Tut gözün ey dûd-ı dil çerhun ki devrin terk edip
Kalmasın hayrette çeşm-i gevher-efşânım görüp
Fuzuli
Ey aşk ateşiyle yanan gönlümün dumanı, var git, feleğin gözünü kapa ki benim gözyaşlarımın çokluğunu görüp de hayrete düşerek dönmeyi unutmasın.
Hatıramdadır ki gençliğimde bir dostum ile bir kabukta iki badem içi gibiydik. Öyle kaynaşmış ve birbirimizi sevmiştik. Umulmadık bir zamanda bir işi çıktı, sefere gitmek zorunda kaldı. Seferden döndüğü zaman başladı siteme:
- Bu kadar zaman geçti, ne bir mektup ne bir selâm yolladın. Bu kadar da vefasızlık olur mu?
Dedim:
- Ben yüzünü görmekten mahrum iken bu şerefi postacıya mı kazandırayım!?.
Ehl-i temkînem beni benzetme ey gül bülbüle
Derde yok sabrı anın her lâhza bin feryâdı var.
Fuzuli
Gülüm! Beni bülbül ile karıştırma sakın! Ben temkinli bir âşığım; onun ise derde (derd-e) sabrı kalmamış, her an binlerce feryat eyliyor.
Diğer anlamı:
Gülüm! Beni bülbül ile karıştırma sakın! Ben (senin eşiğinde) mekân edindim; onun ise hiçbir kapıda (der-de) durduğu yok, her an binlerce (kapı dolaşıp) ah-vah ediyor.
Pür-âteşim açtırma benim ağzımı zinhâr
Zalim beni söyletme derûnumda neler var
Leylâ Hanım
(A acımasız sevgili!) Beni söyletme ki içimde neler neler var! Öyle ateş doluyum ki sakın ağzımı açtırma (yoksa dünya tutuşacak) !