Polonya asıllı Amerikalı yazar Chuck Palahniuk, Yeraltı edebiyatında pek çoğumuz gibi benim de ilk aklıma gelenlerden. Bir dönem geçimini otomobil tamirciliği yaparak sağlayan yazarın, 1999 yılında filme uyarlanan “Dövüş Kulübü” en bilinen kitabı. Bu kitabın ve bunun yanı sıra yeraltı edebiyatının Türkiye’deki bilinirliğini sağlamasında filmin önemi yadsınamaz. Bu sebeple, pek çok okur gibi, diğer kitaplarının da filme uyarlanmasının, geniş yankı uyandıracak boyutlara ulaşacağını düşünüyorum. Beni en çok etkileyen kitabı ise, bir dönem toplatılmış olan Tıkanma. Tıkanma’ya şöyle başlıyordu ve aslında yalnızca Tıkanma için değil yazdığı tüm kitaplar için bizi çok net bir dille uyarıyordu…
“Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak,”
Chuck Palahniuk, evsizler için yapılan bir barınma yurdunda, ölümcül derecede hasta insanların grup toplantılarıyla desteklenmesi şartıyla, gönüllü olarak çalıştı. Kendisinin ilgilendiği bir hastanın ölmesi sonucu yaptığı bu işi bıraktı. Chuck Palahniuk’un bu tecrübelerinin izlerini, Dövüş Kulubü kitabında yer alan Grup Terapileri sırasında, en azından küçük esintiler şeklinde bile olsa okumuş olduğumuzu düşünüyorum.
Chuck Palahniuk kitaplarında, kahramanlarının yaşamlarını psikolojik ve sosyolojik boyutta değerlendirip, hepimizin içinde bulunduğu tüketim toplumunu, yozlaşmayı, toplumsal sorunları; kişilik bunalımlarıyla, kişinin iç savaşlarıyla ve bilinç altının türlü türlü karanlıklarıyla öyle bir harmanlıyor ki, olayların döngüsüne, hayal gücüne ve yazma kabiliyetine hayran oluyorsunuz. O, Tüketim toplumunun, ben merkezciliğin ve doyuma ulaşmak uğruna insanların neler yapabileceğini