Bekaretin "El Değmemiş" Tarihi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.795
Gösterim
Adı:
Bekaretin "El Değmemiş" Tarihi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750506192
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Bekâret nedir? Koruyup saklamak mı gerekir, yoksa hemen kurtulmak mı? Kaç çeşit bekâret vardır? Birinin bakire olup olmadığını anlayabilir miyiz? Bekâretin kanıtı yalnızca himen denilen küçücük bir doku parçası mıdır? Kaç çeşit himen vardır? Yüzyıllardır aile, eğitim, tıp, yasa, din gibi ataerkil kurumlar tarafından bedenlerimiz üzerine inşa edilen bekâret kültürü hakkındaki kapsamlı araştırmasında Hanne Blank bunlar gibi daha birçok soruya yanıt arıyor. Blank, kitabın “Bekâretbilim” başlıklı ilk kısmında bekâretin tıbbi ve bilimsel yönleri konusuna odaklanırken aslında kolayca gözden kaçırılabilecek, varla yok arası, incecik bir zara “himen” adını veren tıp biliminin özünde işlevsiz bir zar parçasını nasıl “işlevli” hale getirdiğini ele alıyor. İkinci kısım “Bakire Kültürü” ise bekâretin toplumsal ve kültürel yönleriyle ilgileniyor: Bekâret gibi soyut kavramları uygulamaya geçirme sürecinin, kaçınılmaz olarak hem geçmişin hem günümüzün ortamını, kuramlarını, düşünüşlerini ve göreneklerini yansıttığını; kuşaktan kuşağa aktarıldığını ortaya koyuyor. “Bekâret hakkında bildiğinizi sandığınız her şey yanlış,” diyen Blank, bekâretle ilgili olarak şimdiye dek aklımıza gelmeyen, gelse bile hiç sorgulamadığımız sorular üzerinden bu mitin el değmemiş tarihinin izini sürüyor.
414 syf.
Gene uber ahlaksız kabul edileceğim, şikayet edilecek incelememden selamlar... Sivri dilliyim, tabulara dokunmadan edemiyorum bir türlü ne yapayım... Biliyorsunuz ülkemizde çoğunluğa ahlaklı görünmenin iki yolundan biri dindar olmak, diğeri seks denilince üç maymunu oynamak ve ben her seferinde ahlaklı olmaktan sınıfta kalıyorum. En baştan söyleyeyim, bu incelemeden sonra rahatsız edici mesaj alırsam şayet incelemenin altına ifşa edeceğim... Seksten bahsetmem, mesajla taciz edilmemi meşru kılmaz. İstediğimi yazar, istediğimi konuşurum.

Düşüncelerimi ve beni marijinal bulacaklara amme hizmeti (muhafazakar dünyada da pek farklı değil durum, tek fark dürüstlük yok): https://www.kadinlarkulubu.com/...irme&o=relevance

O zaman gelelim incelemeye...

Seks yapmak, biyolojik bir ihtiyaçtır. Su içmek, yemek yemek, uyumaktan da bir farkı yoktur. İşin özü bunun hakkında sayfalarca konuşulacak, çıkarım yapılacak bir yanı da yoktur. Seks, sekstir. Bu kadar. Ama tabii ki de insanların dallanıp budaklandırdığı, kendi kendine anlam yüklediği bu konu artık ciddiye alınıp üzerinde bir şeyler karalanacak bir hal almıştır. Onun toplum üzerindeki etkilerini görmezden gelerek çıkarımlar yapmanın topallayarak yürümekten bir farkı yoktur. Cinsellik hakkındaki önyargılarımız köklü ve sabittir. Uçları tee insanların tarımda alet kullanmasına kadar dayanır. Özel mülkiyet kavramı, mirası; miras bırakma aileyi doğurur. Bekaret de ilk çocuğun kişinin kendisine ait olduğunu kanıtlayan bir senettir nitekim. Geriden ileriye doğru yavaş yavaş şişirilmiştir daha sonra ve toplumun en büyük problemlerinden biri haline dönüşmüştür.

Cinsellik diyorum ama konu tabii ki de kadın cinselliği. Çarpık, yoz bir ahlak anlayışı vardır bizim toplumumuzda. İki kişinin birbirini sevmesi ya da birbirini mutlu etmesi gibi masumca şeyleri kendi sevgisiz, pis, kötü zihniyetli kafasında ahlaksızca bir yere oturtur. Ne felsefi ne de ahlaki bir açıklaması olmamasına rağmen kendinden emindir. Çoğunluk ona hak verdiğinden, hiç öyle bir açıklamaya da gerek duymaz zaten. Seks iki kişinin aktivitesinden çok, kadının kendini sunduğu, kullandırdığı edilgen, pasif bir deneyimdir. Kadınların da cinsel arzularının olduğunu belirtmek toplumda gayri ahlaki bulunur. Hele hele seksle ilgili bir konuda kadın fikir belirtmeye görsün, o artık yolludur. Genel söz dinleyen kadın imajından çıkar ve evet, onun vücudu aynı zamanda ortak mülkiyettir de. Eril kişi onun vücudunda hak talep etmekten hiç çekinmez. Hatta öyle ki bazen hemcinslerim tarafından da savunulur bu durum, olası bir tacizde mahkemeler bol keseden indirim dağıtır. "Zaten bakire değildi." indirimi mesela...

Konuyu dallandırıp budaklandırmak istemiyorum, hepimizin az çok bildiği konular. Yazdıkça parmaklarım durmuyor zira, söylenecek o kadar çok şey var ki... Bugün tecavüzlerin tacizlerin alıp başını gitmesinin; bir an olsun kadınlar kadın olduğunu erkekler erkek olduğunu unutarak hareket edememesinin en büyük nedeni doğal bir güdü olan cinselliğin uzun yıllar bastırılıp toplumu hastalıklı, sapkın bir ruh haline getirmesidir.

Kadınlar usturuplu giyinmelidir, giyinmezse sekse davet eder.
Kadın ve erkek arkadaş olmamalıdır, olurlarsa seks yaparlar.
Kadın çok fazla gülmemelidir, kadınlı erkekli gezilmemelidir, asansöre binilmemelidir...

Toplumu nasıl bir boktanlığa sürüklediğinizi gerçekten göremiyor musunuz?

Gündüzleri sporla üreniyor gibi davranılan caanım ülkemde, ışıklar kapanıp, herkes evlerine dağıldığında en çok konuşulan konunun da seks olması da pek tesadüf değil.

Bugün 11-12 yaşlarında ergenliğe giren bir çocuğun üniversiteyi bitirme, iş bulma, para biriktirme, kendini keşfetme gibi olgunluklara erişip en erken 25 gibi bir yaşta evlendiğini düşünecek olursak hiçbir mantıklı ahlaki sebebe dayandırmadan cinselliği 14 sene beklemenin aptallık olduğunu öngöremiyor musunuz?

İnsanların inşa ettiği bir evlenme dairesine gidip, insanların yazdığı kanunlarla, varoluşumuzdan yüzlerce yıl sonra icat ettiğimiz imzalarla bir söz vermenin o kadar da mühim bir şey olmadığını anlayamıyor musunuz?

Bütün bu bir boka yaramayan değer sürüsünün bir sürü kadının ölümüne yol açtığını, seks yaptığı öğrenilmesindense eski sevgilisinin tehditlerini sineye çekip tecavüze uğramayı tercih eden onlarca kızın varlığını... bilmiyor musunuz?

Evet, kitap bekaretle ve zarlarla ilgili. Geçmişten bu yana, bacak arasındaki ince bir zara – ki bu zarın varlığından 1800lü yıllara kadar kimsenin haberi bile yoktu- ne gibi işlevler yüklenilmiş, bu nasıl olmuş, tarihçesi anlatılıyor. Bekaret sadece insanlarda önemli, ne yazık ki ilkel sayıp burun kıvırdığımız hayvanlar bunu pek sallamıyor. Erkek fil, dişi filin himen zarı yırtıldı diye ona olan ilgisini azaltmıyor. Evrimsel anlamda hiçbir yararı yok bu zarın. Bekaretini kaybetmiş bir kadın, bekaretini kaybetmemiş bir kadından daha farklı gözükmez, daha farklı davranmaz. Bekaret esasen soyut bir kavramdır. Onu elle tutulur bir hale getirip somutlaştırmak da gülünçlükten öteye geçemez. Ama ne yazık ki insanlar gülünç canlılar...

Birçok kişinin bakış açısını değiştireceğine inandığım, içinde güzel bilgiler bulunan bir kitap. Dili pek ağır değil, kitabın en başındaki çevirmenin önsözünü saç baş yolmadan okumaksa pek mümkün değil. Gerçekler birer birer yüzünüze çarpıyor, bu kadar işlevsiz bir zar devlet, tıp ve toplum eliyle nasıl bu kadar önemli hale getirildiğine şaşırıyorsunuz. Okuyun ve okutturun...
414 syf.
Çok yerinde tespitlerle, detaylarda toplumdan topluma farklılık gösterse de ana hatlarıyla aynı toplumsal reflekslerin olduğu cinsellik ve bekaret konuları üzerinde çoğu ezbere yaşam şeklini ve bilgi biçimlerini altüst eden harika bir eser.

Ezber bozan ve yıkıcılık özelliği yüksek kitaplar üst bir bilincin oluşması için olmazsa olmazlardır bence. Ahlak kuralları diye kabul edilegelen kavram, davranış ve reflekslerin aslında sadece bir bakış açısından başka bir şey olmadığı, herhangi bir mistik ve gerçek bilgi niteliği taşımadığını önümüze seriyor. Bu yüzden ciddi bir kesim tarafından reddedilir bu tarz eserler. Genelde bu reddeden sınıf egemen zümredir. Çünkü sistematize edilmiş ahlaksal normlar, toplumun kontrol edilebilmesi, propaganda ve üretim-tüketim organizasyonu içerisinde vazgeçilmez kaidelerdir. Ve bekaret konusu da tam da bu noktada ahlaksal paradoksun özünü oluşturur. Bu kavram hem propaganda hem toplum kontrolü açısından işe yarar en önemli argümandır egemen sınıf açısından baktığımız zaman. Dolayısıyla bekaretin kutsanması, İsa'nın annesi Meryem'i yarı tanrıça ilan edecek kadar ciddi bir önem arzetmektedir egemen sınıf açısından. Çünkü meryem = bekaret demektir. ve kutsaldır. mesajı ile toplumsal kontrol ve propaganda yolu güvence altına alınmış olmaktaydı.
Ne zaman ki protestanlık ortaya çıktı katolik kilisesinin bu kozu yerle bir oldu. Ancak yerine yine bekaret kutsayan farklı tabular getirildi. Birini yıkarken diğeri oluşturuyordu. Çünkü egemen sınıfa belli bir zemin gerekiyordu.

Toplumdan topluma farklılık gösterse de ana hatlarıyla aynı neden-sonuç ilişkisini ortaya çıkaran bekaret konusu özellikle cinsiyetler arası eşitsizlikten beslenen fikir ve odaklarca üstelenen bir konudur.

Kadın mücadelesinin toplumsal eşitlik mücadelesinde salt kendi cinsleriyle yürüyemeyeceğinin bir ön mesajıdır toplumun belli kesimlerindeki bekaret takıntısı.

Kitap da tam da bu noktada (her yönlü) doğru tahliller geliştirmiştir.

Kitabın kapağına değinmeden geçemeyeceğim. Oldukça vurucu bir mesaj içeren bir kapak tasarımıyla zaten içeriğinde yıkıcılığın sesini duyuyor okuyucuya. Çok değerli bir eser toplumsal mücadeleler noktasında. Mutlaka okuyun derim.
414 syf.
·2 günde·10/10
İnsanlık tarihi utanç dolu, bu kitap benim için; varlığı bile belli olmayan saçma sapan bir kavram üzerine yazılmış, utanç dolu insanlık tarihinin bir örneği oldu, kavram: bekâret.

Bu incelemeyi yazmaya kitabın henüz başlarındayken başladım. Çünkü konu oldukça detaylı işlenmiş ve bu yüzden ayrıntıları kaçırmak istemedim. Öncelikle son derece akıcı ve anlaşılır cümlelerden dolayı kitabın çevirmeni olan Emek Ergün'ü tebrik etmek gerekiyor. Hatta yalnızca çeviri için değil, kitabın ön sözü için de. Yaklaşık yirmi beş sayfalık ön sözde bekâretin cinsiyetler açısından ne anlama geldiğinden, sözlük anlamındaki kusurlardan ve bu kusurların sonuçlarından bahsediliyor. Bununla birlikte çevirmen "kızlık zarı" gibi cinsiyet odaklı kelimeler yerine "himen" gibi bilimsel kelimeleri kullanmayı tercih ediyor ve bunun sebeplerini de ayrıntılı olarak açıklıyor. Çevirmen, özellikle Türkiye'de bâkireliğin siyasi, hukuksal ve toplumsal tarihinden bahsediyor. Bunlardan bahsederken de sıklıkla yanlış tanımladığımız, cinsel ilişki ve cinsel birleşme gibi kavramları da ele alıyor. Özellikle ülkemizde uzun yıllardır bekârete yüklenen anlam ve bu ölçüde verilen kararlar, skandal niteliğindeki olaylar ve yasalar tarihî bir düzlemde ele alınıyor. Çevirmen ayrıca kızlık zarına yüklenen anlam, bekâret testi gibi birtakım komik ve insanlık asına utanç verici uygulamaları da irdeliyor. Zaten yüksek lisansını Kadın Araştırma Bölümü'nde yapan çevirmen için doğal ve bir o kadar güzel bir durum.

Çevirmen ve yazdığı ön söz ile ilgili bu kadar bilgiden sonra kitabın asıl kısmına geçebiliriz. On iki bölümden oluşan bu kitap ön sözde de yazıldığı gibi bâkire olmanın ne anlama geldiği, toplum tarafından yüklenen anlamlar ve bu anlamların insanlık tarihindeki yerleri ve kıyaslamaları, tıp dünyasının ve insanların kızlık zarına yükledikleri anlam; kızlık zarının ne olduğu, işe yarıyorsa ne işe yaradığı, diğer canlılardaki işlevi, bugüne kadar birçok farklı yöntemi olan bekâret testleri (özellikle tarih boyunca yapılan öyle rezil testler var ki) gibi çok ayrıntılı bilgiler sunuyor.

Benim daha çok ilgimi çeken şey ise, böyle bir eserin yazılmak zorunda olması utancıydı. Yazar, yüzlerce sayfayla kızlık zarının toplum tarafından sık sık söylenen "vajinayı kapattığı, koruyucu olduğu, her kadında bulunduğu, ilk cinsel tecrübede kanadığı, kutsal olduğu" gibi son derece yaygın olan görüşleri ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Tırnak içinde yazılan tüm sözler maalesef ya tamamen ya da çok büyük ölçüde yanlış şeyleri kapsıyor.

Kitap, burada yazamayacağım kadar kapsamlıydı ve güzel araştırma örneklerini içeriyordu. Bu konulara İLGİ DUYMAYAN herkes okusa keşke, ilgi duyanların zaten kitabın yazılmasına sebep olanlar gibi bilgisiz olduklarını ve yanlış düşündüklerini sanmıyorum.
414 syf.
·4 günde·10/10
"Bekaret hakkında bildiğinizi sandığınız her şey yanlış."

Bu cümleyle başlıyor Blank kitaba. Uzun süren kapsamlı incelemeleri sonunda kendisi de şaşırarak öğrendiği her şeyi bize aktarıyor.

Bekaret nedir? Toplumsal açıdan nedir bilimsel açıdan nedir? Anatomik olarak bekaret tanımlanabilir mi? Tıp, tarih boyunca bekareti nasıl tanımladı? Korunmalı mı yoksa hemen kurtulmak mi gerekir? Kaç çeşit bekaret vardır? Birinin bakire olup olmadığı anlaşılabilir mi? Tarih boyunca hangi yöntemlerle anlaşılmaya çalışıldı? Geleneksel kabileler bekareti nasıl anlıyor? Din bu tartışmaların neresinde? Kadınları rahibe olmaya iten sebep sadece bakire kalma çabası mıydı? Günümüzde devlet, toplum ve bilim bunun neresinde?

Bunun gibi bir çok soruya cevap bulunabilecek çok kapsamlı bir kaynak. Konuyu bilimsel, tarihsel ve sosyolojik pek çok açıdan ele alıyor. Neredeyse yazılı çoğu kaynak elden geçirilmiş ve siz kitapta bunların kaba bir özetini okuyorsunuz. Yakın tarih anlatılırken de çok büyük kesimlere hitap eden dizilerden yayimlanan kitaplara pek çok kaynak yorumlanıyor. Yazar sizi ilk düşünürlerin kitaplarından alıyor son zamanlardaki yasal düzenlemelere kadar getiriyor.

Kesinlikle alıp bir solukta okunacak bir kitap değil. Yazı dili aslında akıcı ama bütün insanlık tarihini bir konu üzerinden bir anda okumak pek verimli olmayabilir. Bu yüzden sindirilerek okunmalı hatta araştırılarak da.

Çok güzel tarihi olaylar var. Bekaret bağlamında yeniden yorumlanıyor. Bunun için öncesinde bahsi geçen olaylar araştırılırsa bence çok daha verimli bir okuma olmuş olur.

Zor bir okumaydı. Insanlığın her döneminde başka şekillerde kendini gösteren "bekaret" bilinci hakkında bilgi edinmek isteyen herkesin başvurmak isteyeceği başucu kitabı niteliğinde bir eser.
Hanne Blank
Bekaretin "El Değmemiş" Tarihi
414 syf.
·3 günde·9/10
Yuzyillardir suregelen bekaret tartismasini ele alan hanne blank ,derin bir arastirmanin ve calismanin sonucu olan bu enfes kitabi emek ergün 'un muazzam cevirisiyle biz okurlara sunuyor. Kadinlara yuruyen vajina gözüyle bakılmasından tutun "namus" cinayetlerine kadar insanlık dışı bir cok tutum dünyanın laneti olmus durumda. Bekaretin ne oldugu ve de ne olmadigini anlamak adina, kadinlarin ne gibi durumlarla mucadele etmek zorunda oldugunu anlatabilmek adina okuyun,okutun.
Hatice
Hatice Bekaretin "El Değmemiş" Tarihi'yi inceledi.
Bekâretin nasıl insan eliyle olusturuldugunun ve bu uğurda sadece kendi ülkemizde değil dünyada kaç kadının canini aldığının kanıtı niteliğinde bu kitap. Tüm kadınların ve hatta insanların okuması gereken bir kitap.
414 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bekaret toplumların ve kültürlerin en büyük tabusudur. kitap hiç var olmayan bir şeyin kadınlar için nasıl büyük tehlike arz ettiğini, ataerkil sistemi yürütebilmek için yaratılan toplumsal bir kurgu olarak bekaret olgusunun kontrol etme mekanizması olarak nasıl kullanıldığını derli toplu ve oldukça ilgi çekici bir şekilde anlatıyor. Bekaret denen şey aslında kadın vücudunda hiçbir işlevi olmayan bir zar üzerinden kültürel ve toplumsal normlara erkek /kuralcı(patriarkal) düzene uygun plarak nasıl yeniden üretilip baskı mekanizması haline getirildiğini anlatıyor. ayrıca Himen denen şeyin anatomik özelliklerini de açıklayan okunması gereken eserlerden. Önyargılı olmayıp okumak lazım. katılırsın ya da katılmazsın ama bilmek gerekli bu tabunun altında yatan milyonlarca yıllık derin ataerkil kültürel yapıyı anlamak için okunması gereken eserlerden.
414 syf.
Ne bekaretmiş arkadaş üstüne bu kadar düşülecek dedirten kitap!

Evet seks fizyolojik bir ihtiyaçtır bunu tüm bilim çevreleri belirtiyor. Şimdi trajik yere gelelim siz hiç bir insanın uyuduğu, yemek yediği veya su içtiği için öldürüldüğünü gördünüz mü? İşte sırf fizyolojik bir ihtiyacını giderdi diye insanı bu kadar ötekileştirip hatta öldürme noktasına getirtip ve hatta öldürmesi ne kadar trajik değil mi!
Günümüzde görüyoruz Erkek istediğini yapmaya, istediği kadınla beraber olmaya çalışıyor ve beraber olunca bir kahraman gibi davranılıyor ama bunu Kadın yapınca dışla, yok say, ötekileştir, öldür!

Fizyolojik anlamda hiç bir değeri olmayan(Himenin işlevselliği ile ilgili Robert B. Edgerton’un Hasta Toplumlar kitabında bu zarın kadına dışardan vajina yoluyla gelebilecek bakteri ve mikroplardan korunma amacıyla Evrim’in kadınlarda oluşturduğu bir beden parçasıdır der) bu kadının normal bir beden parçasına bu kadar anlam yüklemek ne kadar saçma olduğunu görebiliyoruz.
Kitapta bekaretin sonradan öğrenilen bir soyut kavram olduğunu ve bunun insan doğasına ait olmadığını ifade ettiğini görebiliyoruz.

Fizyolojik bir ihtiyacı bu kadar farklı yönlere çekme çabaları neden? Aslında bekaretin oluşma biçimini ben şöyle açıklamak istiyorum. Tarım kültürüne geçen insanlık(M.Ö 10000 civarı)özel mülkiyet kavramını geliştirdi. Özel mülkiyetin benim hissi yaratması tabi ki sadece tarımla sınırlı kalmayıp farklı alanlarada kaydı bunun en çarpıcı örneği artık kadını sahiplenmek ve benim hissini kadın üzerinden tatmin etmek oldu benim kadınım benim malım benim malım benim bekaretim. Ve bu da ataerkilliğin(M.Ö 8500 civarı) zeminini oluşturdu.Tarım kültüründeki erkek işi tek eline alarak kadını eve hapsettmeye ve geri plana atmaya başlaması sonucunda bekaretin bu kadar önem kazanmasına neden oldu. Bekaretin oluşumunu bu şekilde cevaplıyorum.
Bunun sonucunda ise kadına bir mal gözüyle bakıp isteği şekilde kullanma yetkisini ele geçirdi erkek. Öyle bir hal aldık ki bakire kadını üst statüye sahip kişilere satmaya kadar ilerledi.

Günümüzde ve yakın geçmişe baktığımızda ise modern kadının neler yapabileceğini ve kendi haklarını ele geçirirken nasıl mücadele ettiğini görebiliyoruz.
414 syf.
·Beğendi·7/10
Eril zihniyet ve onun getirisi olan kavramları eleştiren Blank kadın olmanın bazı uzuv yada kavramlar ile olmadığını yaptığı araştırmada açık bir şekilde dile getirmiştir .
Tecavüzle çalınan bekaretin yarattığı o meşhur ‘namus’ boşluğunu doldurmak adına “zamanla seversin” diye tecavüzcüsüyle evlendirilen kadınların karanlığa hapsedildiği ama tecavüz eden adamların aklanıp, taçlandırılıp, azat edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Birçok ataerkil toplumda olduğu gibi, Türkiye’de de kadınlar, bedensel ve cinsel olarak kontrol mekanizmasına maruz kalır. Namus kavramıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan bekâret olgusu, bu kontrol mekanizmalarından biridir.
Bekaretle aşırı derecede ilgilenen ve bekaretini ''yanlış'' şartlar altında kaybeden kadınların cezalandırıldığı ve ''doğru'' zaman gelene kadar saklayanların övgüye boğulduğu uzun bir geçmişe sahip olan kültürde yaşıyoruz.
Nawal el Saadawi’nin Arap toplumları için söylediği sözler, Türkiye için de geçerlidir: “Bizim Arap toplumumuzda çarpık bir namus kavramı vardır. Bir adamın namusu, ailesinin kadın üyelerinin himenleri sağlam olduğu sürece, güvendedir. Namus, adamın kendi davranışlarından çok, ailedeki kadınların davranışlarıyla ilişkilidir."
Doğası gereği tekeşli olan dişi miti ve bunun eşi diyebileceğimiz doğası gereği çapkın olan erkek miti, Batı’nın her yerine yayılmış olan çifte standardı pekiştirmek için yüzyıllardır tekrarlandı durdu. Ancak bugüne kadar sayısız bilimcinin kanıtladığı gibi (Bettyann Kevles’in Females of the Species adlı eseri bu konuda, anlaşılması kolay, araştırması iyi yapılmış bir giriş kitabıdır), gerçek aslında hiç de öyle değildir. Kadınlar doğal olarak erkeklerden daha tekeşli değildir.
''Kadınlara yönelik bu tür yıkıcı şiddet uygulamalarının sona erdiğini görme arzumuz ne kadar aşırı olursa olsun, başka kültürlerin, iş cinselliğe gelince izledikleri yollardan öylece vazgeçip çağdaşlığın kültürel önceliklerini benimsemelerini beklemek gerçekçi değildir.
(..)
Özellikle de bekaret gibi bir konuda bunu yapabilmenin yolları çoğu zaman sarp ve belirsizdir. Varsayımın ve bilgisizliğin karanlığında bu tür yolları geçme girişimi, olsa olsa süreci daha da zorlaştırır. Bunun gibi kitaplar (tabii ki sadece bununla sınırlı değil) değişimin hayati bir parçasıdır.''
...tecavüzle çalınan bekâretin yarattığı namus boşluğunu doldurmak adına “zamanla seversin” diye tecavüzcüsüyle evlendirilen kadınların karanlığa hapsedildiği ama tecavüz eden adamların aklanıp azat edildiği bir ülkede yaşıyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bekaretin "El Değmemiş" Tarihi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750506192
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Bekâret nedir? Koruyup saklamak mı gerekir, yoksa hemen kurtulmak mı? Kaç çeşit bekâret vardır? Birinin bakire olup olmadığını anlayabilir miyiz? Bekâretin kanıtı yalnızca himen denilen küçücük bir doku parçası mıdır? Kaç çeşit himen vardır? Yüzyıllardır aile, eğitim, tıp, yasa, din gibi ataerkil kurumlar tarafından bedenlerimiz üzerine inşa edilen bekâret kültürü hakkındaki kapsamlı araştırmasında Hanne Blank bunlar gibi daha birçok soruya yanıt arıyor. Blank, kitabın “Bekâretbilim” başlıklı ilk kısmında bekâretin tıbbi ve bilimsel yönleri konusuna odaklanırken aslında kolayca gözden kaçırılabilecek, varla yok arası, incecik bir zara “himen” adını veren tıp biliminin özünde işlevsiz bir zar parçasını nasıl “işlevli” hale getirdiğini ele alıyor. İkinci kısım “Bakire Kültürü” ise bekâretin toplumsal ve kültürel yönleriyle ilgileniyor: Bekâret gibi soyut kavramları uygulamaya geçirme sürecinin, kaçınılmaz olarak hem geçmişin hem günümüzün ortamını, kuramlarını, düşünüşlerini ve göreneklerini yansıttığını; kuşaktan kuşağa aktarıldığını ortaya koyuyor. “Bekâret hakkında bildiğinizi sandığınız her şey yanlış,” diyen Blank, bekâretle ilgili olarak şimdiye dek aklımıza gelmeyen, gelse bile hiç sorgulamadığımız sorular üzerinden bu mitin el değmemiş tarihinin izini sürüyor.

Kitabı okuyanlar 59 okur

  • Useyme Muhammed
  • Azel Funda Yanık
  • Useyme MUHAMMED
  • Yaren Bolat
  • ck
  • Enes
  • xflyc
  • Can
  • Dafne Mora
  • okur çizer

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.8 (8)
9
%34.8 (8)
8
%13 (3)
7
%13 (3)
6
%0
5
%4.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0