Adı:
Tıkanma
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393797
Orijinal adı:
Choke
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak," uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki. Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü"nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma. Tıp Falüktesi'nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikayesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bi tür "sürekli kahramanlık" hali. Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların "kitlelerin yeni afyonu olduğunu" düşünen, Tanrı'nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler aşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır. Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur. Palahniuk, Gösteri Toplumu'nun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder.
288 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Chuck Palahniuk'in kitaplarını önerip yeraltı edebiyatını anlattım: https://youtu.be/IvPO-pKvUPw

Allah'ım sen bizi tıkama. Bu nasıl bir tıkanmadır arkadaşlar? Bu nasıl bir yeraltı edebiyatıdır? Bir kitap ismiyle bu kadar mı uyumlu olabilir? İnsanlar böyle tıkanmayı nereden öğrendi?

Kitabın ana karakteri, para ihtiyacını restoranlarda yemekleri bile bile boğazına tıkayarak tıkanmış numarası yapan, bu sayede kendini her zaman ezik bir biçimde gösteren ve aynı zamanda da onu kurtaran insanları sürekli ters orantılı bir şekilde kahramanlaştıran birisi. Bir özet olarak bunları söylüyorum fakat olaylar bunla sınırlı olsaydı keşke.

Öncelikle Palahniuk'u Dövüş Kulübü'nden tanıyorum fakat ilk kez bir kitabını okuyorum. Aynı bir Trainspotting ya da bir Requiem for a Dream gibi popülizm eleştirileri, endorfin kurbanlığı, erotizm saplantısallığı, televizyon dizilerinin, Amerikan rüyası ve kültürünün insanlara bir şeyin bağımlılığını pompalaması var. Hatta yaptığı net tavsiyelerle ve yazım üslubuyla Trainspotting'in kardeşi gibi bir kitap olmuş bu.

Kitap, bu kitabı okumak yerine televizyonda izleyecek daha iyi şeyler olduğunu söyleyerek açılış yapıyor bize. Bunu neden özellikle üzerine bastıra bastıra söylediğini düşünüp durdum. Yeraltı edebiyatının insanların dinlemekten, görmekten ve yaşamaktan kaçındığı şeylerden ibaret olduğunun farkına vardım. Televizyonda gösterilmeyen şeyleri yeraltı edebiyatında bulabildiğimizin farkına vardım. Şöyle bir denklem kurabiliriz aslında : Gerçekler acıysa, yeraltı edebiyatı da gerçeklerse yeraltı edebiyatının acı olduğunun farkına vardım.

Ana karakter olan Victor Mancini adının anlamının tam tersine kendini yüceltme isteğinde zerre kadar olmayan bir kişi. Victor galip demektir fakat adam zerre kadar galip olmak istemiyor ki hayata karşı! İnadına daha çok kaybetmek istiyor, kaybettiğinde ise kazandığı daha çok ruhsal tıkanıklık oluyor. Ezilmeyi ve insanları kahramanlaştırmayı, bu sayede de onları kendine bağlı hale getirmeyi seviyor. Aynı zamanda o ve annesi tam bir manyak. Tam tamına zararlı alışkanlıklar bağımlısılar. Bu tekil bağımlılıklara paralel olarak adam insanları da kendine bağımlı hale getiriyor, insanlar Victor'un hayatını kurtarmayla ortamlarda hava atıyor ve çocuğa bağımlı hale gelmiş oluyorlar. Yani tam bir bağımlılık tıkanması var meydanda. Kendine de her zaman "İsa ne yapmazdı?" sorusunu sormayı hayat felsefesi olarak edinmiş ve o ne yapmazsa eleman da tam olarak onları yapıyor. Öyle ki Victor da zaten bağımlıların yolun sonunda neyi beklediklerini bildiğini söylüyor. Biz herhangi bir şeye bağımlı olmasak bile yolun sonunda bizi ne beklediğinin farkında mıyız? Gerçekten her şeyin birtakım sürprizden mi ibaret olduğunu düşünüyoruz?

Bu olayları kendi hayatlarımızla bağdaştırabiliriz. Farkında olmadan biz de tıkanıyoruz günden güne. Etrafımızdakiler kendini yüceltmeye devam edip aradıklarını bulamazken belki de farkında olmadan diplerdeki güzellikleri kaçırıyoruz. Bunu somut olgularla düşünmeyelim. Ruhumuzun derinliklerinde kim bilir ne cevherler saklıyoruz. Acaba biz de tıkanık mıyız ruhumuza, nefsimize, benliğimize ve çevremize karşı? Hiç sorduk mu bunu kendimize? Kitap bize kendimizi tanıma uğruna ezik, fakir, mazlum kalabileceğimizi öğretiyor. Sonuçların belki de kendimizi yüceltmelerimizde değil de ezik kalmakta ve toplumun bilmek, görmek, duymak istemediği özelliklerimizde olabileceğini kanıtlıyor.

Kitapla ilgili değil de yazarla ilgili bir eleştirim var. Kitabı okurken Chuck Palahniuk'la ilgili küçük bir araştırma yaptım ve adamın bildiğiniz online mağazası var arkadaşlar. Yani bir insan net bir şekilde kapitalizm, Amerikan rüyası ve Amerikan kültürü eleştirisi yapıp da nasıl şöyle bir https://chuckpalahniuk.threadless.com siteye sahip olabiliyor, insan gerçekten hayret ediyor.
288 syf.
·6 günde·8/10
Chuck Palahniuk okumaya ba yı lı yo rum!!

Tıkanma'yı okumadan önce yazarı tanımak adına, Dövüş Kulübü, Gösteri Peygamberi yada Görünmez Canavarlar ile giriş yapmanızı önermeden edemeyeceğim, zira yazar şöyle güzel bir girizgah yapıyor kitaba ;

"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin, kendinizi kurtarın, televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. sonra her şey daha da kötü olacak."

Epey iddialı bir giriş kabul edin. Fakat bunu iddialı bir yazar olmak istediği için yazdığı düşünmüyorum. Çünkü yazar da aynı bizler gibi, modern toplum çıkmazına saplanıp kalmış bir insan nihayetinde. Ve anladığım kadarıyla kitaplarında bu bataklığı parlatarak bizim bunu daha iyi algılamamızı sağlamaya çalışıyor. Bunu Tıkanma'da daha fazla hissettim. Kitapta ki Ida Mancini'nin ;
''Kölelerden oluşan bir jenerasyon yetiştiriyoruz.'' diye bağırdığı sahne söylediklerimin özeti olabilir.

Kitapta beni en çok etkileyen karakter şüphesiz Victor'un annesi Ida Mancini (Annecik), yaptığı her eylem,söylediği her söylem insanların yasalarla,adeta kurma bebeklere döndüğü bu çağda otoritelerin tamamını çökertip anarşinin fitilini ateşleme fikri bana çok cazip geliyor ve Annecik devam ediyor;

''İnsanlar dünyanın güvenli ve düzenli bir yer olması için yıllarca çalışırlardı. Ama hiç kimse bunun ne kadar sıkıcı olabileceğinin farkında değildi. Bütün dünyanın parsellendiğini, hız limitleri konduğunu, bölümlere ayrıldığını, vergilendirildiğini ve düzenlendiğini; bütün insanların sınavlardan geçirildiğini, fişlendiğini, nerede oturduğunun, ne yaptığının kaydının tutulduğunu düşünün. Hiç kimseye macera yaşayacak bir alan kalmazdı, satın alınabilenler hariç. Lunaparka gitmek gibi. Film izlemek gibi. Ama bunlar yine de sahte heyecanlardı. Dinozorların çocukları yemeyeceğini bilirsiniz. Büyük bir sahte afetin olma şansı bile oy çoğunluğuyla ortadan kaldırıldı. Gerçek afet veya risk ihtimali olmadığından, gerçek kurtuluş şansı da ortadan kalkmış oldu. Gerçek mutluluk yok. Gerçek heyecan yok. Eğlence, keşif, buluş yok... ''

Ve devam ediyor;

''Öyle planlanmış bir vaziyetteyiz ve ince ince yönetiliyoruz ki, burası artık dünya olmaktan çıktı. Burası Lanet olası bir sahil güvenlik teknesi oldu! ''

İnsanların toplumun gözünde ki üstlenmek zorunda olduğumuz roller,sahnelemek zorunda kaldığımız Oscarlık oyunculuklar yaşamla bağımızı koparıp, her gün zincirin dışına çıkmamak adına verdiğimiz savaş bizi tüketiyor. İyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir evlat, iyi bir arkadaş, iyi bir sanatçı, iyi bir yazar, iyi bir bankacı, vb. bunlardan hiç biri olmazsak toplum bizi zincirin dışına itiyor, ve hep bir yarış halince daha iyisi olmanın telaşıyla koşup duruyoruz. Kahramanımız Victor Mancini'de tam bu çıkmaza düşmüş debelenip duruyor.

Kitapta epey pornografik öğe bulunuyor , hassasiyeti olanlara başlamadan ufak bir spoiler olsun. Chuck Palahniuk okurken ne ile karşılaşacağımı az çok kestirdiğim için kitabı beğenerek okudum. Herkese hitap edebilecek bir kitap değil fakat yeraltı okumaktan hoşlananlara önerebileceğim bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. :)
  • Gösteri Peygamberi
    8.5/10 (851 Oy)751 beğeni2.431 okunma1.494 alıntı21.593 gösterim
  • Ölüm Pornosu
    7.0/10 (474 Oy)337 beğeni1.629 okunma390 alıntı18.322 gösterim
  • Görünmez Canavarlar
    8.3/10 (338 Oy)298 beğeni1.014 okunma619 alıntı8.045 gösterim
  • Factotum
    7.9/10 (388 Oy)339 beğeni1.295 okunma443 alıntı8.037 gösterim
  • Kadınlar
    7.3/10 (468 Oy)426 beğeni1.609 okunma1.260 alıntı16.265 gösterim
  • Toza Sor
    8.6/10 (728 Oy)661 beğeni2.059 okunma1.444 alıntı17.854 gösterim
  • Dövüş Kulübü
    8.9/10 (1.546 Oy)1.488 beğeni4.536 okunma1.982 alıntı26.547 gösterim
  • Malafa
    8.0/10 (597 Oy)534 beğeni1.964 okunma844 alıntı8.114 gösterim
  • Ekmek Arası
    8.3/10 (912 Oy)872 beğeni3.059 okunma1.512 alıntı23.446 gösterim
  • Pis Moruğun Notları
    8.1/10 (243 Oy)307 beğeni1.022 okunma694 alıntı9.770 gösterim
288 syf.
·7 günde·9/10
Chuck Palahniuk'i Dövüş Kulübü ile tanıyanlardanım ben de. Hep okumak istiyordum, olmuyordu. Bu sitenin de en büyük faydası benim gibi tembel ama istekli olanları zorlaması bir nevi. Tıkanmadan, sıkılmadan bitirdim kitabı. Bir ders çıkardım mı, hayatım değişti mi? Hayır. Mutlu muyum? Çok. Okumaya değer mi, kesinlikle. Kimler okumalı? Din, Sex, Erkek/Kadın ilişkileri, Pornografi, Bağımlılıklar, Argo ve bunun gibi her konuda hassasiyeti olanlar hariç herkes. Evet, 150 karakteri de böyle doldurduktan sonra gereksiz kafa ütülemelerine geçebilirim sanırım. Başta kitabın isminden korkuyorsunuz ve Jean-Paul Sartre'ın bulantısı gibi bir şeyler okuyacağınızı sanıyorsunuz. Ama okumaya başlayınca, bunun gereksiz olduğunu anlıyorsunuz, su gibi akıyor kitap. Sanki Chuck yanınızda oturuyor; anlattıkça anlatıyor. Arada duraklıyor nefes almak için, siz bağırıyorsunuz devam etsin diye. Çoğunlukla gülüyorsunuz kahkahalarla. Bazen düşünüyorsunuz, sonra düşünmenin saçma bir şey olduğunu anlayıp tekrar gülüyorsunuz ve kitap bitiyor. Yaklaşık 300 sayfalık bir hikaye dinliyorsunuz. Ama ne hikaye, her şeye laf sokuyor adam. Yaşam, ölüm, tıp öğrencisi olmanın kötü yanları, çok şey bilmenin kötülükleri (kitapta sürekli bir şeyler öğreniyorsunuz), akıl hastalıkları, aşk, seks, kadın erkek ilişkileri, hayatın anlamı, anlamsızlığı (olmazsa olmazdı zaten), din, pornografi, uyuşturucu, bağımlılık, anarşi, psikoloji, her şey. Japon turistler bile var. Ve gerçekten sıkılmıyorsunuz bu 300 sayfa boyunca. Kahramanımız Victor Mancini'yle bir çocukluğuna dönüp, bir şimdiyi yaşıyorsunuz. Şimdi (yoktur ya gerçi) diğer incelemelere bakmayıp sadece burayı okuyanlar, "Ee, seks, küfür, laf sokma, başla bir şey yok mu? Recep İvedik gibi bir şey okumamın ne gereği var ki şimdi?" diyebilir doğal olarak. Değil, demesinler yani. Had safhada dolu bir kitap bu. Ben bir ders çıkarmadım dedim ama, eminim çoğu insan kitabın kapağını kapattıktan sonra hayatını sorgulayacaktır. Sonuçta Tracy'nin (Uçak tuvaletlerinde erkek bekleyen bir kızıl:) dediği gibi "Sahip olacağımız her şey bir gün kaybedeceğimiz şeylerin sadece biri." Hala okumak istemeyenler için şunu da söyleyeyim (Spoiler sayılmaz umarım); sonlara doğru dövüş kulübü gibi bir twist var bunda da. Bu saatten sonra diğer kitapları da okuyacağım mecburen. Sonra da 12 basamaklı bir tedavi bulacağım ben de bunun için. Sonuçta bağımlılık doğru kelime değil ama ilk akla geleni (Yapmasam olmazdı)
288 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Chuck Palahniuk’un, ülkemizde toplatılma kararı alınan, sonra da beraat ettirilen romanı.

“Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin.
Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın.
Kendinizi kurtarın.”

Palahniuk daha en başından uyarıyor bizi. Ama dinliyor muyuz? Tabii ki hayır. ‘Akıllanmaz’ doğru kelime değil, ama ilk akla geleni. Palahniuk, her kitabında yaptığı gibi sağlı, sollu kroşelerle beyninize beyninize vuruyor. Bir kez daha sisteme ve sistemin bir parçası olan bizlere verip veriştiriyor.

‘Spoiler’ doğru kelime değil, ama yok, doğru kelime. Buradan sonrası spoiler içerir.



Bu seferki anti kahramanımızın adı Victor Mancini. Kendisi göçmen bir annenin, seks bağımlısı olan oğlu. Palahniuk da bir dönem terapi gruplarında gönüllü olarak yer almış ve destek olduğu kişilerden birinin ölümü üstüne destek gruplarını bırakmış. Bu olayın onu etkilediği kesin, çünkü Dövüş Kulubü’nde olduğu gibi Tıkanma’da da terapi grupları temasına rastlıyoruz. Ama Dövüş Kulubü’nde terapi grupları bir kaçış ve kurtarıcı niteliğindeyken, Tıkanma’da boka biraz daha batmanın diğer adı. Bağımlılıktan kurtulmak için on iki adım aşması gereken karakterimiz, dördüncü adımda tıkanmış kalmış. Seks bağımlılığından kurtulmak için gittiğiniz terapi gruplarında en rahat ne bulursunuz? Evet, seks. ‘İflah olmaz’ doğru kelime değil, ama ilk akla geleni.

“Her şey bir kopyanın kopyasının kopyası gibi” misali Dövüş Kulubü’nde, haftanın hangi gününde olduğunu patronunun kravat rengine göre belirleyen kahramanımız gibi, Tıkanma’daki kahramanımızda da benzer bir durum mevcut. Ama bu sefer belirleyici kravat rengi yerine, evet, kadınlar. “Nico’nun güzel poposu mu önümde kıvrılıyor, o zaman bugün çarşamba olmalı.” Her gün bir diğerinin kopyası ise günlere farklı adlar vermenin ne anlamı var zaten?

Victor Mancini, aynı zamanda bir süre tıp fakültesine gitmiş ama annesinin hastalığı ve bakım merkezi masrafları yüzünden tıp fakültesini bırakmış ve 18. yüzyıl temalı bir canlı müzede çalışmaya başlamış bir karakter. Karakterin tıp bilgisini, Palahniuk kendi tarzında yine mükemmel yedirmiş romana. Bu ister Dövüş Kulübü’nde Anlatıcının napalm bombası yapma konusundaki bilgileri olsun, ister Tıkanma’daki gibi birinin vücudunda bulunan ben hakkındaki tıp görüşleri olsun. Palahniuk bu işi oldukça iyi beceriyor.


“Yüzlerce hastayı kurtaracak muhteşem bir doktor olamadım; ama bu şekilde yüzlerce sözde doktor yaratan muhteşem bir hasta oldum.”

“Zayıfmış gibi yaparak, güç kazanırsınız. Kendinizi güçsüz göstererek diğer insanların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayabilirsiniz. İnsanların sizi kurtarmasına izin vererek aslında siz onları kurtarırsınız.”

Kahramanımızın bir diğer özelliği sahte kahramanlar yaratması. Lüks restoranlarda boğulma numarası yaparak, kendisini kurtaran bu insanlara ömürlerinin sonuna kadar övünecekleri ve gurur duyacakları bir durum yaratıyor. Dövüş Kulübü’ne göre biraz farklılaşıyor bu noktada Tıkanma. Dövüş Kulübünde kahramanımız çevresinde toplanan kalabalığa “özel ve eşsiz birer kar tanesi olduğunuzu mu sanıyorsunuz, değilsiniz, hepiniz aynı pisliğin farklı lacivertlerisiniz” mesajını defalarca yüzlerine vururken, Victor ise tam tersine insanlara kendilerini özel hissetmeleri için bir fırsat veriyor. Tabii ki bundan yararlanıp annesinin bakım masraflarını da karşılayarak. Çünkü bir uzakdoğu felsefesine göre birinin hayatını kurtarırsanız, ömrünüzün sonuna kadar o insandan sorumlu olursunuz.

“Ah şu yaşlılar. Şu insan enkazları,” diyerek annesinin bulunduğu bakım merkezindeki yaşlıların hayatlarında bulunan pişmanlıkları, korkuları ve suçları üstüne alması ve İsa’nın tekrar beden bulmuş hâli olduğuna inandığı yerler ise Victor karakterinde en ilgi çekici bulduğum kısımlardı. “İsa ne yapmazdı?” diye sürekli kendine sorarak daha da dibe vurmaya çalışırken karakterin girdiği psikoloji ve verdiği tepkiler her okuduğumda aynı etkiyi yaratıyor. Hikayenin ve bu konunun finali ise Victor’un, girdikleri kısır döngüden, sistemden biraz olsun kurtardığı insanlar tarafından taşlanarak sonu İsa’ya benzer şekilde bitmesi ile oldukça iyi bağlanmış. Bir çarmıha gerilme yok. En azından fiziksel olarak.



"Ana babalar, kitlelerin uyuşturucusudur!”

Kitabın benim için asıl kahramanı ise İda Mancini. Nam-ı diğer Annecik karakteri. Düşünceleri, hayata bakış açısı ve küçük anarşistlikleri ile yer yer Tyler Durden karakterini oldukça andırıyor. Romanda altını çizdiğim cümlelerin, aforizmaların ve çıkarımların büyük bir kısmı Annecik karakterine aitti. Her ne kadar genel olarak çok iyi bir anne portresi çizmese bile “sana dayatılan doğruları ve dünyayı kabul etme, kendi doğrularını ve dünyanı yarat” bakış açısı takdire şayan. Otobüsle giderken, Victor’a çevrenin resmini çizdirdiği ve ‘buralara istediğin adı verebilirsin’ dediği kısım Tıkanma’nın en sevdiğim bölümlerindendir.

''Çünkü öncülük yapılacak tek şey kaldı, o da elle tutulamayanların dünyası; fikirler, hikayeler, müzik ve sanat'' dedi.
''Çünkü hiçbir şey hayalindeki kadar güzel olamaz'' dedi.
''Çünkü sana hatalarını söylemek için sürekli yanında olamam'' dedi.



Tıpkı Dövüş Kulübü ve Gösteri Peygamberi romanlarında olduğu gibi bu kitabında da, ana karakterin düzenini bozan, kaçış yollarını tıkayan ve her şeyi geri dönülemez şekilde değiştiren kadın karakterini yine es geçmiyor Palahniuk. Karşınızda Dr. Paige Marshall. Oldukça iyi bir karakter yaratılmış. Ama bir ‘Marla Singer’ değil. Zaten hiçbir karakter bir ‘Marla Singer’ değil. O yüzden bu karakter için fazla kelam etmemeyi tercih ediyorum.



Palahniuk’un, sistemin zaaflarını ve açıklarını kullanarak, sisteme karşı duran karakterleri eşliğinde postmodernizme, sisteme, saçma alışkanlıklara, bağımlılıklara, insanların her şeye gereksiz anlamlar yüklemelerine, aileye, tüketim toplumuna ve ilişkilere taşlamalarda bulunduğu, alaya aldığı bir diğer tokatı.

Eğer hayatınızdan memnunsanız, sistem ve kurallar olmadan yaşayamayan bir koyundan farkınız yoksa bu kitap size göre değil. Gidin. Televizyonda mutlaka beyninizi daha da uyuşturacak bir şeyler vardır. Kaçın. Hep yaptığınız gibi.


İsa ne mi yapmazdı? İsa, kesinlikle İncil yerine böyle bir roman yazmazdı.

İyi Tıkanmalar.
288 syf.
Uzun bir aradan sonra tekrar Palahniuk'a ve yeraltına, görmezden geldiğimiz yere, dönünce tıkandığımın farkına vardım. Tıkanma doğru kelime değil ama ilk akla geleni!
Buna tükenme de diyebiliriz bir nevi, her yeni gün ulaşmaya çalıştığımız ama bir yere kadar ilerleyip tıkandığımız ihtiyaçlarımız. Her cinsten taşlarla inşa ettiğimiz hayatımız eninde sonunda başımızda patlarken,
günün birinde kitaptaki küçük pislik gibi bizim de hedefimiz hayatımızın İsa'sı olmak; sevgiye ihtiyaç duymayacak kadar çok sevilmek. Çelişkinin vahimliği de tam burda ortaya çıkıyor işte.
Bu hayatta ne yapıyoruz, ne yapmaya çalışıyoruz? Kendimizi neyin peşinde tüketiyoruz? Değiyor mu peki? İşte bu soruları kendimize sorup yanıtlamamız gerekiyor. Chuck'u bu yüzden seviyordum sanırım, zihninden geçen en başta basit gibi görünen düşüncelerin gerçekte hayat tecrübesi ışığıyla yoğrulduğunu ortada, kişisel gelişim adı altında pohpohlanan dilin bomboş olduğu zırvaları okuyacağınıza yeraltı okumak insana daha çok şey katıyor bu yüzden.

Biraz hebele hübeleden sonra kitabın görünen kısmına ayak basmak gerekirse; tıp fakültesinden atılan sonra kafasının tahta eksik olan kısmını çalıştırıp ortada kalmamak için kendince bir çözüm bulan bir delinin ve en önemlisi çevresindekilerin hikayesini okuyoruz.

Kitabın başında bu kitabı bırakın diyor , mutlaka yapılacak daha zevkli bir şeyler vardır, gidin tv izleyin. Tabi bu, evrensel lisanda okumaya devam edin demektir ama ben tam tersini yaptım, gittim uzun zamandır bakmadığım vizonteleye bir göz gezdirdim. Kitaptaki goril ve adam hem gerçek hem de bir metafor aslında. Rastladığım saçma sapan "İşte benim stilim" programında olan da adamla gorilin ilişkisi gibiydi; jüri (gorile benzeyen kadın hatırınıza gelmiş olmalı) kestane yerine laf ile görüyordu işini, karşısındaki kadın da saf, mutlu, aptal yerine konmaktan memnun bir şekilde rol kesiyordu. İşte Palahniuk bu zamanlarda bizzat yaşadığımız gerçek ve trajikomik bir olayı anlatıyor.
Bazen ise ilaç ve kimyasal madde terimlerine giriyor, bu konuda bilginiz varsa çok daha güzel gelecektir.
Kitabı okurken en az kendisi kadar deli olan en yakın arkadaşının taş biriktirmesi bana Gogolun biriktirdiği ölü canları anımsattı; ikisi de bunu daha fazla güç için yapıyordu, ikisinin yaptığı da saçma, dışarıdan bakılınca aptalca olan ama aslında büyük bir anlamı olan şeylerdi sonuçta.

Her dakika bize aksettirilmeye çalışılan amerikan rüyasını dövüş kulübünde olduğu gibi burada da eleştirmiş Chuck ; daha iyi, daha hızlı, daha güzel, daha yakışıklı ve sonuç olarak daha mükemmel olmak zorundayızdır bu rüyaya göre. Ama adı üstünde bu sadece bir rüyadır, daha büyük evimizin olması bizi mutlu eden, özgürleştiren bir şey değildir.
Bir deyiş vardır bilirsiniz:
"Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır"
Ancak bu aşamadan sonra, gerçekten sizi mutlu eden ayrıntıları görmeye başlarsınız.

Sonuç olarak ben çok beğendim ve beynimde büyük bir çekmece açtım bile bu kitaptakiler için. Okurken durup düşünmek gerektiren yerler fazlasıyla tatmin etti. Keyifli bir okumaydı sanırım. Daha çok şey söylenir tabi, sizlere iyi okumalar :)

Not: Kitapta birkaç rahatsız edici erotizm örneği var, hassas okuyuculara dikkate almamalarını öneririm.
288 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Tıkanma yazarın okuduğum ilk kitabı .  ( ayrıca bakınız : dövüş klübü ) O yüzden başka bir kitabiyla kıyaslama yapamam ama yazarın kendine münhasır anlatım tarzına bayıldığımı söylemeliyim. Bölüm bölüm ilerleyen hızlı akan bir kitap. Eminim kitabın konusunu, yeraltı edebiyatını vs. sevmeseniz dahi yazarın tarzı sizi de etkileyecektir. ( Ayrıca bakınız : yeraltı edebiyatına dair ayrıntılı bilgi   #16950358  )

Victor Mancini isimli karakterin etrafında dönüyor olaylar. Victor ve annesi aslında pek de sağlıklı bireyler sayılmazlar. O yüzden bazı düşünceleri saçma sapan gelebilir. Ama özellikle Victor' un çocukluk anılarında aktarılan bir çok konudaki eleştirisel yaklaşımlar harika.
Okurken hem eğlenmek, hem enteresan bilgiler öğrenmek, hemde yeraltı edebiyatının büyülü dünyasıyla iç içe olup ne kadar degisik bir kitap diye düşünmek istiyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Son olarak kitabı tek bir cümleyle özetlemek istiyorum. Kitap, muhteşem olmayabilir ama ilk akla geleni. :)) ( Kitapta çok sık geçen kalıplardan biri bu ne şimdi demeyin :D ) Iyi okumalar :)
288 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin.
Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın.
Kendinizi kurtarın.
Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Ya da madem bu kadar boş vaktiniz var. Gidin bir akşam kursuna falan katılın. Doktor olun. Kendinizi adam edersiniz belki. Kendinize bir akşam yemeği ziyafeti çekin. Saçınızı falan boyayın.
Artık gençleşmiyorsunuz.
Burada anlattığım şeylere kafanız iyice bozulacak. Sonra her şey daha da kötü olacak.

Diye başlayan bir kitabı okur muydunuz? Ben okudum. Keşke okumasaydım demedim. Bu yaştan sonra doktor olacak halim yok. Televizyonda da aptal Türk dizileri varken, yapacak en iyi şey kitabı okumaktı benim için. Küfür, provokasyon, kaos, pornografi ve şiddete tahammülünüz yoksa siz okumayın. Yeraltı edebiyatı bazılarına itici gelebiliyor. O yüzden ben de sizi uyarmış olayım yazar gibi..

Gelelim kitaba.. Victor Mancini (kaçık Ida Mancini'nin oğlu). Yazarın deyimiyle küçük pislik.. Tıp fakültesini, kendisini hiç sevmeyen annesinin bakımevi masraflarını karşılayabilmek için bırakmış bir bağımlı. 12 basamaklı bir bağımlılıkla mücadele programının 4. basamağında tıkanıp kalmış bir sekskolik. Victor hem programda tıkanmış, hem de yemek yediği restoranlarda yemekten tıkanma numarası yaparak müşterileri kendine acındıran ve bu acıma duygusuyla onları kendine bağlayan bir asalak.

Victor tam bir pislik. Bundan da oldukça memnun. Ama yine de ona kızamıyorsunuz. Sürekli hapse girip çıkan deli bir anneyle ve sık sık değişen koruyucu aileler ile büyümüş bahtsız bir çocuk çünkü o.

Palahniuk imzalı diğer kitaplarda da olduğu gibi, bu kitapta bolca deli saçması mevcut. Ortalık delilerden geçilmiyor. Bu sebeple de hayli eğlenceli bir kitap. Aynı zamanda nerden geldiğini anlayamadığınız sağlı sollu kroşelerle sizi afallatan bir kitap. Diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da süprizler süprizler.. Bilen bilir. Bilmeyenler de hayrete düşüp öğrenebilir.

Kitap size bir hayat dersi vermiyor. Zaten amacı da bu değil. Gülmek, şaşırmak, arada bir sinirlenmek, sık sık da "vay be adam haklı" demek istiyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim.
288 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın okuduğum kitabı değil ama ilk aklıma geleni. :) Chuck Palahniuk yüzde bir gülümseme bırakacak yazarlardan değil ama ben gülümsüyorum. Daha önce Ölüm Pornosu'nu okumuş ve çok beğenmiş biri olmama rağmen okurken zorlanmıştım. Yeraltı edebiyatının mükemmel örneklerinden biri olsa dahi Tıkanma kadar sürükleyici, akıcı bulmamıştım. İnsan Tıkanma'da kendinden daha fazla şey buluyor. Ölüm Pornosu kadar vurucu olmasa da çok daha fazla beğendiğimi, okurken neredeyse tadını alabildiğimi söyleyebilirim.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...chuck-palahniuk.html
288 syf.
gerçekten tıkıyor insanı.

malumunuz olduğu üzere kitabı bir çok kişi ''bu kitabı okumayın!'' uyarısına dikkat kesilerek okumuş ve palahniuk'u bilmeyen yüzünü ekşitti. bilenler ise sinsi bir gülümsemeyle okumaya devam ettiler. palahniuk kitapları yerginin sınırlarını öylesine zorluyor ki bu dilden hoşlanan insan için vazgeçilmez eserler arasında yerini çoktan aldı diyebilirim. distopyaya özel olarak ilgi duymam ancak başarılı olmuş distopik kitapları da okumadan geçmemeye çalışırım. tıkanma da onlardan biri oldu.

palahniuk diliyle söyleyecek olursam; aramızda anne ve babasına karşı, hayata karşı cevaplanmamış soruları olan ve neden sorusuna cevap bulamayan, kavgacı, sevgisini tanımlamaya çalışanlar varsa cevapları burada arasınlar. çünkü "ebeveynler, kitlelerin uyuşturucusudur."

olay örgüsü içerisinde mutluluk, inanç (özellikle hristiyanlık), özgürlük, kurtarıcı ve kahraman kavramlarını ve bu kavramları kafamızda algılayış şeklimize öyle bir taarruz ediyor ki her şey bir dünya savaşı sonrası yerle bir olabiliyor.

buna dair çok güzel bir pasaj var;

''hayatımızın geri kalanını, dünyanın bize kim olduğumuzu söylemesine izin vererek geçirebiliriz. akıllı veya deli. aziz veya seks bağımlısı. kahraman veya kurban.

tarihe bırakırız, iyi mi yoksa kötü mü olduğumuzu söylemesini.
geçmişimizin geleceğimizi belirlemesine izin verebiliriz.
ya da kendi adımıza karar verebiliriz.
ve belki de bizim işimiz daha iyi bir şey icat etmektir.

onca koşuşturmadan sonra, vardığımız nokta gecenin köründe, bir hiçliğin ortası.
ve belki de bilmek önemli değildir.
şu anda durduğumuz yere, karanlıktaki yıkıntıların arasına kurmaya çalıştığımız şey herhangi bir şey olabilir. ''

ve victor karakterini öyle sevdim ki kahramanları kendine idol kabul eden kaybetmişlere çok fazla mesaj veriyor. özellikle boğulma numarası sahnesi... böyle bir şey olamaz. o kadar dolu bir anlatım var ki olayın içinde. bu kadar iyi beklemiyordum kitabı.

ve palahniuk yeni tanrı annelerdir diyerek ana mesajı da yine o ilginç üslubuyla veriyor. kitabı mutlaka okumayın demiş ancak. buraya kadar okuduysanız, o kitabı da mutlaka okuyun.
288 syf.
Palahniuk'un okuduğum ilk kitabı. Kitabı okumanın akabinde 2008 yılı yapımı filmini de izledim. Özellikle sistemi bu kadar şiddetli ve alaycı bir şekilde eleştirel tarzı beni kendine hayran bıraktı. Kitap, yeraltı edebiyatı diye adlandırılan türden bir üslupla yazılmış olmakla, dinsel sorgulayışlara da sıkça yer vermektedir. Yazar ülkemizde 'şüpheli yazarlar' listesine dahil edilmiş ve bunun üzerine kendisi ile yapılan röportajdan bir kesit şöyledir ;

“geçenlerde türkiye tarafından philip roth ve marquis de sade’la birlikte ‘şüpheli yazarlar’ listesine dâhil edildiniz. biliyor muydunuz?” sorusuna ise “bilmiyordum, ama teşekkür ederim. ilk tepkim... pekâla, lanet olsun. yakın bir zamanda türkiye’ye gitmeyeceğim,” cevabini verdi.

yazar, cehenneme gerçekten inanıp inanmadığı sorusunu ise, “birşeylere inanıyorum. ama kendi yarattıklarını sonsuz bir cezaya mahkum edecek kadar kin tutan bir şeye değil. kimse bu kadar uzun süre kin tutamaz, tanrı bile. Ama belki türkler tutabilir,” diyerek yanıtladı.

http://www.sabitfikir.com/...lamaz-belki-turkler/
Greve gidiyorum.
Bundan sonra kadınlar kendi kapılarını kendileri açsınlar.
Kendi yemeklerinin parasını kendileri ödesinler.
Kimsenin ağır kanepesini taşımayacağım artık; bitti.
Sıkışmış kavanoz kapaklarını açma faslı da bitti.
Ve bir daha asla hiçbir klozet kapağını kaldırmayacağım.
Lanet olsun, bundan sonra bütün klozet kapaklarına işeyeceğim.
Chuck Palahniuk
Sayfa 205 - Ayrıntı Yayınları
Birbirimizden nefret ettiğimizden daha çok nefret edeceğimiz biri daha olacak. O da kendimiz.
Sadece bu birkaç dakika zarfında insan olabiliyorum.
Sadece bu dakikalarda kendimi yalnız hissetmiyorum.
Chuck Palahniuk
Sayfa 26 - Ayrıntı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tıkanma
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393797
Orijinal adı:
Choke
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak," uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki. Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü"nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma. Tıp Falüktesi'nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikayesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bi tür "sürekli kahramanlık" hali. Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların "kitlelerin yeni afyonu olduğunu" düşünen, Tanrı'nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler aşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır. Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur. Palahniuk, Gösteri Toplumu'nun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder.

Kitabı okuyanlar 1.383 okur

  • Kadirovski
  • Castiel
  • Fatma Samanci
  • ozgur ozkan
  • Δ Büşra Δ
  • Şeyma Taşkaynatan
  • Ceng Avci
  • Trante
  • Kutal Erkmen
  • Ömçe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%29.2
25-34 Yaş
%33.1
35-44 Yaş
%26.6
45-54 Yaş
%1.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.9 (75)
9
%22.2 (93)
8
%29.6 (124)
7
%15.5 (65)
6
%6.9 (29)
5
%4.8 (20)
4
%1.4 (6)
3
%0.5 (2)
2
%1 (4)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları