Adı:
Tıkanma
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393797
Orijinal adı:
Choke
Çeviri:
Funda Uncu İrklı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak," uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki. Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü"nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma. Tıp Falüktesi'nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikayesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bi tür "sürekli kahramanlık" hali. Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların "kitlelerin yeni afyonu olduğunu" düşünen, Tanrı'nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler aşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır. Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur. Palahniuk, Gösteri Toplumu'nun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder.
Allah'ım sen bizi tıkama. Bu nasıl bir tıkanmadır arkadaşlar? Bu nasıl bir yeraltı edebiyatıdır? Bir kitap ismiyle bu kadar mı uyumlu olabilir? İnsanlar böyle tıkanmayı nereden öğrendi?

Kitabın ana karakteri, para ihtiyacını restoranlarda yemekleri bile bile boğazına tıkayarak tıkanmış numarası yapan, bu sayede kendini her zaman ezik bir biçimde gösteren ve aynı zamanda da onu kurtaran insanları sürekli ters orantılı bir şekilde kahramanlaştıran birisi. Bir özet olarak bunları söylüyorum fakat olaylar bunla sınırlı olsaydı keşke.

Öncelikle Palahniuk'u Dövüş Kulübü'nden tanıyorum fakat ilk kez bir kitabını okuyorum. Aynı bir Trainspotting ya da bir Requiem for a Dream gibi popülizm eleştirileri, endorfin kurbanlığı, erotizm saplantısallığı, televizyon dizilerinin, Amerikan rüyası ve kültürünün insanlara bir şeyin bağımlılığını pompalaması var. Hatta yaptığı net tavsiyelerle ve yazım üslubuyla Trainspotting'in kardeşi gibi bir kitap olmuş bu.

Kitap, bu kitabı okumak yerine televizyonda izleyecek daha iyi şeyler olduğunu söyleyerek açılış yapıyor bize. Bunu neden özellikle üzerine bastıra bastıra söylediğini düşünüp durdum. Yeraltı edebiyatının insanların dinlemekten, görmekten ve yaşamaktan kaçındığı şeylerden ibaret olduğunun farkına vardım. Televizyonda gösterilmeyen şeyleri yeraltı edebiyatında bulabildiğimizin farkına vardım. Şöyle bir denklem kurabiliriz aslında : Gerçekler acıysa, yeraltı edebiyatı da gerçeklerse yeraltı edebiyatının acı olduğunun farkına vardım.

Ana karakter olan Victor Mancini adının anlamının tam tersine kendini yüceltme isteğinde zerre kadar olmayan bir kişi. Victor galip demektir fakat adam zerre kadar galip olmak istemiyor ki hayata karşı! İnadına daha çok kaybetmek istiyor, kaybettiğinde ise kazandığı daha çok ruhsal tıkanıklık oluyor. Ezilmeyi ve insanları kahramanlaştırmayı, bu sayede de onları kendine bağlı hale getirmeyi seviyor. Aynı zamanda o ve annesi tam bir manyak. Tam tamına zararlı alışkanlıklar bağımlısılar. Bu tekil bağımlılıklara paralel olarak adam insanları da kendine bağımlı hale getiriyor, insanlar Victor'un hayatını kurtarmayla ortamlarda hava atıyor ve çocuğa bağımlı hale gelmiş oluyorlar. Yani tam bir bağımlılık tıkanması var meydanda. Kendine de her zaman "İsa ne yapmazdı?" sorusunu sormayı hayat felsefesi olarak edinmiş ve o ne yapmazsa eleman da tam olarak onları yapıyor. Öyle ki Victor da zaten bağımlıların yolun sonunda neyi beklediklerini bildiğini söylüyor. Biz herhangi bir şeye bağımlı olmasak bile yolun sonunda bizi ne beklediğinin farkında mıyız? Gerçekten her şeyin birtakım sürprizden mi ibaret olduğunu düşünüyoruz?

Bu olayları kendi hayatlarımızla bağdaştırabiliriz. Farkında olmadan biz de tıkanıyoruz günden güne. Etrafımızdakiler kendini yüceltmeye devam edip aradıklarını bulamazken belki de farkında olmadan diplerdeki güzellikleri kaçırıyoruz. Bunu somut olgularla düşünmeyelim. Ruhumuzun derinliklerinde kim bilir ne cevherler saklıyoruz. Acaba biz de tıkanık mıyız ruhumuza, nefsimize, benliğimize ve çevremize karşı? Hiç sorduk mu bunu kendimize? Kitap bize kendimizi tanıma uğruna ezik, fakir, mazlum kalabileceğimizi öğretiyor. Sonuçların belki de kendimizi yüceltmelerimizde değil de ezik kalmakta ve toplumun bilmek, görmek, duymak istemediği özelliklerimizde olabileceğini kanıtlıyor.

Kitapla ilgili değil de yazarla ilgili bir eleştirim var. Kitabı okurken Chuck Palahniuk'la ilgili küçük bir araştırma yaptım ve adamın bildiğiniz online mağazası var arkadaşlar. Yani bir insan net bir şekilde kapitalizm, Amerikan rüyası ve Amerikan kültürü eleştirisi yapıp da nasıl şöyle bir https://chuckpalahniuk.threadless.com siteye sahip olabiliyor, insan gerçekten hayret ediyor.
Chuck Palahniuk okumaya ba yı lı yo rum!!

Tıkanma'yı okumadan önce yazarı tanımak adına, Dövüş Kulübü, Gösteri Peygamberi yada Görünmez Canavarlar ile giriş yapmanızı önermeden edemeyeceğim, zira yazar şöyle güzel bir girizgah yapıyor kitaba ;

"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin, kendinizi kurtarın, televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. sonra her şey daha da kötü olacak."

Epey iddialı bir giriş kabul edin. Fakat bunu iddialı bir yazar olmak istediği için yazdığı düşünmüyorum. Çünkü yazar da aynı bizler gibi, modern toplum çıkmazına saplanıp kalmış bir insan nihayetinde. Ve anladığım kadarıyla kitaplarında bu bataklığı parlatarak bizim bunu daha iyi algılamamızı sağlamaya çalışıyor. Bunu Tıkanma'da daha fazla hissettim. Kitapta ki Ida Mancini'nin ;
''Kölelerden oluşan bir jenerasyon yetiştiriyoruz.'' diye bağırdığı sahne söylediklerimin özeti olabilir.

Kitapta beni en çok etkileyen karakter şüphesiz Victor'un annesi Ida Mancini (Annecik), yaptığı her eylem,söylediği her söylem insanların yasalarla,adeta kurma bebeklere döndüğü bu çağda otoritelerin tamamını çökertip anarşinin fitilini ateşleme fikri bana çok cazip geliyor ve Annecik devam ediyor;

''İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalışırlardı. Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini; bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun, ne yaptığının kaydının tutulduğunu düşünün. Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmazdı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek gibi. Film izlemek gibi. Ama bunlar yine de sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok... ''

Ve devam ediyor;

''Öyle planlanmış bir vaziyetteyiz ve ince ince yönetiliyoruz ki, burası artık dünya olmaktan çıktı. Burası Lanet olası bir sahil güvenlik teknesi oldu! ''

İnsanların toplumun gözünde ki üstlenmek zorunda olduğumuz roller,sahnelemek zorunda kaldığımız Oscarlık oyunculuklar yaşamla bağımızı koparıp, her gün zincirin dışına çıkmamak adına verdiğimiz savaş bizi tüketiyor. İyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir evlat, iyi bir arkadaş, iyi bir sanatçı, iyi bir yazar, iyi bir bankacı, vb. bunlardan hiç biri olmazsak toplum bizi zincirin dışına itiyor, ve hep bir yarış halince daha iyisi olmanın telaşıyla koşup duruyoruz. Kahramanımız Victor Mancini'de tam bu çıkmaza düşmüş debelenip duruyor.

Kitapta epey pornografik öğe bulunuyor , hassasiyeti olanlara başlamadan ufak bir spoiler olsun. Chuck Palahniuk okurken ne ile karşılaşacağımı az çok kestirdiğim için kitabı beğenerek okudum. Herkese hitap edebilecek bir kitap değil fakat yeraltı okumaktan hoşlananlara önerebileceğim bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. :)
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.543 Oy)8.828 beğeni28.696 okunma836 alıntı139.624 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.298 Oy)19.060 beğeni43.374 okunma3.023 alıntı182.907 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.281 Oy)9.247 beğeni25.619 okunma1.826 alıntı118.697 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.415 Oy)3.916 beğeni12.965 okunma1.194 alıntı52.960 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.450 Oy)8.028 beğeni22.775 okunma826 alıntı89.763 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.715 Oy)13.412 beğeni34.526 okunma3.412 alıntı146.043 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.010 Oy)6.356 beğeni16.802 okunma2.897 alıntı86.068 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.886 Oy)8.843 beğeni26.322 okunma2.657 alıntı114.738 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.653 Oy)5.761 beğeni19.657 okunma836 alıntı101.171 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.470 Oy)7.871 beğeni21.375 okunma3.997 alıntı129.335 gösterim
Chuck Palahniuk'i Dövüş Kulübü ile tanıyanlardanım ben de. Hep okumak istiyordum, olmuyordu. Bu sitenin de en büyük faydası benim gibi tembel ama istekli olanları zorlaması bir nevi. Tıkanmadan, sıkılmadan bitirdim kitabı. Bir ders çıkardım mı, hayatım değişti mi? Hayır. Mutlu muyum? Çok. Okumaya değer mi, kesinlikle. Kimler okumalı? Din, Sex, Erkek/Kadın ilişkileri, Pornografi, Bağımlılıklar, Argo ve bunun gibi her konuda hassasiyeti olanlar hariç herkes. Evet, 150 karakteri de böyle doldurduktan sonra gereksiz kafa ütülemelerine geçebilirim sanırım. Başta kitabın isminden korkuyorsunuz ve Jean-Paul Sartre'ın bulantısı gibi bir şeyler okuyacağınızı sanıyorsunuz. Ama okumaya başlayınca, bunun gereksiz olduğunu anlıyorsunuz, su gibi akıyor kitap. Sanki Chuck yanınızda oturuyor; anlattıkça anlatıyor. Arada duraklıyor nefes almak için, siz bağırıyorsunuz devam etsin diye. Çoğunlukla gülüyorsunuz kahkahalarla. Bazen düşünüyorsunuz, sonra düşünmenin saçma bir şey olduğunu anlayıp tekrar gülüyorsunuz ve kitap bitiyor. Yaklaşık 300 sayfalık bir hikaye dinliyorsunuz. Ama ne hikaye, her şeye laf sokuyor adam. Yaşam, ölüm, tıp öğrencisi olmanın kötü yanları, çok şey bilmenin kötülükleri (kitapta sürekli bir şeyler öğreniyorsunuz), akıl hastalıkları, aşk, seks, kadın erkek ilişkileri, hayatın anlamı, anlamsızlığı (olmazsa olmazdı zaten), din, pornografi, uyuşturucu, bağımlılık, anarşi, psikoloji, her şey. Japon turistler bile var. Ve gerçekten sıkılmıyorsunuz bu 300 sayfa boyunca. Kahramanımız Victor Mancini'yle bir çocukluğuna dönüp, bir şimdiyi yaşıyorsunuz. Şimdi (yoktur ya gerçi) diğer incelemelere bakmayıp sadece burayı okuyanlar, "Ee, seks, küfür, laf sokma, başla bir şey yok mu? Recep İvedik gibi bir şey okumamın ne gereği var ki şimdi?" diyebilir doğal olarak. Değil, demesinler yani. Had safhada dolu bir kitap bu. Ben bir ders çıkarmadım dedim ama, eminim çoğu insan kitabın kapağını kapattıktan sonra hayatını sorgulayacaktır. Sonuçta Tracy'nin (Uçak tuvaletlerinde erkek bekleyen bir kızıl:) dediği gibi "Sahip olacağımız her şey bir gün kaybedeceğimiz şeylerin sadece biri." Hala okumak istemeyenler için şunu da söyleyeyim (Spoiler sayılmaz umarım); sonlara doğru dövüş kulübü gibi bir twist var bunda da. Bu saatten sonra diğer kitapları da okuyacağım mecburen. Sonra da 12 basamaklı bir tedavi bulacağım ben de bunun için. Sonuçta bağımlılık doğru kelime değil ama ilk akla geleni (Yapmasam olmazdı)
Uzun bir aradan sonra tekrar Palahniuk'a ve yeraltına, görmezden geldiğimiz yere, dönünce tıkandığımın farkına vardım. Tıkanma doğru kelime değil ama ilk akla geleni!
Buna tükenme de diyebiliriz bir nevi, her yeni gün ulaşmaya çalıştığımız ama bir yere kadar ilerleyip tıkandığımız ihtiyaçlarımız. Her cinsten taşlarla inşa ettiğimiz hayatımız eninde sonunda başımızda patlarken,
günün birinde kitaptaki küçük pislik gibi bizim de hedefimiz hayatımızın İsa'sı olmak; sevgiye ihtiyaç duymayacak kadar çok sevilmek. Çelişkinin vahimliği de tam burda ortaya çıkıyor işte.
Bu hayatta ne yapıyoruz, ne yapmaya çalışıyoruz? Kendimizi neyin peşinde tüketiyoruz? Değiyor mu peki? İşte bu soruları kendimize sorup yanıtlamamız gerekiyor. Chuck'u bu yüzden seviyordum sanırım, zihninden geçen en başta basit gibi görünen düşüncelerin gerçekte hayat tecrübesi ışığıyla yoğrulduğunu ortada, kişisel gelişim adı altında pohpohlanan dilin bomboş olduğu zırvaları okuyacağınıza yeraltı okumak insana daha çok şey katıyor bu yüzden.

Biraz hebele hübeleden sonra kitabın görünen kısmına ayak basmak gerekirse; tıp fakültesinden atılan sonra kafasının tahta eksik olan kısmını çalıştırıp ortada kalmamak için kendince bir çözüm bulan bir delinin ve en önemlisi çevresindekilerin hikayesini okuyoruz.

Kitabın başında bu kitabı bırakın diyor , mutlaka yapılacak daha zevkli bir şeyler vardır, gidin tv izleyin. Tabi bu, evrensel lisanda okumaya devam edin demektir ama ben tam tersini yaptım, gittim uzun zamandır bakmadığım vizonteleye bir göz gezdirdim. Kitaptaki goril ve adam hem gerçek hem de bir metafor aslında. Rastladığım saçma sapan "İşte benim stilim" programında olan da adamla gorilin ilişkisi gibiydi; jüri (gorile benzeyen kadın hatırınıza gelmiş olmalı) kestane yerine laf ile görüyordu işini, karşısındaki kadın da saf, mutlu, aptal yerine konmaktan memnun bir şekilde rol kesiyordu. İşte Palahniuk bu zamanlarda bizzat yaşadığımız gerçek ve trajikomik bir olayı anlatıyor.
Bazen ise ilaç ve kimyasal madde terimlerine giriyor, bu konuda bilginiz varsa çok daha güzel gelecektir.
Kitabı okurken en az kendisi kadar deli olan en yakın arkadaşının taş biriktirmesi bana Gogolun biriktirdiği ölü canları anımsattı; ikisi de bunu daha fazla güç için yapıyordu, ikisinin yaptığı da saçma, dışarıdan bakılınca aptalca olan ama aslında büyük bir anlamı olan şeylerdi sonuçta.

Her dakika bize aksettirilmeye çalışılan amerikan rüyasını dövüş kulübünde olduğu gibi burada da eleştirmiş Chuck ; daha iyi, daha hızlı, daha güzel, daha yakışıklı ve sonuç olarak daha mükemmel olmak zorundayızdır bu rüyaya göre. Ama adı üstünde bu sadece bir rüyadır, daha büyük evimizin olması bizi mutlu eden, özgürleştiren bir şey değildir.
Bir deyiş vardır bilirsiniz:
"Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır"
Ancak bu aşamadan sonra, gerçekten sizi mutlu eden ayrıntıları görmeye başlarsınız.

Sonuç olarak ben çok beğendim ve beynimde büyük bir çekmece açtım bile bu kitaptakiler için. Okurken durup düşünmek gerektiren yerler fazlasıyla tatmin etti. Keyifli bir okumaydı sanırım. Daha çok şey söylenir tabi, sizlere iyi okumalar :)

Not: Kitapta birkaç rahatsız edici erotizm örneği var, hassas okuyuculara dikkate almamalarını öneririm.
Tıkanma yazarın okuduğum ilk kitabı .  ( ayrıca bakınız : dövüş klübü ) O yüzden başka bir kitabiyla kıyaslama yapamam ama yazarın kendine münhasır anlatım tarzına bayıldığımı söylemeliyim. Bölüm bölüm ilerleyen hızlı akan bir kitap. Eminim kitabın konusunu, yeraltı edebiyatını vs. sevmeseniz dahi yazarın tarzı sizi de etkileyecektir. ( Ayrıca bakınız : yeraltı edebiyatına dair ayrıntılı bilgi   #16950358  )

Victor Mancini isimli karakterin etrafında dönüyor olaylar. Victor ve annesi aslında pek de sağlıklı bireyler sayılmazlar. O yüzden bazı düşünceleri saçma sapan gelebilir. Ama özellikle Victor' un çocukluk anılarında aktarılan bir çok konudaki eleştirisel yaklaşımlar harika.
Okurken hem eğlenmek, hem enteresan bilgiler öğrenmek, hemde yeraltı edebiyatının büyülü dünyasıyla iç içe olup ne kadar degisik bir kitap diye düşünmek istiyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Son olarak kitabı tek bir cümleyle özetlemek istiyorum. Kitap, muhteşem olmayabilir ama ilk akla geleni. :)) ( Kitapta çok sık geçen kalıplardan biri bu ne şimdi demeyin :D ) Iyi okumalar :)
Yazarın okuduğum kitabı değil ama ilk aklıma geleni. :) Chuck Palahniuk yüzde bir gülümseme bırakacak yazarlardan değil ama ben gülümsüyorum. Daha önce Ölüm Pornosu'nu okumuş ve çok beğenmiş biri olmama rağmen okurken zorlanmıştım. Yeraltı edebiyatının mükemmel örneklerinden biri olsa dahi Tıkanma kadar sürükleyici, akıcı bulmamıştım. İnsan Tıkanma'da kendinden daha fazla şey buluyor. Ölüm Pornosu kadar vurucu olmasa da çok daha fazla beğendiğimi, okurken neredeyse tadını alabildiğimi söyleyebilirim.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...chuck-palahniuk.html
Palahniuk'un okuduğum ilk kitabı. Kitabı okumanın akabinde 2008 yılı yapımı filmini de izledim. Özellikle sistemi bu kadar şiddetli ve alaycı bir şekilde eleştirel tarzı beni kendine hayran bıraktı. Kitap, yeraltı edebiyatı diye adlandırılan türden bir üslupla yazılmış olmakla, dinsel sorgulayışlara da sıkça yer vermektedir. Yazar ülkemizde 'şüpheli yazarlar' listesine dahil edilmiş ve bunun üzerine kendisi ile yapılan röportajdan bir kesit şöyledir ;

“geçenlerde türkiye tarafından philip roth ve marquis de sade’la birlikte ‘şüpheli yazarlar’ listesine dâhil edildiniz. biliyor muydunuz?” sorusuna ise “bilmiyordum, ama teşekkür ederim. ilk tepkim... pekâla, lanet olsun. yakın bir zamanda türkiye’ye gitmeyeceğim,” cevabini verdi.

yazar, cehenneme gerçekten inanıp inanmadığı sorusunu ise, “birşeylere inanıyorum. ama kendi yarattıklarını sonsuz bir cezaya mahkum edecek kadar kin tutan bir şeye değil. kimse bu kadar uzun süre kin tutamaz, tanrı bile. Ama belki türkler tutabilir,” diyerek yanıtladı.

http://www.sabitfikir.com/...lamaz-belki-turkler/
Kitap güzel elbet lakin çok fazla cinsel içerik içeriyor. Konusu gereği normal tabii ki ama beğenemedim. Bana fazla geldi. Kitaba başlayacak olanlar varsa bunu dikkate alarak başlasınlar, midesi ve zihniyeti kaldırabilecek olan varsa da kesinlikle durmasın. ^^
Yeraltı edebiyatının duayen ismi Chuck Palahniuk'tan yine bir şaheser. Dövüş kulübünde genelde tüketim toplumuna yapılan eleştiri bu kitapta genellikle psikolojiye yönelik bir eser. Kitabın güzelliğini yapılan alıntılardan da görebilirsiniz. Dövüş kulübü kadar olmasa da yine içindeki anektodlarla insanı şaşırtmayı ve bakış açısını değiştirebilmeyi başarabilen en iyi yazarlardan bir tanesi Palahniuk. Kitap her ne kadar argo bir dil kullansa da yeraltı ebebiyatını okumak isteyen insanlar bunu göze almalı diye düşünüyorum. Yeraltı edebiyatına aşinaysanız kesinlikle tavsiye ederim.
Kitabı okumaya başladığın an yazarın " Bu kitabı okumak yerine git televizyon izle." Uyarısı ile karşılaşıyorsun ve bu yarım sayfa kadar devam ettirilen bir mantra halini alıyor. Beklentiyi yükseltmek amacıyla yazıldığını düşündüğüm bu satırlar kitabın sonuna geldiğimde gerçekten bir satış politikası olmadığını anlıyorum. Palahniuk "okumayın" derken o kadar haklıymış ki..
Bir nevi televizyonun o görkemli dünyasında gösterilmeyecek, (hatta çok yakın arkadaşına dahi sır olarak veremeyeceğin) olayları anlatıyor bu kitapta.. seks bağımlılığı, akıl hastalığı, yapay bir iyilik hali.. Ama en çok sekskoliklik üzerinde duruyor ve okuduğum çoğu şeyi gözlerim çok fazla inkâr etti.
Esas karakterimiz Victor bir sekskolik ve nerdeyse deli diyeceğimiz bir anne ile birlikte büyümüş. onu bu hâle getiren en büyük kişi, her ay it gibi çalışarak bakım merkezine para vererek hayatta tutmaya çalıştığı kadın annesi..
Kendisi tıp fakültesi terk ve bundan dolayı çok fazla hastalık adı görmen oldukça mümkün..
Kendisinin aynı zamanda garip bir özelliği var lüks lokantalarda yemekleri neredeyse yutamayacak kadar tıkıştırması ve şanslı bir kişinin onu kurtarmasına izin vermesi.. aslında tamamen kendi için var olan "ilgi görme" duygusunu beslerken karşı tarafında içinde bulunan "kahraman olma, önemli biri gibi hissetme" duygularını tatmin ediyor.
Arz- talep ilişkisi gibi.
Bahsettiğim ikinci olayın mantıklı hale getiren kitapta yer alan:
" İnsanların üstünlük taslayabilecekleri birine ihtiyaçları vardır. Bu yüzden mazlum olmaya devam edin"
Bu cümleler..
Bu his artık o kadar büyüyecek ki Victor' un gözünde bir kaç dışardan etmenle kendisini çok büyük bir ilâhi varlık olarak görmeye falan başlayacak..
Çok fazla istenmeyen bilgi vermeden kitabın tamamen kötü olduğu, iyi olan şeylerinde aslında yapay bir iyilik olduğunu unutmaman gerekiyor yeraltı edebiyatı mutlu sonla bitmiyor maalesef..
Kitapta bilinç akışı var mı bilmiyorum orayı tam anlayamadım ama bilinç akışının da varlığını görmek oldukça mümkün ve kitabı tam anlamıyla anlaman için tek engel o gibi. Bu son dediğim seni korkutmasın konunun yük kamyonu gibi yokuş yukarı çıkmasını ve zirveye gelince frenleri boşalmış gibi nasıl hızla aşağı indiğini oldukça güzel hissediyorsun..
Yazarın dediği gibi: "eğer bu kitabı okumaya niyetleyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır."
Kitaba puanım: 5/5
Yazarın 'Dövüş Klübü'nden sonra okuduğum ikinci kitabi 'Tıkanma' . Adı üstünde tıkanan hayatları anlatırken başrole yerleştirdiği kişinin lüks restoranlarda yemek yerken tıkanma numarası yapması sonucu, boğulmasını engelleyen - hayatını kurtaran - kişilerden aldığı yardımlarla yaşaması ve buna karşılık o kişilerin kendilerini kahraman gibi hissettirdiği için de onlara yardım ettiğini savunan bir anlayışa sahip olması üzerine kurulu bir roman. Victor Mancini denen bu kişinin sekskolik olmasıni da ince ince işleyen ve tıkanmış hayatların yaşamın getirdiği bağımlılıklarla oluştuğunu anlatan Amerikan toplumunun dayattıklarını eleştiren yeraltı edebiyatının güzel örneklerinden biri.
Seks bağımlısı kişinin etrafında dönen olaylar anlatıldığı için, bazi bölümlerin pornografik yönünden rahatsızlık duymayacak ve yeraltı edebiyatı sevenlere tavsiye olunur.
Kitaba başlarken dediği gibi " bu kitabı okumayın, televizyonda izleyecek daha iyi bir şey vardir mutlaka onu izleyin" uyarısını da, kitapta, televizyondan izlemek istemeyeceğiniz şeyler barındıracağının bir işareti olarak yorumlamak yalnış olmaz sanırım.
Keyifli okumalar
Öncelikle okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi bunu söyleyerek başlamak istiyorum. Palahnıuk'un daha önce iki kitabını okumuştum ama bu kitabı bitirdiğimde bıraktığı etki çok farklı oldu. Kitaba başlarken akıcı bir şekilde olaya giriliyor ve bölümler halinde kahramanın yaşadıkları anlatılıyor ortalarında kitabı bırakmak istiyorsunuz sıkılabilirsiniz yazılanlar sizi rahatsız edebilir ama devam edin sonunda tam kahramanın ruh haline kendinizi kaptırmışken tıkanma öyle bir çözüme ulaşıyor ki yazarın hayal gücüne hayran oluyorsunuz. Kitaptan çok ümitli değildim ama beni gerçekten şaşırttı. Tavsiye etme durumuna gelince Palahnıuk her okuyucuya hitap etmez tamamen kavramak için önce başka bir kitabını okumanızı öneririm
Greve gidiyorum.
Bundan sonra kadınlar kendi kapılarını kendileri açsınlar.
Kendi yemeklerinin parasını kendileri ödesinler.
Kimsenin ağır kanepesini taşımayacağım artık; bitti.
Sıkışmış kavanoz kapaklarını açma faslı da bitti.
Ve bir daha asla hiçbir klozet kapağını kaldırmayacağım.
Lanet olsun, bundan sonra bütün klozet kapaklarına işeyeceğim.
Chuck Palahniuk
Sayfa 205 - Ayrıntı Yayınları
İnsanın elde ettiği kadını asla düşünmemesi komiktir aslında. Unutamadığın kişi, daima senden uzakta olandır.
Chuck Palahniuk
Sayfa 77 - Ayrıntı Yayınları
Her şeye karşı savaştım ;
ama zamanla hiçbir şeyin yanında olmadığımı da anladım
Chuck Palahniuk
Sayfa 114 - ayrıntı
Birbirimizden nefret ettiğimizden daha çok nefret edeceğimiz biri daha olacak. O da kendimiz.
Sadece bu birkaç dakika zarfında insan olabiliyorum.
Sadece bu dakikalarda kendimi yalnız hissetmiyorum.
Chuck Palahniuk
Sayfa 26 - Ayrıntı Yayınları
Eğer bir gün yakalanıp yeterince teşhir ve ifşa edilirseniz, bir daha asla saklanamazdınız. Sosyal hayatınızla özel hayatınız arasında bir fark kalmazdı.
Yeterince kazanıp başarılı olursanız, başka hiçbir şey kazanmak veya yapmak istemezdiniz.
Yeterince yiyip uyursanız, daha fazlasına ihtiyacınız olmazdı.
Yeteri kadar insan sizi severse, artık sevgiye ihtiyacınız olmazdı.
Chuck Palahniuk
Ayrıntı-ebook

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tıkanma
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393797
Orijinal adı:
Choke
Çeviri:
Funda Uncu İrklı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak," uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki. Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü"nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma. Tıp Falüktesi'nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikayesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bi tür "sürekli kahramanlık" hali. Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların "kitlelerin yeni afyonu olduğunu" düşünen, Tanrı'nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler aşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır. Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur. Palahniuk, Gösteri Toplumu'nun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder.

Kitabı okuyanlar 555 okur

  • Arda Bolat
  • Bahar Karakaş
  • Emre Er
  • Mustafa Karakaş
  • Ayça İrem Cangür
  • Fatih Erkan
  • Mel Rose
  • Elif Ezgi
  • Leyla yüksel
  • Özgür Bayraktar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%29.2
25-34 Yaş
%33.1
35-44 Yaş
%26.6
45-54 Yaş
%1.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.3 (39)
9
%22.9 (44)
8
%26 (50)
7
%16.7 (32)
6
%7.3 (14)
5
%3.6 (7)
4
%1 (2)
3
%0.5 (1)
2
%1 (2)
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları