin "El Değmemiş" TarihiHanne Blank · İletişim Yayıncılık · 2014232 okunma
Puan vermedi·216 syf.·
2018 8. kitabı
Bugün pastafaryanlık dininin kutsal kitabını inceleyeceğiz, hatta eleştireceğiz... Bu kitap, eleştirmeye cesaret bulduğum tek kutsal kitap olma özelliğini taşımakta aynı zamanda. Bunu tabii ki de pastafaryanların sırf kitaplarını eleştirdiği gerekçesiyle insan öldürmeyen temiz siciline borçluyum. Zira bir pastafaryan sizin dininizle pek ilgilenmez. Tanrıları diğer dinlerde olduğu gibi "sırf inanmadığı gerekçesiyle" iyi insanları sonsuz cehennemle tehdit etmez. Sadist değildir anlayacağınız. "Bazı insanlar bana inanmıyorsa, sorun değil. Cidden, o kadar da kibirli değilim ben." diye buyurur. Kutsal ve mükemmel bir varlığa yakışan bir olgunlukta hareket eder. Pastafaryanlar evrenin yaratıcısının uçan spagetti canavarı(FSM) olduğuna inanırlar, cennetlerinde bira volkanları ve seksi striptizcilerle mümin\müminelerini ödüllendirir. Bira içmek ve korsanlar-çünkü havalı bir yaşam tarzları var kabul edin- kutsal kabul edilir. Diğer kutsal kitapların aksine kadınları ezmez. Birinin diğerinden daha iyi, daha müthiş yaratıldığını falan da savunmaz ya da onların tabiriyle "Kadın kırılgan, ince, güzel bir varlıktır. Bu yüzden onu örtülere sokmalı, fıtratı gereği de erkek egemenliğine bürünmeli." diye dü-şün-mez. Feminist bir tanrıdır. Pastafaryanlık adına milyon dolarlar toplanmasına, görkemli tapınaklar, ibadethaneler yapılmasına da karşıdır. O toplayacağınız parayı daha yararlı işler için kullanabilirsiniz, der. Mesela yoksullara yardım etmek gibi. Günümüzde din adamlarının kazandığı paraları, din adı altında hibe edilen paraları da düşünecek olursanız neden hala ezilen, mağdur edilen inançlıların pastafaryanlar olduğunu anlayabilirsiniz. Pastafaryanlar açık görüşlü ve dogmayı reddeden insanlardır. Hatta "Uçan Spagetti Canavarı diye bir şey olmayabilir" demeye kadar vardırırlar
Din
Uçan Spagetti Canavarının Kutsal KitabıBobby Henderson · Altıkırkbeş Basın Yayın · 2017353 okunma