·
Okunma
·
Beğeni
·
9,3bin
Gösterim
Adı:
Görünmez Canavarlar
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394251
Orijinal adı:
Invisible Monsters
Çeviri:
Funda Uncu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, yanılsamanın hüküm sürdüğü şu dünyada bize iyi ve doğru olarak dayatılanı değil de, kötü olduğu söylenerek bizden uzak tutulanı tercih etmek ne derece mümkündür? Chuck Palahniuk, bize yine roman olarak ulaşan bu üçüncü "kimlik krizi"nde, aile ve toplumda varolan genel geçer davranış kalıplarının altında yatan gerçekliği evirip çeviriyor.

Genç ve güzel manken Shannon mutlu olmak için her şeye sahiptir: Parlak bir kariyer, kitlelerin ilgisi, yakışıklı bir sevgili ve yakın bir dost. Ancak geçirdiği bir "kaza" yüzünün yarısını yok ettiğinde, görünmez bir canavara dönüşür. Hastanede tanıştığı, ameliyatla kadın olmaya hazırlanan transeksüel Brandy Alexander, ona geleceğini yaratabilmek için geçmişini silmesi gerektiğini, gerçek keşiflerin hep kaostan çıktığını öğretir. Bu süreçte Shannon, Brandy Alexander'la ve kendisini aldatan sevgilisi Manus'la bir intikam yolculuğuna çıkacaktır. Kişisel ve toplumsal arızaların kol gezdiği, çağdaş bir çorak ülkede çıkılan bu yolculukla üçünün isimleri, kimlikleri ve geçmişleri her şehirde değişirken, okur da görüntüye, yüzeyselliğe odaklanmış bir dünyada aile, sevgili, arkadaş konumundaki insanlarla ilişkilerin sığlığına tanık olur.

Palahniuk cinsiyet değiştirme operasyonlarının büyük ölçüde kolaylaştığı ve yaygınlaştığı bir çağda, cinsiyetlerin bile görüntüden ibaret olduğunu vurguluyor. Bir yandan güzellik ve kimlik kavramlarına bakarken, tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne haşin saldırılar yöneltiyor. Üstelik bütün bunları okurunu adeta bir eğlence trenine bindirip baş karakterinin geçmişiyle bugünü arasında dolaştırarak ve şaşırtıcı bir finalle adamakıllı sarsarak yapıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
240 syf.
Nar çiçeği rujlar, ışıldayan farlar, metalik ojeler, sürüldüğünde cildi porselen gibi yapan fondötenler.

Ben bir süs bebeğiyim.

Güzellik algısının, kişiliği körleştirdiği 21. yy'a hoşgeldiniz... Zamanınızın büyük bir bölümü çalışmakla, arta kalan bölümünüyse bu paralarla kendinizi parlatmakla geçireceksiniz demektir. Şimdiden başarılar.

Prada çanta, gucci saat, chanel parfüm.

Ben kaliteli bir oyuncağım.

Ah, tüm gün çocuğunun eline tablet verip sussun diye televizyon izleten aile. Çikolata, araba, makyaj malzemesi reklamlarıyla büyütülen nesil. Hepiniz birer müşterisiniz. Spor salonlarım, güzellik merkezlerim, alışveriş merkezlerim için hayatınızı hiç edeceksiniz. Daha güzel olabilmek için yarışacaksınız. Daha ufak bir buruna, dolgun dudaklara tapacaksınız. Sosyal düzenin gizli otoritesi, güzellik kavramı için çıldıracaksınız. Normal bir insan fizyolojisinin sahip olamayacağı ölçüler için birbirinizin üzerine basacak, sahip olmak için kuduracaksınız.

Kocaman memeler, devasa popolar, incecik beller, uzun bacaklar.

Ben bir seks sembolüyüm.

21. yy'da estetik olmak tercihten çok bir gereklilik. Çıkık olmayan elmacık kemikleriniz için üzülecek, avrupai bir görünüm elde edebilmek için saçlarınızı oryalden çıkarmayacaksınız. Güzelliği elde etmekle kalmayıp koruyacaksınız da. Altmış yaşınıza geldiğinizde yüz gerdirme, dudak dolgusu, yağ aldırma, göğüs dikleştirme gibi birçok işlemden geçmiş yeni vücudunuza merhaba deyin. Tüm ömrünüz bunlarla uğraşmakla geçti çünkü.

Nemlendiriciler, tonikler, kirpik gürleştiriciler, saç serumları.

Bana güzelliğimi geri ver.

Peki ya sıfır beden, uzun, güzel bir mankenken, güzelliğin afyonuna kendinizi bu denli kaptırmış ve dikkat çekmek için herhangi bir çaba harcamaya gerek duymuyorken, bir anda yüzünüzde iğrenç, çirkin bir görüntü belirirse? Çeneniz bir daha takılmayacak üzere çıkarsa... Bütün hayatınızı peçe takarak geçirebileceğiniz korkunç bir yüze sahip olursanız? Ne yaparsınız? Evet, karakterimizin başına gelenler bunlar... Güzellik fetişinin en çok sükse yaptığı bir meslekten, bir canavarlığa uzanan yol... Elinde olan tek iyi şeyi kaybettikten sonra kendini bulabilmen gerek. En iyi fikirler acil durumlarda, kaliteli edebiyat zor koşullarda çıkar. Kendini iyi bir şekilde geliştirebilmen de ancak sana sağlanan imtiyazlar ortadan kalktığında tamamen mümkün olur. O yüzden "Yapma denileni yap." diyor Brandy Alexander. Hikayemize tamamen estetikle varolan bir transseksüel olarak dahil oluyor.

Kitapta kimlik çatışması, lgbti, dayatılan güzellik algısına yer yer laf sokmalar, eleştiriler mevcut. Kurgusu ise tek kelimeyle ha-ri-ka. Polisiye romanlar kadar sürükleyici. Üslubuna bayıldım... Kitabın arkasını markasını okumadan direkt başlayın, ilk 150 sayfasını kitabın konusu diye yazmışlar çünkü...

Şu alıntıyla bitiriyorum...

"Sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, kim istersen o olurum. Kullan beni. Değiştir beni. Koca memeli, kabarık saçlı ve incecik olurum. Kopart beni. Bana ne istiyorsan yap, yeter ki sev beni"
240 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bir isim ve bir ülkeyle başlamam gerek .. İlerde açıklamasını yapıcam o yüzden neler oluyor tarzı hipster reaksiyonları nenenizin tülbentlerine sarıp çeyiz sandıklarınıza kaldırabilirsiniz.. Sıvı alışverişini kırmızı tuborgla gideriyorum.. Uymak isteyenler eşlik edebilir..Sofrada herkese yer var ..

Girizgahtan evvel ...
* türlü türlü , çeşit çeşit , envaisinden , en bi cicisinden votkalar viskiler efenime söyliyeyim likörler var iken gavuristan ellerinden bana göndere göndere kartpostallar gönderen nenemin (anadolu ağzı ne var?!?!) mektubunu açtığımda gördüklerime karşı içimde kabaran hayalkırıklığı ile beslenen nefreti dizginle ..bu sinirle soğansız , kıymasız menemene dönen ruhumu dingin tut !!bana bunlara karşı dirayet eyle .. dayanma gücü ver...
FLAŞ!!!
* çeviri yaparken kültablasında unuttuğum çocuk esirgeme kurumlarında yitip giden hayata tutunmak için airbagli arka koltuklar yerine tampona yapışan gelin arabası önü kesip para dolu zarf dilenen öksüzler misali odama karışan sigaralarımı rüzgardan ve nefsimden koru ..bana kutu kutu uzun marlboro hiç olmazsa kent switch ver..
FLAŞ!!!
* herşeyden önemlisi mazotumu eksik eyleme !! bana 4 lü med-kitler halinde KIRMIZI TUBORGLAR ver !
flaş!!! ( dikkat ettiyseniz küçük harflerle yazdım çünkü milyar tane deklanşöre de bassalar bu gözleri 4 lü kırmızı tuborg kadar kamaştıracak başka hiçbir şey olamaz yeryüzünde! KT CANDIR! İŞSİZİN KARA GÜN DOSTUDUR!)
*dolar düşmüyor ,bu bakımdan Sennheiser Türkiye çalışanlarına merhamet eyle ki almak istediğim Momentum 2 overear modelini indirime tabi tutsunlar.. tutmasalar da bana umut ver ...
FLAŞ!!!

İsmi Pol Pot idi .. Dünyaya geldiği ülkede elit yani kaymak tabakanın arasında yeralmaktaydı.. Ailesi eğitim öğretim alması için onu Fransa ' ya gönderdi .. Orda bir garip amerikan karşıtlığı ve maocu doktrinle yoğrulup ülkesine döndü.. Sonra Çin den destek bularak ,Vietnam'a da kara bayrak açarak tarihte görülmüş en akla zarar , en kanlı devrimlerden birini yaptı.. Tarım toplumu olucaz bu bize yeter diyerek hastaneleri , bankaları kısaca modern ve çağdaş dünyaya ait olan ne varsa bombalarla havaya uçurdu.. Gözlüklü , okuryazar ve eli nasırlı olmayan kim var ise boğdurarak katletti tarımsal alanlarda çalışamaz diyerek.. Gün geldi kurduğu baskı rejimi yetmez oldu ve ülkenin kırsal alanlarını MİLYONLARCA MAYINLA DONATTI.. safi bu yüzden yüzbinlerce kişi öldü en az yarısı kadarı da uzuvlarını kaybederek sakat kaldı .. ülkeyi ve toplumu kanla yoğrulmuş bir iç savaşın katığı yaptı.. söz konusu ülkenin adı KAMBOÇYA idi.. buraya kadar anlattıklarımı genel kültür addedin ülke ismini ve mayınları yan cebinize koyun .. ilerde lazım olacak ...

Zamanın birinde sahafta görüp topluca aldığım Chuck Palahniuk serisini uzun müddettir marineye yatırmış bekletmekteydim.. Sağolsun https://1000kitap.com/Kuyruksuzprimat mesaj atıp bilgilendirince Palahniuk etkinliğinden haberimiz oldu..katıldık işsizlik kulvarında kendi adımıza =)) Bugün okuyup bitirdim..İncelemeyi spoilersız, işsizliği ise sınırsız seven biri olarak garanti veriyorum.. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz..
Amerikalı bu emmimiz , bağrından çıktığı ülkeyi ve insanları inim inim inleten emperyalizmi , hayatlarımıza tv ile giren ve içi bomboş anlamsız amaçları ile ambara sızmış fındık faresi kıvamında gıdım gıdım ruhumuzu kemiren sahte GÜZELLİKLERİ cinsiyet , sex ve en başta kadın olgusu üzerinden eleştirmeyi seçmiş...bu adamı ilk kez okudum ve "ver mehteri" diye diye en sonunda mehter kıvamında bir ilerşeyişin kurbanı oldum =)) şöyle ki yazar kitabın başında "bitimi" ile başlıyor ..hikayenin sonunu biliyorsunuz ama kah bir hafta öncesine ,kah belirtilen olayın geçtiği günden 2 gün sonrasına gidelim derken ilk başta bir afallama geçirmedim dersem yalan olur .. hatta yarım bırakma noktasına geldim bir ara... anlatım genelde kitapta işlenen KARA ve UĞURSUZ birliktelik göz önüne alındığında 2. çoğul şahıs ağzıyla aktarılıyor.. Romanın sonuna kadar kişileri tam olarak tanıyamadığınız için romana hakimiyeti kuramamış hissi yaşamanız kuvvetle muhtemel .. sürekli bir şeyleri mi kaçırıyorum aurası hakim.. yalnız alıştıktan sonra bu negativite terse etki yaparak sizi zamkla kitaba bağımlı yapıyor.. bu bakımdan yazarı ayakta alkışlamak lazım.. kurguya gelecek olursak ... yan cebinize sokuşturduğunuz mayınları ve kamboçyayı bir zahmet çıkarıverin ... bu kitap tıpkı size bahsettiğim mayınlanmış toprakları ile kamboçyayı anımsatıyor .. adım attıkça ayaklarım, sayfa çevirdikçe parmaklarım koptu .. okuyacaklar için hemen belirtmekte yarar var ki HER KUŞUN ETİ YENMEZ .. Ben eğer Dr Oetker in ceo su falan olsaydım bu kitabı piyasadan toplatır öğüttürüp Lezzo misali KEZZO ismiyle TOZ KEZZAP formunda piyasaya geri sürerdim :
KEZZO!!
TOZ KEZZAP!
SICAK SUYA KATIN DEHŞET SAÇIN!
  • Tıkanma
    8.0/10 (544 Oy)444 beğeni1.788 okunma3.596 alıntı14,6bin gösterim
  • Gösteri Peygamberi
    8.5/10 (1.196 Oy)1.059 beğeni3.375 okunma6,2bin alıntı26,8bin gösterim
  • Ölüm Pornosu
    7.0/10 (602 Oy)429 beğeni2.151 okunma1.463 alıntı21,4bin gösterim
  • Factotum
    7.9/10 (507 Oy)444 beğeni1.697 okunma1.949 alıntı9,2bin gösterim
  • Pis Moruğun Notları
    8.1/10 (306 Oy)394 beğeni1.347 okunma2.533 alıntı13,6bin gösterim
  • Dövüş Kulübü
    8.8/10 (2.103 Oy)1.944 beğeni6,2bin okunma10,2bin alıntı37,1bin gösterim
  • İlahi Komedya
    8.6/10 (946 Oy)1.207 beğeni3.508 okunma8,5bin alıntı62,3bin gösterim
  • Toza Sor
    8.6/10 (959 Oy)897 beğeni2.846 okunma5,2bin alıntı24bin gösterim
  • Gecenin Sonuna Yolculuk
    8.9/10 (862 Oy)961 beğeni2.126 okunma14bin alıntı52,4bin gösterim
  • Malafa
    8.0/10 (793 Oy)687 beğeni2.716 okunma3.259 alıntı10,3bin gösterim
240 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
"Bana başa çıkma mekanizması olarak vahşi intikam fantazileri ver.
Flaş. "

Plastik oyuncaklar,plastik ayakkabılar,plastik çiçekler derken şimdi de plastik insanlar..

Koskoca bir hengamenin ortasındayız. Kurmalı bebekler gibi sabah uyanıyor,nefret ettiğimiz o işyerlerinde saatin ilerlemesini bekliyor, nefret ettiğimiz cehalet yuvası okullarda zilin çalmasını bekliyor,nefret ettiğimiz insanlarla vaktimizi paylaşıyoruz.
Gün içerisinde bin bir maske, bin bir duygu değişimi, bin bir ruh hali akşam olmasını bekliyor , o kurmalı kara kutunun başına geçiyoruz.

Modern 21. yy insanı, kafası hep karışık. Çamaşır yıkamak için artık 50/60sene öncesi kadar vakit harcamıyor, bir bilgiye ulaşmak için aylarca kütüphane kapıları aşındırmıyor, herşey daha kolay ,daha hızlı, daha ulaşılabilir ve aynı zamanda herşey daha değersiz, daha sıradan ve kolayca gözden çıkarılabilir.

Eşyalarıyla evlenmiş insanlar tanıyorum. Bir çok şeye sahip olduğunu düşünüp, kendisi bile olmayan insanlarda.
Chuck bey "istediğimiz şeyler gün geçtikçe istemeye eğitildiğimiz şeylere dönüşüyor.." gibi muazzam bir cümle kullanıyor kitapta. Gün geçtikçe yavaş yavaş, sistemin kurmalı bebeklerine dönüyoruz, kafasının içi boşaltılmış onların istediğini giyen,onların istediğini yiyen, onların istediğini izleyen ve onların dediklerini kendi isteğiymiş zanneden.

Boom!
İşte tam burda kafamızın içinde ki bombanın pimini çekip, " ben burdayım! Tam olarak burdayım! Dayatılan güzellik algınıza,televizyonlarınıza, yapay suratlarınıza, güzellik algımızla oynamış makyaj kataloglarınıza, cinsiyet ayrımınıza, milliyetçi duygularınıza, fanatizmle yoğrulmuş spor mecralarınıza ihtiyacımız yok! " demeli, diyebilmeliyiz. 21.yy'da modernizm diye dayatılan, kendimiz sandığımız ve aslında ayna da tanıyamadığımız yabancılara bakıp kendimizle yüzleşme vakti!

Kitap tam olarak mayın tarlası. Mutlaka okuyun.
240 syf.
·44 günde·8/10 puan
Şimdiden önceki,şimdiden önceki herşey, yanımda taşıyıp durduğum bir hikayeden ibaret. Sanırım bu durum herkes için geçerli. Benim yeni bir hikayeye ihtiyacım var.

Aralığa dönelim. Palahniuk okuma etkinliği tüm hızıyla devam ediyor, insanlar harıl harıl Palahniuk incelemesi yapıyorlardı. Ben ki; ürkek ama istekli bir okuyucu olarak etkinliğe girmeden uzun zamandır okumak istediğim Tıkanma ya hazırlanırken, tanımadığım birisinden bir yorum geliyordu. Necip G. kitabın kendisinde bıraktığı etkiyi samimiyetle açıklıyor ve kitabı okuduğumu gördüğü için mutlu olduğunu söylüyordu. Garip ama güzel geldi bu bana, böyle şeylere alışık olmadığım için belki. Dövüş Kulübü filmi haricinde Palahniuk'e girişim böyle oldu.

Görünmez Canavarlara başlayıp daha ellinci sayfaya varmadan aşırı reklam, moda, marka, ilaç vb. terimlerden bunalarak, ara vermeme ve diğer kitaplara başlayışıma geçelim.

Kitabın başına ve sonuna geçelim ya da. "Görünmez Canavarlar", en sondan başlıyor Gösteri Peygamberi gibi aynı. Başında yanan bir evin önünde üç kadının olduğu bir senaryoyla karşılaşıyoruz, kadınların biri diğerine ateş etmiş diğeri ölmek üzere. Kitabın sonunda da herşeyin bu şekilde olduğunu görüyoruz tekrar.

Başı ve sonu aynı olan bir kitabı okumamızın anlamsızlığına dönelim.

10 Ocak'a gidelim ya da, bu kitaba başladığım ana. Tıkanma ve Gösteri Peygamberi ni büyük bir iştahla okuyup, Görünmez Canavarları görmek istediğim o güne. Kitabın başından itibaren bir o yana, bir bu yana savrulduğum, bir sayfada üç ayrı yer ile dört farklı ana gittiğim, Palahniuk'in kurgusundan başımın döndüğü ana.

Kitabın anlatıcısına geçelim. Shannon'a. Kusursuz bir güzelliğe sahip bir Yunan tanrıçası, reklam sektörünün plastik bir bebeğiyken, görünmez bir canavara dönüşen; kendisinden, kişiliğinden, cinsiyetinden emin olduğumuz tek insana geçelim. O intikam yolculuğuna çıkan ucubeye.

Kitabın arkasına geçelim, hayır geçmeyelim spoiler istemiyorsak - kitabın arkasını ya da yukarıdaki kitap bilgisini okumayalım.

Brendy'e dönelim ya da. "Anlattığın şeyin sadece bir hikaye olduğunu anlayacaksın.Ve aynı şeyleri bir daha yaşamayacağını.Anlattığın hikayenin sadece kelimelerden ibaret olduğunun farkına vardığında,geçmişini bir kağıt gibi buruşturup çöpe atabildiğinde işte o zaman senin kim olacağına karar vereceğiz." diyen dolandırıcı prensese. Kitabın gizli kahramanına.

Chuck Palahniuk'e geçelim. Her kitabında yaptığı ve bunda da tekrarlanan şeylere dönelim. Baştan sona devam eden sistem eleştirisi, hayatın anlamsızlığı, bağımlılıklar (bu kez beğenilme bağımlılığı) ve diğer her şey- estetik, tıbbi uyuşturucular,eşcinsellik, aile ilişkileri, güzellik, reklamcılık, medya, dolandırıcılık, vb. Her konuda istemediğiniz kadar ama asla sıkmayan bilgi bombardımanı.

Seth'e dönelim, ya da Alpha Romeo'ya, ya da Harper Collins'e ya da Addison Wesley'e ya da Hewlet Packard'a. "Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalışacağınız bir hatadır."diyen o garip adama.

Düne dönelim, 20 Şubat'a. Solda okunan kitaplar arasında boynu bükük duran "Görünmez Canavarlar"ı görüp, artık zamanı geldiğini düşünmem ve devam etmeme kitaba. Her bölümde (tamam, o kadar da abartmayayım, çoğu bölümde) yok artık diyerek kitabı bir çırpıda bitirmeme. Güzel ama buruk bir duyguyla, yine de Tıkanma daha güzeldi dememe.

Evia'ya dönelim, Shannon'un manken , iyiliksever, aldatmaya meyilli, cinayete meyilli her şeye meyilli Teksaslı arkadaşına. Ve bu dört karakter arasında oluşan/ oluşabilecek/oluşması olası aşk dörtgenine.

Olağanüstü tedasüflere dönelim sonra. Başka herhangi bir kitapta saçma diyebileceğimiz, ama nedense bu kitapta göze bir türlü batmayan imkansız olasılıklara. Ve tabi ki de her Chuck Palahniuk eserinin olmazsa olmazı rahatsız edici (her açıdan) metinlere.

Kitabın sonuna geçelim şimdi de. Hani o baştaki üç kadın ve yanan evin olduğu sahneye. Dönüp "Bana şu iğrenç dünyada, aynen göründüğü gibi olan tek bir şey ver" diye bağıracağımız o sahneye. Kitap bittikten sonra da, bir sonraki kitabına kadar Chuck Palahniuk'in (Benim için Dövüş Kulübü olacak herhalde) biraz ara verip, bir şeyler dinleyelim "Her Şey Çok Güzel Olacak"tan , mesela. https://www.youtube.com/watch?v=1m71Zgek9tY .

Son olarak da bitirip incelemeyi, okurlara dönelim. Sonuçta izlenmiyorsak, neden yaşayalım ki bu hayatı.
240 syf.
·7 günde
VAY CANINA BE!

İnanılmaz, çok karmaşık ama kesinlikle mükemmel bir kurgu!

Okuduğum ilk Palahniuk kitabı ve kesinlikle son olmayacak. Çok önceleri bu kitaba başlayıp yarım bırakmıştım ama aklımdan bir türlü çıkaramıyordum. Hangi kitap olduğunu da hatırlamıyordum tabi ki. Okumaya başladığımda ise işte bu dedim ve bu sefer bitirmeye kararlıydım her ne kadar geç olsa da.

Kitabı size spoiler veremeden nasıl anlatacağımı inanın bilemiyorum. Zaten spoiler almak istiyorsanız kitabın tanıtım bültenini okumanız yeterli. :) En başından en sonuna kadar sizi canlı tutan bir kitap. Farklı zamanlardaki olay anlatımlarının sürekli ve sıklıkla olmasından dolayı biraz yorucu bir kitap diyebilirim. Ama tasvirler ve tahliller o kadar muazzam ki kitabın içinde yaşıyorsunuz adeta.

Kitap aslında sondan başlıyor (Palahniuk'ın diğer kitapları da böyleymiş galiba). Her bir karakterin ayrı ve şaşırtıcı bir hikayesi var, bunlar kitabın belli bölümlerinde açıklanıyor ve her seferinde 'Yok artık!' dedirtiyor. Kitabı okudukça her şey yerli yerine oturuyor ama yavaş yavaş. Ancak sonunda olayı tam anlamıyla kavrayabiliyorsunuz.

Konusuna gelince kitap, cinsiyet değişimleri, lgbt, içinde bulunulan çağa karşı olan intikam ve özellikle de insanların kendini kaptırıp kaybettiği güzellik algısına değiniyor. Ve bu algıyı kafasında parçalayıp öldürmüş bir kadının hikâyesine. Bu kadın öyle bir karakter ki kitabın sonuna kadar içinde bulunduğu ruh halini tam olarak anlayamıyorsunuz bile. Kitapta da söylenildiği gibi gerçek keşifler hep kaostan çıkıyor ve bu karakterimiz de nasıl kaos yaratılması gerektiğini çok iyi biliyor.

Lafı fazla uzatmadan hepinize keyifli okumalar diliyorum :)
240 syf.
·7 günde·7/10 puan
İdefix’de keşke filmi de olsa diyeceğimiz kitaplar başlıklı bi kategori vardı orada görüp listeme ekleyerek sonrasında edindiğim bir kitaptı Görünmez Canavarlar. Okurken sahiden filmi olsa ne güzel olurdu düşüncesine kapılıyorsunuz ister istemez. Anlatım sırasında şimdi şuraya geçelim, şu ana dönelim gibi sık sık zaman atlamaları akışı biraz karmaşık hale getirse de sürekli şaşırtıcı olaylarla merakımı diri tutan bir kitaptı gerçekten. Özellikle şaşırtıcı final sevenler için iyi bi tercih.
Bana şaşırtıcı bir son ver.
Flaş!
Bana yeni bir Chuck Palahniuk kitabı ver.
Flaş!
240 syf.
Güzeller güzeli Shannon'ın yüzünün yarısını kaybedip görünmez bir canavara dönüşmesiyle başlayan hikaye...

Estetik, birbirinin aynısı insanlar, sahtekarlar, baskıcı ebeveynler ve kaybettiğimiz gerçeklik.

İleri teknolojiyi beklerken bize sunulan tek şey pahalı markalar, botokslar ve silikonlar. Her gün daha fazla şeye sahip olmak isteyen bireyler. Kendini beğenmeyen insanlar. Değişmek isteyenler, kabul edilememişler. Dikkat çekmeye çalışan çocuklar. Dikkatsiz ebeveynler. Mutsuz ve sağlıksız bedenler.

Markaların krallığına bir eleştiri daha eklemiş Palahniuk. Toplumun alışkanlıklarını, baskılarını bize eksiksiz ve korkmadan anlatmış. Belki yer altı edebiyatının klasikleri arasına giremez ama Palahniuk'un (bence) Dövüş Klübü ve Tıkanma'dan sonraki en iyi eseridir.

Yer altı edebiyatı tutkunuysanız durmayın okumaya başlayın. Dövüş Kulübü Tıkanma
240 syf.
·4 günde·7/10 puan
Öncelikle yeraltı edebiyatını seviyorum. Neden mi?
"Asilerin,
kaybedenlerin,
hayalperestlerin,
küfürbazların,
günahkarların,
beyaz zencilerin,
aşağı tırmananların,
yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların...
dili, sesi
Yeraltı Edebiyatı..."

Kitaba gelecek olursak imrenilen bir hayata sahip olan genç, güzel manken Shannon'un geçirdiği bir kaza sonrası yaşadığı değişim ve dönüşüm anlatılıyor.

Kitap "yok artık" dedirten rastlantıların olduğu, görünenin yanıltıcılığı üzerine eleştiri içeriyor. Her ne kadar kurgu gerçeküstü gelse de özellikle cinsiyet değişiminin günümüzde geldiği ve gelecekte geleceği nokta açısından çarpıcı bir kitap olmuş.

Kaotik bir eser olması, geçmişe dönüşlerin çok fazla olması okurken yoruyor. Beklentilerimin yüksek olduğu ancak ilerledikçe bitsin de yeni bir kitaba başlayayım dediğim bir okuma serüvenim oldu. Yeraltı edebiyatını sevsem de Palahniuk'e sanırım bir süre ara vereceğim.

Bu kitapta kısmet olmadı ancak parkta, sokakta, AVM'de ya da bir yerlerde annesinin kucağında masum masum dururken bir anda gözünü size dikip boncuk boncuk bakan bebeğin aniden tebessüm edişinden duyduğunuz mutluluğa benzer bir keyifli okuma dilerim...
240 syf.
·3 günde·10/10 puan
Yazarın okuduğum Gösteri Peygamberi kitabında olduğu gibi sondan başlıyor kitap. Aslında sonunu bildiğiniz bir hikayeyi okuyorsunuz. Kitapta genç ve güzel bir manken olan Shannon’un, geçirdiği bir kaza sonucu görünmez bir canavara dönüşmesi anlatılıyor. Kitapta zamanlar arasında sürekli geçiş var ve bu kitabı takip etmemi biraz zorlaştırdı. İlk başlarda olayı tam anlayamasam da yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya başladı. Bu da kitabı benim için daha kolay okunur bir hale getirdi. Kitap sonuna geldiğimde her zamanki gibi yok artık dedirtti.
Chuck Palahniuk ‘un anlatım tarzını gerçekten çok seviyorum. Kitaplarında toplumda ayıp karşılanan ya da dile getirilemeyen sorunları o kadar güzel betimlemelerle okuyucuya sunuyor ki her kitabında daha da çok hayran oluyorum. Yazar bu kitabında da cinsiyet değişimlerini, kimlik karmaşalarını, beğenilme isteğini ve bağımlılığını çok güzel bir dille anlatıyor.
Kitap bence yeraltı edebiyatı okumaya başlamak için çok doğru bir kitap değil çünkü kitabı takip etmek ve kurgunun içine dahil olmak gerçekten yorucu olabilir. Onun dışında benim için her zamanki gibi harika bir Chuck Palahniuk kitabıydı.
240 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap öncelikle ilk okuduğum yeraltı edebiyatı kitabıydı.Bu yüzden alışık olduğumuz yazım tarzından farklı bi anlatım tarzı var ,bana göre orijinal kitabın havasına uymuştu anlatım dili.Konusu ,karakterleri ,vermek istediği mesajlarla tokat gibi çarpan kitaplardan birisi,konu devam ettikçe karakterlerin iç yüzünü aslında gerçekleri öğrendikçe sürekli daha fazla şaşırtan bi şekilde ilerleyen ve finalde yine bi şok ederek bırakıyor insanı.Kitap genel olarak çok çarpıcı ,aykırı bi kitap ,herkesin belki kaldıramayacağı kitap.Benim beğendiğim karakterleriyle konusuyla gerçekleri insanın yüzüne sert bi şekil vuran ,tavsiye ettiğim bi kitap oldu
240 syf.
·10/10 puan
En sevdiğim kitabın ne olduğuna çok uzun bir süre karar verememiştim. Ardından bir gün Görünmez Canavarlar'ı okudum ve ''en''imi sonunda buldum.

Bir kitap düşünün, çok korkunç, öyle korkunç ki bazen kitabı bırakma isteği hissediyorsunuz. Daha fazla devam edemem diye düşünüyorsunuz. Bırakıyorsunuz. Nefeslenip kendinize geliyorsunuz. Sonra aynı zamanda içinizdeki bir başka his devam et diyor. Yine karşı koyamıyorsunuz. Diğer sayfaya atlıyorsunuz: bu sefer eğlenceli geliyor, birkaç paragrafta gülüyorsunuz hatta. Bölüm bitiyor, bambaşka bir olay örgüsünün içindesiniz. Bu sefer hayretle nasıl bu kadar gerçekleri yansıtabilir bir kitap diye sorguluyorsunuz. David Lynch filmi izler gibi olayları birbiriyle bağlantılandırmaya çalışırken merak, korku, heyecan döngüsü içinde kaybolup hiç bitmesin istiyorsunuz.

Güzellik algısının, çarpık yaşantıların, toplum normlarının en güzel şekilde dile gelmiş hali: Görünmez Canavarlar.
203 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Tamamen evde kaldığımız günlerde 200 sayfalık bir kitabı okumak için uzun bir süre 9 gün. Hiçbir şey yapmıyormuşum gibi hissediyorum. Bunun hakkında konuşmayacağım yeter, tıp.
Palahniuk okumak istediğim yazarlardandır her zaman. İlk hangi kitabını okudum hatırlamıyorum ama lise ikinci sınıftaydım ve harika bir şey keşfettiğimi hissettim. Sonraki kitaplarını okumak için çok ara vermem belki de dili sebebiyleydi. Ağır ve çok derinlerden gelen bir yeraltı edebiyatı. Hikayenin içine girmek zor değil fakat tehlikeli olabiliyor. Görünmez Canavarlar onun ilk kitabıymış, iyiki bu kitap ile tanımamışım diyorum.
Görünmez Canavarlar kitabında güzel bir mankenin kendi hayatını nasıl mahvettiğine mi şahit oluyoruz desem yoksa kendi adına daha da anlamlandırdığına mı desem bilemedim. Palahniuk diğer kitaplarında da değindiği gibi çokça hayatımızı biz şekillendirmiyoruz,ürünlerin ürünüyüz vurgusunu yapıyor. Bunu anlatış tarzı bana biraz iğrenç geldi. Fazla iğrenç. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim kadar.
Daha güzel kitapların olduğunu biliyorum Palahniuk, onları aramaya devam edeceğim. Kendinize, sevdiklerinize ve hiç tanımadığınız insanlara da iyi bakmak için lütfen evden çıkmayın. Virüsün taşıyıcısı olmayın.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görünmez Canavarlar
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394251
Orijinal adı:
Invisible Monsters
Çeviri:
Funda Uncu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, yanılsamanın hüküm sürdüğü şu dünyada bize iyi ve doğru olarak dayatılanı değil de, kötü olduğu söylenerek bizden uzak tutulanı tercih etmek ne derece mümkündür? Chuck Palahniuk, bize yine roman olarak ulaşan bu üçüncü "kimlik krizi"nde, aile ve toplumda varolan genel geçer davranış kalıplarının altında yatan gerçekliği evirip çeviriyor.

Genç ve güzel manken Shannon mutlu olmak için her şeye sahiptir: Parlak bir kariyer, kitlelerin ilgisi, yakışıklı bir sevgili ve yakın bir dost. Ancak geçirdiği bir "kaza" yüzünün yarısını yok ettiğinde, görünmez bir canavara dönüşür. Hastanede tanıştığı, ameliyatla kadın olmaya hazırlanan transeksüel Brandy Alexander, ona geleceğini yaratabilmek için geçmişini silmesi gerektiğini, gerçek keşiflerin hep kaostan çıktığını öğretir. Bu süreçte Shannon, Brandy Alexander'la ve kendisini aldatan sevgilisi Manus'la bir intikam yolculuğuna çıkacaktır. Kişisel ve toplumsal arızaların kol gezdiği, çağdaş bir çorak ülkede çıkılan bu yolculukla üçünün isimleri, kimlikleri ve geçmişleri her şehirde değişirken, okur da görüntüye, yüzeyselliğe odaklanmış bir dünyada aile, sevgili, arkadaş konumundaki insanlarla ilişkilerin sığlığına tanık olur.

Palahniuk cinsiyet değiştirme operasyonlarının büyük ölçüde kolaylaştığı ve yaygınlaştığı bir çağda, cinsiyetlerin bile görüntüden ibaret olduğunu vurguluyor. Bir yandan güzellik ve kimlik kavramlarına bakarken, tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne haşin saldırılar yöneltiyor. Üstelik bütün bunları okurunu adeta bir eğlence trenine bindirip baş karakterinin geçmişiyle bugünü arasında dolaştırarak ve şaşırtıcı bir finalle adamakıllı sarsarak yapıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.338 okur

  • Damla
  • Uğur Aydın
  • eren ertaş
  • FundaB
  • selime
  • reuben
  • ecren
  • ozan ata
  • mervediyebiri
  • Ahmet Değirmenci

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%5.2
13-17 Yaş
%7.8
18-24 Yaş
%31.9
25-34 Yaş
%33.6
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55
Erkek
%45

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.5 (111)
9
%25.4 (115)
8
%26.3 (119)
7
%14.3 (65)
6
%4.6 (21)
5
%3.1 (14)
4
%0.4 (2)
3
%0.7 (3)
2
%0.2 (1)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları