• Hızla değişen koşullara uyum sağlamaya gönülsüz tembel zihinler için tutuculuk hep benimsenmiş bir bahane olmuştur.

    Sigmund Freud
  • Bu ülkedeki tutuculuk ve ‘ötekine tahammülsüzlük’, farklı olan herhangi bir şeye tahammülsüzlük, çok ölümcül boyutlardadır, Çok ürkütücüdür ve hakikaten bir linç kültürü var bu ülkede. Bir de derin Türkiye var, hani İç Anadolu’daki o üçgen.... light Türkiye ...
  • Weber’in “işgücünün akılcı yapılanması” kavramıyla sıklıkla bahsettiği konunun aslında Batı’ya has veya Batı dışındaki dünyanın bihaber olduğunu belirttiği kapitalist üretim sisteminden başka bir kavram olmadığı görülüyor. Bununla beraber bu çalışmanın, yazarın hem iddialı, hem de tarifinin oldukça zor olduğunu belirttiği “kapitalizmin ruhu” ifadesi etrafında vücut bulduğu anlaşılıyor.

    Yazarın, kapitalizmi veya “kapitalist ekonomik eylemi” harekete geçirenin temel güdünün ne olabileceğini tartışırken önemini vurguladığı kavramın adıdır: “kapitalizmin ruhu”… Çalışmada temellendirmeye çalıştığı kavramın, alışılagelmiş olabilecek anlayışa göre, aslında doymak bilmeyen bir kar hırsı olmadığı görülüyor. Hatta yazar, bu tarz bir güdülenimin akılcı olamayacağını da tespit etmeye çalışmıştır. Kapitalizmin tamamen yatırım ve serbest girişim özgürlüğünün doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olamayacağı da belirtilmiştir. Öte yandan yazar, ekonomisi gelişmiş bölgelerin aynı zamanda kilise de gerçekleşen bir devrim açışından da özellikle avantajlı olduğunu bir soruyla tespit etmiştir. Devamında çağdaş anlamda kapitalizme, Avrupa’da doğmuş olan Protestan mezheplerinin toplumsal tabakalaşmada yol açtığı sarsıntının sebep olması gerektiğini vurgulamış ve bu sonuca ulaşmış gibi görünmektedir. Doğal olarak bu çalışmanın bir kısmı karmaşık Protestan mezhepleri hakkında bir incelemeyi de içermek zorundaydı.   

    Yazarın, kapitalizmin ruhunun ne olabileceğini anlatmaya girişirken öncelikle ne olamayacağından daha fazla bahsetmesi tarifinin zor olmasından kaynaklanmış gibi görünmektedir. Öte yandan kavramı somutlaştırmak adına şuna benzer ifadeler kullanılmıştır: 

    “Sahip olma, kazanç, kar ve mümkün olan en fazla parayı elde etmeye çalışma güdüsünün kendi başına kapitalizmle hiçbir ilintisi yoktur. ...ki bu onun ruhu hiç değildir. Hatta kapitalizm belki de bu mantıksız güdünün sınırlanmasıyla ya da en azından dengelenmesiyle eşdeğer olabilir. Ancak kapitalizm, devamlılığı olan, akılcı kapitalist bir teşebbüs açısından kar -sürekli yenilenen bir kar- elde etme çabasıyla özdeştir.” (sf.13).

    “Bir insan doğası gereği gittikçe daha fazla para kazanmayı değil, alıştığı şekilde yaşamayı ve o yaşam tarzını sürdürmek için ne kadar paraya ihtiyacı varsa o kadarını kazanmayı ister.” (sf.63).

    Bunların üzerine toplumsal değişme ve tabakalaşmanın anlaşılmasının kapitalist eylemin veya kapitalist davranış biçimlerinin ortaya çıkarılmasında önemli olduğu görülüyor:

    “Günümüz kapitalist ekonomisi, bireyin içine doğduğu ve kendisini, en azından bireye içinde yaşamak zorunda olduğu nesnenin değiştirilemez düzeni olarak gösteren engin bir sistemdir. Piyasa ilişkileri sistemine dahil olduğu kadarıyla bireyi kapitalist eylem kurallarına uymaya zorlar. Uzun vadede bu normlara uymayan bir üretici ekonomik arenadan silinecekken aynı normlara uyamayan ya da uymayan bir işçi de kendini işsiz bir halde sokakta bulacaktır.” (sf.57).

    Buna paralel olarak üretim sisteminde değişmenin temelde kişisel bazı davranış değişikliklerinin toplumsallaşmasından ileri gelmiş olabileceği, sınıfsal kapitalist sisteme giden temel değişiklikleri vurgulamak ve özellikle günümüz üretim ilişkilerinin de temellerini göstermek üzere şu örneği vermiştir: 

    “...Fasoncu ailelerden gelen bazı gençler taşraya gittiler, işe alacakları dokumacıları özenle seçtiler, yapılan işi çok daha büyük bir özenle takip ettiler ve böylece köylüleri işçiye dönüştürdüler. Diğer yandan, pazarlama işini kendi ellerine aldılar, doğrudan son kullanıcıya ve perakende mağazalarına kadar gittiler, müşterilerini kendileri buldular, her yıl düzenli olarak onları ziyaret ettiler ve hepsinden öte ürün kalitesini onların istek ve ihtiyaçlarına göre belirlediler. Aynı zamanda daha düşük fiyat, daha fazla gelir ilkesini uygulamaya koydular. Sonrasında bu tür bir akılcılığın her yerde ve her zamanda getirdiği bir sonuç tekrar tekrar kendini gösterdi: Ya uyum sağlarsın ya da piyasadan silinirsin...” (sf.73). 

    Çalışmada başlı başına savunulan konunun, kapitalizmin ruhu ifadesinin Avrupa’da reform hareketlerinin başlamasıyla toplumların Protestan anlayışının, özellikle siyasi koşullar nedeniyle bazı ülkelerde daha belirgin, yeni ilkeleriyle vücut bulması olduğu düşünülmektedir. Çalışmada, Luther’in görüşlerine ayrıca değinilmekle beraber Protestan mezhepleri Kalvinizm, Pietizm, Metodizm ve Baptist Tarikatları başlıkları altında detaylı bir şekilde incelendiği görülüyor. Şöyle ki Protestan anlayışta var olan çileciliğin, insanın kaderinin önceden belirli olmasının inancın ele alınış biçiminde dünyeviliğin artmasına yol açmış olduğu, söz konusu değişimin kurumsallık kazanmasıyla üretimin hedeflenmeyen bir şekilde akılcılığa doğru evirildiği açıklanmaya çalışılmıştır. Katolik anlayışta var kilise ve din adamı egemenliğinin inananları dışlayan anlayışının,  günah çıkartma kurumunun sebep olduğu tembelleşmenin yerini katı bir muhafazakarlık ve çalışma disiplinine bıraktığı anlaşılmaktadır.

    Özellikle Kalvenizm’de kendini gösteren bu dünyevileşmeyi göstermek üzere şu ifadeyi kullanmıştır:

    “Kalvinizm, çileciliğe olumlu bir güdülenim sağlamış oldu ve Kalvinizm alın yazısı öğretisine ait ahlak anlayışının sağlam temelleri sayesinde, dünyevi hayatın dışında ve üzerinde var olan ruhani keşişler aristokrasisinin yerini tanrı tarafından alın yazısı ezelden belirlenmiş olan dünyevi ruhani azizler aristokrasisi aldı”. (sf.151).

    Çalışmada, kanıtları oldukça detaylı sunulan Protestan ahlakının, dünyevi tutuculuğa, “tanrının şanını yeryüzünde yaşatma” anlayışından yola çıkılarak bir meslekte durmaksızın sürekli ve sistematik bir şekilde çalışmaya ilettiği savunulmuştur.  Elde edilen kazançların, tutuculuktan kaynaklı olarak tüketime ve hesapsız harcanmaya yönlendirilememesi, kazanılan paranın yeniden yatırıma yönelik sermaye olarak birikmesine sebep olduğu vurgulanmıştır.

    Sözü edilen davranış değişimini vurgulamak üzere çalışmada kutsal kitaptan alıntısı yapılmış (Sadakatsiz Kul Meseli) şu ifadeler önemli gözükmektedir:

    “...Fakir olma arzusu, hasta olma arzusuyla aynı şeydi; amellerle kurtuluşa ulaşma çabası olduğundan ve tanrının şanına zarar verdiğinden kınanmalıdır. Hepsinden öte, çalışabilecek durumda olan kişinin dilencilik yapması, sadece günah dolu bir tembellik değil havarinin de dediği gibi kardeşçe sevgiden gelen görevin ihlal edilmesidir...”(sf.221). 

    Çalışma, çağdaş kapitalizmin Batı’ya özgü akılcı bir üretim örgütlenmesi olduğunu ifade etmiştir. Kapitalist eylemi hareketi geçiren güdülenim olarak kapitalizmin ruhunun serbest girişim ve kazanma hırsı olmaktan ziyade, tutuculuk ve disiplinli çalışma olması gerektiğini ifade eden Weber, bütün özellikleriyle Protestan ahlakının söz konusu ruha temel oluşturabileceğini kanıtlamıştır.

    Eleştirilmesi mümkün olmakla beraber, kapitalist üretim örgütlenmesinin nelere yol açabileceği veya bünyesinde barındırdığı zayıflıklar hepsinden önemlisi genel olarak ele alındığı biçimiyle sınıfsal sömürü ilişkileri özellikle bu çalışmanın içeriğinde yer almamaktadır.

    Bu noktadan yeni tartışmalara yollar açmak üzere şu alıntıyı, özellikle Müslüman üretim sistemi veya salt Türk yönetim ahlakı üzerine kuramsal olarak benzerlikleri ortaya çıkarmak üzere ipucu vermesi açısından eklemeyi uygun gördük: “...bu kuruluşlar (aile şirketleri), işini hayatından ve ailesinden önde tutan kurucu babanın aşırı kontrolcü ve merkeziyetçi yönetim anlayışıyla gelişir ve bu gelişme sonucu ortaya çıkan zenginlik, ailenin varlığına ekipmana ve gayrimenkullere yatırılır...” (Baltaş, A. Türk Kültüründe Yönetmek, Remzi Kitabevi, sf-110).
  • Parti programındaki; ‘Terakkiperver Fırkası efkâr ve itikad-i diniyeye hürmetkârdır’ maddesi, bir irtica (gericilik, tutuculuk) hareketi olan Şeyh Sait isyanını körükleyen bir sebep olarak yorumlanıyordu. Halbuki zaten Anayasaya göre de Devlet bir İslam devleti idi. Yani o zaman yürürlükte olan 1924 Anayasasına göre devletin bir dini vardı. Bu din İslam dini idi. Bu kayıt Anayasada yer almıştı. Bu duruma göre Terakkiperver Fırkasının kendi programına dini fikir ve inançlarına saygı göstereceği şeklinde bir madde koyması yadırganmayabilirdi… Terakkiperver Fırkasının isyan bölgelerinde teşkilâtı bile yoktu. Parti elemanlarının uzaktan veya yakından ilgisini gösteren hiçbir belirti tespit edilmemiştir…
  • Ali Şeriati'nin duası…

     ey kadir olan allah’ım

    alimlerimize mes’uliyet,
    halkımıza ilim,
    dindarlarımıza, din,
    müminlerimize aydınlık,
    aydınlarımıza iman,
    tutucularımıza, kavrayış,
    kavramışlarımıza, tutuculuk,
    kadınlarımıza, bilinç,
    erkeklerimize, şeref,
    yaşlılarımıza, bilgi,
    gençlerimize, asalet,
    öğretmenlerimize inanç,
    öğrencilerimize inanç,
    uyuyanlarımıza, uyanıklık,
    uyanıklarımıza, irade,
    muhafazakarlarımıza, hareket,
    suskunlarımıza, feryat,
    yazarlarımıza, güvenirlilik,
    sanatçılarımıza, dert,
    şairlerimize, şuur,
    araştırmacılarımıza, hedef,
    tebliğlerimize, gerçek,
    kıskançlarımıza, şifa,
    bencillerimize, insaf,
    sevenlerimize, edeb,
    mezheplerimize, vahdet,
    halkımıza kendini bilme,
    tüm milletimize, samimiyet, himmet, özveri,
    kurtuluşa yaraşırlık ve izzet bağışla…

    https://youtu.be/vlgfIaWaD6Q