Görünmez CanavarlarChuck Palahniuk

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.995
Gösterim
Adı:
Görünmez Canavarlar
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394251
Orijinal adı:
Invisible Monsters
Çeviri:
Funda Uncu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, yanılsamanın hüküm sürdüğü şu dünyada bize iyi ve doğru olarak dayatılanı değil de, kötü olduğu söylenerek bizden uzak tutulanı tercih etmek ne derece mümkündür? Chuck Palahniuk, bize yine roman olarak ulaşan bu üçüncü "kimlik krizi"nde, aile ve toplumda varolan genel geçer davranış kalıplarının altında yatan gerçekliği evirip çeviriyor.

Genç ve güzel manken Shannon mutlu olmak için her şeye sahiptir: Parlak bir kariyer, kitlelerin ilgisi, yakışıklı bir sevgili ve yakın bir dost. Ancak geçirdiği bir "kaza" yüzünün yarısını yok ettiğinde, görünmez bir canavara dönüşür. Hastanede tanıştığı, ameliyatla kadın olmaya hazırlanan transeksüel Brandy Alexander, ona geleceğini yaratabilmek için geçmişini silmesi gerektiğini, gerçek keşiflerin hep kaostan çıktığını öğretir. Bu süreçte Shannon, Brandy Alexander'la ve kendisini aldatan sevgilisi Manus'la bir intikam yolculuğuna çıkacaktır. Kişisel ve toplumsal arızaların kol gezdiği, çağdaş bir çorak ülkede çıkılan bu yolculukla üçünün isimleri, kimlikleri ve geçmişleri her şehirde değişirken, okur da görüntüye, yüzeyselliğe odaklanmış bir dünyada aile, sevgili, arkadaş konumundaki insanlarla ilişkilerin sığlığına tanık olur.

Palahniuk cinsiyet değiştirme operasyonlarının büyük ölçüde kolaylaştığı ve yaygınlaştığı bir çağda, cinsiyetlerin bile görüntüden ibaret olduğunu vurguluyor. Bir yandan güzellik ve kimlik kavramlarına bakarken, tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne haşin saldırılar yöneltiyor. Üstelik bütün bunları okurunu adeta bir eğlence trenine bindirip baş karakterinin geçmişiyle bugünü arasında dolaştırarak ve şaşırtıcı bir finalle adamakıllı sarsarak yapıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Nar çiçeği rujlar, ışıldayan farlar, metalik ojeler, sürüldüğünde cildi porselen gibi yapan fondötenler.

Ben bir süs bebeğiyim.

Güzellik algısının, kişiliği körleştirdiği 21. yy'a hoşgeldiniz... Zamanınızın büyük bir bölümü çalışmakla, arta kalan bölümünüyse bu paralarla kendinizi parlatmakla geçireceksiniz demektir. Şimdiden başarılar.

Prada çanta, gucci saat, chanel parfüm.

Ben kaliteli bir oyuncağım.

Ah, tüm gün çocuğunun eline tablet verip sussun diye televizyon izleten aile. Çikolata, araba, makyaj malzemesi reklamlarıyla büyütülen nesil. Hepiniz birer müşterisiniz. Spor salonlarım, güzellik merkezlerim, alışveriş merkezlerim için hayatınızı hiç edeceksiniz. Daha güzel olabilmek için yarışacaksınız. Daha ufak bir buruna, dolgun dudaklara tapacaksınız. Sosyal düzenin gizli otoritesi, güzellik kavramı için çıldıracaksınız. Normal bir insan fizyolojisinin sahip olamayacağı ölçüler için birbirinizin üzerine basacak, sahip olmak için kuduracaksınız.

Kocaman memeler, devasa popolar, incecik beller, uzun bacaklar.

Ben bir seks sembolüyüm.

21. yy'da estetik olmak tercihten çok bir gereklilik. Çıkık olmayan elmacık kemikleriniz için üzülecek, avrupai bir görünüm elde edebilmek için saçlarınızı oryalden çıkarmayacaksınız. Güzelliği elde etmekle kalmayıp koruyacaksınız da. Altmış yaşınıza geldiğinizde yüz gerdirme, dudak dolgusu, yağ aldırma, göğüs dikleştirme gibi birçok işlemden geçmiş yeni vücudunuza merhaba deyin. Tüm ömrünüz bunlarla uğraşmakla geçti çünkü.

Nemlendiriciler, tonikler, kirpik gürleştiriciler, saç serumları.

Bana güzelliğimi geri ver.

Peki ya sıfır beden, uzun, güzel bir mankenken, güzelliğin afyonuna kendinizi bu denli kaptırmış ve dikkat çekmek için herhangi bir çaba harcamaya gerek duymuyorken, bir anda yüzünüzde iğrenç, çirkin bir görüntü belirirse? Çeneniz bir daha takılmayacak üzere çıkarsa... Bütün hayatınızı peçe takarak geçirebileceğiniz korkunç bir yüze sahip olursanız? Ne yaparsınız? Evet, karakterimizin başına gelenler bunlar... Güzellik fetişinin en çok sükse yaptığı bir meslekten, bir canavarlığa uzanan yol... Elinde olan tek iyi şeyi kaybettikten sonra kendini bulabilmen gerek. En iyi fikirler acil durumlarda, kaliteli edebiyat zor koşullarda çıkar. Kendini iyi bir şekilde geliştirebilmen de ancak sana sağlanan imtiyazlar ortadan kalktığında tamamen mümkün olur. O yüzden "Yapma denileni yap." diyor Brandy Alexander. Hikayemize tamamen estetikle varolan bir transseksüel olarak dahil oluyor.

Kitapta kimlik çatışması, lgbti, dayatılan güzellik algısına yer yer laf sokmalar, eleştiriler mevcut. Kurgusu ise tek kelimeyle ha-ri-ka. Polisiye romanlar kadar sürükleyici. Üslubuna bayıldım... Kitabın arkasını markasını okumadan direkt başlayın, ilk 150 sayfasını kitabın konusu diye yazmışlar çünkü...

Şu alıntıyla bitiriyorum...

"Sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, sev beni, kim istersen o olurum. Kullan beni. Değiştir beni. Koca memeli, kabarık saçlı ve incecik olurum. Kopart beni. Bana ne istiyorsan yap, yeter ki sev beni"
Bir isim ve bir ülkeyle başlamam gerek .. İlerde açıklamasını yapıcam o yüzden neler oluyor tarzı hipster reaksiyonları nenenizin tülbentlerine sarıp çeyiz sandıklarınıza kaldırabilirsiniz.. Sıvı alışverişini kırmızı tuborgla gideriyorum.. Uymak isteyenler eşlik edebilir..Sofrada herkese yer var ..

Girizgahtan evvel ...
* türlü türlü , çeşit çeşit , envaisinden , en bi cicisinden votkalar viskiler efenime söyliyeyim likörler var iken gavuristan ellerinden bana göndere göndere kartpostallar gönderen nenemin (anadolu ağzı ne var?!?!) mektubunu açtığımda gördüklerime karşı içimde kabaran hayalkırıklığı ile beslenen nefreti dizginle ..bu sinirle soğansız , kıymasız menemene dönen ruhumu dingin tut !!bana bunlara karşı dirayet eyle .. dayanma gücü ver...
FLAŞ!!!
* çeviri yaparken kültablasında unuttuğum çocuk esirgeme kurumlarında yitip giden hayata tutunmak için airbagli arka koltuklar yerine tampona yapışan gelin arabası önü kesip para dolu zarf dilenen öksüzler misali odama karışan sigaralarımı rüzgardan ve nefsimden koru ..bana kutu kutu uzun marlboro hiç olmazsa kent switch ver..
FLAŞ!!!
* herşeyden önemlisi mazotumu eksik eyleme !! bana 4 lü med-kitler halinde KIRMIZI TUBORGLAR ver !
flaş!!! ( dikkat ettiyseniz küçük harflerle yazdım çünkü milyar tane deklanşöre de bassalar bu gözleri 4 lü kırmızı tuborg kadar kamaştıracak başka hiçbir şey olamaz yeryüzünde! KT CANDIR! İŞSİZİN KARA GÜN DOSTUDUR!)
*dolar düşmüyor ,bu bakımdan Sennheiser Türkiye çalışanlarına merhamet eyle ki almak istediğim Momentum 2 overear modelini indirime tabi tutsunlar.. tutmasalar da bana umut ver ...
FLAŞ!!!

İsmi Pol Pot idi .. Dünyaya geldiği ülkede elit yani kaymak tabakanın arasında yeralmaktaydı.. Ailesi eğitim öğretim alması için onu Fransa ' ya gönderdi .. Orda bir garip amerikan karşıtlığı ve maocu doktrinle yoğrulup ülkesine döndü.. Sonra Çin den destek bularak ,Vietnam'a da kara bayrak açarak tarihte görülmüş en akla zarar , en kanlı devrimlerden birini yaptı.. Tarım toplumu olucaz bu bize yeter diyerek hastaneleri , bankaları kısaca modern ve çağdaş dünyaya ait olan ne varsa bombalarla havaya uçurdu.. Gözlüklü , okuryazar ve eli nasırlı olmayan kim var ise boğdurarak katletti tarımsal alanlarda çalışamaz diyerek.. Gün geldi kurduğu baskı rejimi yetmez oldu ve ülkenin kırsal alanlarını MİLYONLARCA MAYINLA DONATTI.. safi bu yüzden yüzbinlerce kişi öldü en az yarısı kadarı da uzuvlarını kaybederek sakat kaldı .. ülkeyi ve toplumu kanla yoğrulmuş bir iç savaşın katığı yaptı.. söz konusu ülkenin adı KAMBOÇYA idi.. buraya kadar anlattıklarımı genel kültür addedin ülke ismini ve mayınları yan cebinize koyun .. ilerde lazım olacak ...

Zamanın birinde sahafta görüp topluca aldığım Chuck Palahniuk serisini uzun müddettir marineye yatırmış bekletmekteydim.. Sağolsun Samet Ö. mesaj atıp bilgilendirince Palahniuk etkinliğinden haberimiz oldu..katıldık işsizlik kulvarında kendi adımıza =)) Bugün okuyup bitirdim..İncelemeyi spoilersız, işsizliği ise sınırsız seven biri olarak garanti veriyorum.. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz..
Amerikalı bu emmimiz , bağrından çıktığı ülkeyi ve insanları inim inim inleten emperyalizmi , hayatlarımıza tv ile giren ve içi bomboş anlamsız amaçları ile ambara sızmış fındık faresi kıvamında gıdım gıdım ruhumuzu kemiren sahte GÜZELLİKLERİ cinsiyet , sex ve en başta kadın olgusu üzerinden eleştirmeyi seçmiş...bu adamı ilk kez okudum ve "ver mehteri" diye diye en sonunda mehter kıvamında bir ilerşeyişin kurbanı oldum =)) şöyle ki yazar kitabın başında "bitimi" ile başlıyor ..hikayenin sonunu biliyorsunuz ama kah bir hafta öncesine ,kah belirtilen olayın geçtiği günden 2 gün sonrasına gidelim derken ilk başta bir afallama geçirmedim dersem yalan olur .. hatta yarım bırakma noktasına geldim bir ara... anlatım genelde kitapta işlenen KARA ve UĞURSUZ birliktelik göz önüne alındığında 2. çoğul şahıs ağzıyla aktarılıyor.. Romanın sonuna kadar kişileri tam olarak tanıyamadığınız için romana hakimiyeti kuramamış hissi yaşamanız kuvvetle muhtemel .. sürekli bir şeyleri mi kaçırıyorum aurası hakim.. yalnız alıştıktan sonra bu negativite terse etki yaparak sizi zamkla kitaba bağımlı yapıyor.. bu bakımdan yazarı ayakta alkışlamak lazım.. kurguya gelecek olursak ... yan cebinize sokuşturduğunuz mayınları ve kamboçyayı bir zahmet çıkarıverin ... bu kitap tıpkı size bahsettiğim mayınlanmış toprakları ile kamboçyayı anımsatıyor .. adım attıkça ayaklarım, sayfa çevirdikçe parmaklarım koptu .. okuyacaklar için hemen belirtmekte yarar var ki HER KUŞUN ETİ YENMEZ .. Ben eğer Dr Oetker in ceo su falan olsaydım bu kitabı piyasadan toplatır öğüttürüp Lezzo misali KEZZO ismiyle TOZ KEZZAP formunda piyasaya geri sürerdim :
KEZZO!!
TOZ KEZZAP!
SICAK SUYA KATIN DEHŞET SAÇIN!
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.871 Oy)8.156 beğeni26.058 okunma628 alıntı126.910 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.120 Oy)17.513 beğeni39.558 okunma2.120 alıntı165.635 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.488 Oy)8.434 beğeni22.890 okunma1.455 alıntı105.839 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.983 Oy)3.504 beğeni11.726 okunma1.021 alıntı47.812 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.834 Oy)7.372 beğeni20.658 okunma692 alıntı79.878 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.536 Oy)5.818 beğeni15.265 okunma2.249 alıntı78.719 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.018 Oy)12.494 beğeni31.797 okunma2.797 alıntı132.755 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.259 Oy)5.368 beğeni18.170 okunma689 alıntı92.439 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.068 Oy)7.333 beğeni19.862 okunma3.233 alıntı116.802 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.238 Oy)8.157 beğeni24.018 okunma1.934 alıntı102.663 gösterim
"Bana başa çıkma mekanizması olarak vahşi intikam fantazileri ver.
Flaş. "

Plastik oyuncaklar,plastik ayakkabılar,plastik çiçekler derken şimdi de plastik insanlar..

Koskoca bir hengamenin ortasındayız. Kurmalı bebekler gibi sabah uyanıyor,nefret ettiğimiz o işyerlerinde saatin ilerlemesini bekliyor, nefret ettiğimiz cehalet yuvası okullarda zilin çalmasını bekliyor,nefret ettiğimiz insanlarla vaktimizi paylaşıyoruz.
Gün içerisinde bin bir maske, bin bir duygu değişimi, bin bir ruh hali akşam olmasını bekliyor , o kurmalı kara kutunun başına geçiyoruz.

Modern 21. yy insanı, kafası hep karışık. Çamaşır yıkamak için artık 50/60sene öncesi kadar vakit harcamıyor, bir bilgiye ulaşmak için aylarca kütüphane kapıları aşındırmıyor, herşey daha kolay ,daha hızlı, daha ulaşılabilir ve aynı zamanda herşey daha değersiz, daha sıradan ve kolayca gözden çıkarılabilir.

Eşyalarıyla evlenmiş insanlar tanıyorum. Bir çok şeye sahip olduğunu düşünüp, kendisi bile olmayan insanlarda.
Chuck bey "istediğimiz şeyler gün geçtikçe istemeye eğitildiğimiz şeylere dönüşüyor.." gibi muazzam bir cümle kullanıyor kitapta. Gün geçtikçe yavaş yavaş, sistemin kurmalı bebeklerine dönüyoruz, kafasının içi boşaltılmış onların istediğini giyen,onların istediğini yiyen, onların istediğini izleyen ve onların dediklerini kendi isteğiymiş zanneden.

Boom!
İşte tam burda kafamızın içinde ki bombanın pimini çekip, " ben burdayım! Tam olarak burdayım! Dayatılan güzellik algınıza,televizyonlarınıza, yapay suratlarınıza, güzellik algımızla oynamış makyaj kataloglarınıza, cinsiyet ayrımınıza, milliyetçi duygularınıza, fanatizmle yoğrulmuş spor mecralarınıza ihtiyacımız yok! " demeli, diyebilmeliyiz. 21.yy'da modernizm diye dayatılan, kendimiz sandığımız ve aslında ayna da tanıyamadığımız yabancılara bakıp kendimizle yüzleşme vakti!

Kitap tam olarak mayın tarlası. Mutlaka okuyun.
Şimdiden önceki,şimdiden önceki herşey, yanımda taşıyıp durduğum bir hikayeden ibaret. Sanırım bu durum herkes için geçerli. Benim yeni bir hikayeye ihtiyacım var.

Aralığa dönelim. Palahniuk okuma etkinliği tüm hızıyla devam ediyor, insanlar harıl harıl Palahniuk incelemesi yapıyorlardı. Ben ki; ürkek ama istekli bir okuyucu olarak etkinliğe girmeden uzun zamandır okumak istediğim Tıkanma ya hazırlanırken, tanımadığım birisinden bir yorum geliyordu. Necip G. kitabın kendisinde bıraktığı etkiyi samimiyetle açıklıyor ve kitabı okuduğumu gördüğü için mutlu olduğunu söylüyordu. Garip ama güzel geldi bu bana, böyle şeylere alışık olmadığım için belki. Dövüş Kulübü filmi haricinde Palahniuk'e girişim böyle oldu.

Görünmez Canavarlara başlayıp daha ellinci sayfaya varmadan aşırı reklam, moda, marka, ilaç vb. terimlerden bunalarak, ara vermeme ve diğer kitaplara başlayışıma geçelim.

Kitabın başına ve sonuna geçelim ya da. "Görünmez Canavarlar", en sondan başlıyor Gösteri Peygamberi gibi aynı. Başında yanan bir evin önünde üç kadının olduğu bir senaryoyla karşılaşıyoruz, kadınların biri diğerine ateş etmiş diğeri ölmek üzere. Kitabın sonunda da herşeyin bu şekilde olduğunu görüyoruz tekrar.

Başı ve sonu aynı olan bir kitabı okumamızın anlamsızlığına dönelim.

10 Ocak'a gidelim ya da, bu kitaba başladığım ana. Tıkanma ve Gösteri Peygamberi ni büyük bir iştahla okuyup, Görünmez Canavarları görmek istediğim o güne. Kitabın başından itibaren bir o yana, bir bu yana savrulduğum, bir sayfada üç ayrı yer ile dört farklı ana gittiğim, Palahniuk'in kurgusundan başımın döndüğü ana.

Kitabın anlatıcısına geçelim. Shannon'a. Kusursuz bir güzelliğe sahip bir Yunan tanrıçası, reklam sektörünün plastik bir bebeğiyken, görünmez bir canavara dönüşen; kendisinden, kişiliğinden, cinsiyetinden emin olduğumuz tek insana geçelim. O intikam yolculuğuna çıkan ucubeye.

Kitabın arkasına geçelim, hayır geçmeyelim spoiler istemiyorsak - kitabın arkasını ya da yukarıdaki kitap bilgisini okumayalım.

Brendy'e dönelim ya da. "Anlattığın şeyin sadece bir hikaye olduğunu anlayacaksın.Ve aynı şeyleri bir daha yaşamayacağını.Anlattığın hikayenin sadece kelimelerden ibaret olduğunun farkına vardığında,geçmişini bir kağıt gibi buruşturup çöpe atabildiğinde işte o zaman senin kim olacağına karar vereceğiz." diyen dolandırıcı prensese. Kitabın gizli kahramanına.

Chuck Palahniuk'e geçelim. Her kitabında yaptığı ve bunda da tekrarlanan şeylere dönelim. Baştan sona devam eden sistem eleştirisi, hayatın anlamsızlığı, bağımlılıklar (bu kez beğenilme bağımlılığı) ve diğer her şey- estetik, tıbbi uyuşturucular,eşcinsellik, aile ilişkileri, güzellik, reklamcılık, medya, dolandırıcılık, vb. Her konuda istemediğiniz kadar ama asla sıkmayan bilgi bombardımanı.

Seth'e dönelim, ya da Alpha Romeo'ya, ya da Harper Collins'e ya da Addison Wesley'e ya da Hewlet Packard'a. "Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalışacağınız bir hatadır."diyen o garip adama.

Düne dönelim, 20 Şubat'a. Solda okunan kitaplar arasında boynu bükük duran "Görünmez Canavarlar"ı görüp, artık zamanı geldiğini düşünmem ve devam etmeme kitaba. Her bölümde (tamam, o kadar da abartmayayım, çoğu bölümde) yok artık diyerek kitabı bir çırpıda bitirmeme. Güzel ama buruk bir duyguyla, yine de Tıkanma daha güzeldi dememe.

Evia'ya dönelim, Shannon'un manken , iyiliksever, aldatmaya meyilli, cinayete meyilli her şeye meyilli Teksaslı arkadaşına. Ve bu dört karakter arasında oluşan/ oluşabilecek/oluşması olası aşk dörtgenine.

Olağanüstü tedasüflere dönelim sonra. Başka herhangi bir kitapta saçma diyebileceğimiz, ama nedense bu kitapta göze bir türlü batmayan imkansız olasılıklara. Ve tabi ki de her Chuck Palahniuk eserinin olmazsa olmazı rahatsız edici (her açıdan) metinlere.

Kitabın sonuna geçelim şimdi de. Hani o baştaki üç kadın ve yanan evin olduğu sahneye. Dönüp "Bana şu iğrenç dünyada, aynen göründüğü gibi olan tek bir şey ver" diye bağıracağımız o sahneye. Kitap bittikten sonra da, bir sonraki kitabına kadar Chuck Palahniuk'in (Benim için Dövüş Kulübü olacak herhalde) biraz ara verip, bir şeyler dinleyelim "Her Şey Çok Güzel Olacak"tan , mesela. https://www.youtube.com/watch?v=1m71Zgek9tY .

Son olarak da bitirip incelemeyi, okurlara dönelim. Sonuçta izlenmiyorsak, neden yaşayalım ki bu hayatı.
VAY CANINA BE!

İnanılmaz, çok karmaşık ama kesinlikle mükemmel bir kurgu!

Okuduğum ilk Palahniuk kitabı ve kesinlikle son olmayacak. Çok önceleri bu kitaba başlayıp yarım bırakmıştım ama aklımdan bir türlü çıkaramıyordum. Hangi kitap olduğunu da hatırlamıyordum tabi ki. Okumaya başladığımda ise işte bu dedim ve bu sefer bitirmeye kararlıydım her ne kadar geç olsa da.

Kitabı size spoiler veremeden nasıl anlatacağımı inanın bilemiyorum. Zaten spoiler almak istiyorsanız kitabın tanıtım bültenini okumanız yeterli. :) En başından en sonuna kadar sizi canlı tutan bir kitap. Farklı zamanlardaki olay anlatımlarının sürekli ve sıklıkla olmasından dolayı biraz yorucu bir kitap diyebilirim. Ama tasvirler ve tahliller o kadar muazzam ki kitabın içinde yaşıyorsunuz adeta.

Kitap aslında sondan başlıyor (Palahniuk'ın diğer kitapları da böyleymiş galiba). Her bir karakterin ayrı ve şaşırtıcı bir hikayesi var, bunlar kitabın belli bölümlerinde açıklanıyor ve her seferinde 'Yok artık!' dedirtiyor. Kitabı okudukça her şey yerli yerine oturuyor ama yavaş yavaş. Ancak sonunda olayı tam anlamıyla kavrayabiliyorsunuz.

Konusuna gelince kitap, cinsiyet değişimleri, lgbt, içinde bulunulan çağa karşı olan intikam ve özellikle de insanların kendini kaptırıp kaybettiği güzellik algısına değiniyor. Ve bu algıyı kafasında parçalayıp öldürmüş bir kadının hikâyesine. Bu kadın öyle bir karakter ki kitabın sonuna kadar içinde bulunduğu ruh halini tam olarak anlayamıyorsunuz bile. Kitapta da söylenildiği gibi gerçek keşifler hep kaostan çıkıyor ve bu karakterimiz de nasıl kaos yaratılması gerektiğini çok iyi biliyor.

Lafı fazla uzatmadan hepinize keyifli okumalar diliyorum :)
Kitap öncelikle ilk okuduğum yeraltı edebiyatı kitabıydı.Bu yüzden alışık olduğumuz yazım tarzından farklı bi anlatım tarzı var ,bana göre orijinal kitabın havasına uymuştu anlatım dili.Konusu ,karakterleri ,vermek istediği mesajlarla tokat gibi çarpan kitaplardan birisi,konu devam ettikçe karakterlerin iç yüzünü aslında gerçekleri öğrendikçe sürekli daha fazla şaşırtan bi şekilde ilerleyen ve finalde yine bi şok ederek bırakıyor insanı.Kitap genel olarak çok çarpıcı ,aykırı bi kitap ,herkesin belki kaldıramayacağı kitap.Benim beğendiğim karakterleriyle konusuyla gerçekleri insanın yüzüne sert bi şekil vuran ,tavsiye ettiğim bi kitap oldu
Hikayesi bakımından "Dövüş Kulübü" ve "Gösteri Peygamberi"nin gerisinde kalsa da, inanılmaz kurgusu ve şaşırtıcı finali sayesinde Palahniuk'un bu kitabı da, bitirmemle birlikte bende derin bir iz bıraktı.

Özellikle yineliyorum, aşmış bir kurgusu var kitabın. Adeta bir Tarantino filmi izlermişcesine çeviriyorsunuz sayfaları. Zamanlar arasında gidip gelme olayını herhangi bir kitapta bu denli yoğun bir şekilde yaşadığımı hatırlamıyorum. Kesik kesik parçalar, finalde mükemmel bir şekilde birleşiyor ve arka arkaya patlayan twist'lerle neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz.

Eleştireceğim noktalara gelecek olursak; yazar karakterlerin kıyafet ve aksesuarları ile ilgili betimleme yaparken o kadar abartıya kaçmış ki, bu bölümlerde bir roman değil de moda dergisi okuyorum hissine kapıldım ve bu da kitabı okurken zaman zaman konsantrasyonumun bozulmasına sebep oldu.

Onun haricinde -belki önemsiz bir detay ama- yazarın okuduğum diğer iki romanında hikayenin arasına ustalıkla yedirdiği, benim de okurken büyük zevk aldığım, günlük hayatta uygulandığında işe yarayan faydalı bilgiler bu kitapta yok maalesef. Örneğin, ufak cam kırıklarının bir dilim ekmekle kolaylıkla temizlendiğini "Gösteri Peygamberi"nden öğrendiğim gibi...

Sonuç olarak, anlatım tarzını zaten çok beğendiğim Chuck Palahniuk'un yine beklentilerimi boşa çıkarmayan bir romanı oldu "Görünmez Canavarlar". Yeraltı edebiyatını seven herkesin beğenisini kazanacak türden başarılı bir eser.

Bir de kitabı okuyacak olanlara önemli bir notum olacak; başlamadan evvel sakın ola kitabın arkasını okumayın, zira fena halde "spoiler" içeriyor. Konuyu hiç bilmeden okumak kitaptan alacağınız zevki artıracaktır.
Okuyucuyu şaşırtmak, hikayeye ilginç yönler katmak için olay örgüsünü birbirine dolamak ve düğüm atmak gerekmiyordu. Bir süre sonra artık ''Bu kadarı da abartılmış!'' dedirten ve 'Ben bu kitaptan ne kazandım? '' diye kendimi sorgulamama sebep olan kitap. En nihayetinde vakit kaybıymış hissini verebildi.
Kitap güzel bir film senaryosu olabilirdi ancak zevk aldığımı söyleyemem . Nihayet sonu geldi dedim. başarılı, kariyer sahibi bir mankenin kaza sonucu yüzünün yanması ve hastane de tanıştığı bir transeksüelle ilşkisi anlatılıyor.
Bu kitaba biraz kusursuzluk ver.
Flaş.
Biraz çarpıcılık ver.
Flaş.

Bu kitap bildiğin şov! İçeriğe bakarsak bu kadar kusursuz olması mükemmel bir ironi. Karşı koyması imkansız. Bütün olaylar yokuş aşağı yuvarlanıyor ve bunun parçası olmaktan haz alıyorsunuz. Hannibal dizisi gibi. Neden yapıldığını anlamanıza gerek bile yok, hissediyorsunuz. Hele o son sayfalarda iplerin koptuğu kısımlar yok mu! Otobüste şaşkınlıktan gözlerim doldu resmen! Doyamadım. İş yerinde, izbanda, otobüste, hatta otobüsten indikten sonra yürürken bile okudum. Uzun süredir böylesine açlıkla okumamıştım bir kitabı. Çok yaşa Chuck!
Lanet olası palahnuik yine yapmış! nidâsıyla bitirdim kitabı. Dili kolay fakat verdiği mesaj çok derin olan; birçok uyuşturucu ve psikolojisi tabandan tavana kadar inip çıkan, bunları tek tek isimlendiren, 4 karakterin 40 farklı duygusunu yaşatan biraz mide bulandırıcı biraz sürükleyici fakat fazlasıyla tatmin edici bir uzun cümle ile sonlandırdığım bir kitaptı. Palahniuk marjinal biri, sıkabilir de eğlendirebilir de.. denemeden bilemezsiniz!
Kitabı okuyacaksanız direkt başlayın, arkasını hiç okumayın... Zira epey 'spoiler' içeriyor. Ha, muhakkak da okuyun. "Bize değersiz olduğu öğretilmiş olanda değeri keşfet" diyor kitabın bir yerinde... Okumaya değer.
Bir şeyden ne kadar çok kaçarsan o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. Bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin.
"İnsanlara hafta sonu tatilinde ne yaptıklarını sormamızın tek bedeni, kendi hafta sonu tatilimizi anlatma isteğimiz."
Kendi sorunlarınızı paylaşmadığınız zaman, başkalarınınkini dinlemeye dayanamazsınız.
Öylesine kısılıp kalmışız ki, hayal ettiğimiz her kaçış yolu, bu tuzağın başka bir parçası. İstediğimiz her şeyi, istemeye eğitildiğimiz için istiyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görünmez Canavarlar
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394251
Orijinal adı:
Invisible Monsters
Çeviri:
Funda Uncu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, yanılsamanın hüküm sürdüğü şu dünyada bize iyi ve doğru olarak dayatılanı değil de, kötü olduğu söylenerek bizden uzak tutulanı tercih etmek ne derece mümkündür? Chuck Palahniuk, bize yine roman olarak ulaşan bu üçüncü "kimlik krizi"nde, aile ve toplumda varolan genel geçer davranış kalıplarının altında yatan gerçekliği evirip çeviriyor.

Genç ve güzel manken Shannon mutlu olmak için her şeye sahiptir: Parlak bir kariyer, kitlelerin ilgisi, yakışıklı bir sevgili ve yakın bir dost. Ancak geçirdiği bir "kaza" yüzünün yarısını yok ettiğinde, görünmez bir canavara dönüşür. Hastanede tanıştığı, ameliyatla kadın olmaya hazırlanan transeksüel Brandy Alexander, ona geleceğini yaratabilmek için geçmişini silmesi gerektiğini, gerçek keşiflerin hep kaostan çıktığını öğretir. Bu süreçte Shannon, Brandy Alexander'la ve kendisini aldatan sevgilisi Manus'la bir intikam yolculuğuna çıkacaktır. Kişisel ve toplumsal arızaların kol gezdiği, çağdaş bir çorak ülkede çıkılan bu yolculukla üçünün isimleri, kimlikleri ve geçmişleri her şehirde değişirken, okur da görüntüye, yüzeyselliğe odaklanmış bir dünyada aile, sevgili, arkadaş konumundaki insanlarla ilişkilerin sığlığına tanık olur.

Palahniuk cinsiyet değiştirme operasyonlarının büyük ölçüde kolaylaştığı ve yaygınlaştığı bir çağda, cinsiyetlerin bile görüntüden ibaret olduğunu vurguluyor. Bir yandan güzellik ve kimlik kavramlarına bakarken, tüketim toplumuna ve estetik operasyon kültürüne haşin saldırılar yöneltiyor. Üstelik bütün bunları okurunu adeta bir eğlence trenine bindirip baş karakterinin geçmişiyle bugünü arasında dolaştırarak ve şaşırtıcı bir finalle adamakıllı sarsarak yapıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 365 okur

  • Sezer
  • Batuhan Oğuz
  • Arif kılınç
  • Sinan Kurt
  • Kış Güneşi
  • Marcus Talih
  • Haldun Lenger
  • İrem Gümüş
  • semih pekpak
  • Ferman Ozben

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.2
14-17 Yaş
%7.8
18-24 Yaş
%31.9
25-34 Yaş
%33.6
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55
Erkek
%45

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (39)
9
%27.1 (42)
8
%26.5 (41)
7
%14.2 (22)
6
%4.5 (7)
5
%1.3 (2)
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.6 (1)

Kitabın sıralamaları