Çocukluğun geçtiği yerler, insanın oralara dönmediği süre uzadıkça daha da artan bir çeşit korku salar. İnsan aşırı nostaljiden çekindiği gibi, mekânın büyük bir dönüşüme uğramasından ve bunun sonucunda değişen her ayrıntıyı kendi hatırasına bir tokat olarak görmekten de korkar
Futbolda ise aksine, durup dinlenmeye yer yoktur, son derece başarılı bir geçmişe sahip olmak veya önceki sene şampiyonluğu kazanmış olmak pek bir para etmez. Asla başarıya ulaşıldığı düşünülmez, bir sonraki maçın da kazanılması gerekir (oyuncuların kendilerinden beklentileri budur), sanki her şey sıfırdan başlar, her maçın başındaki skor gibi.
Yazma disiplininin özünde insanın kendini yazmayla sınırlandırması vardı; yazma işinin tutumluluğu, belirli aralıklarla gerçekleşmesi, zaman işgal etmesi önem taşıyordu. Başka türlü olsa kendisini boğacak tedirginliğini yatıştırmasının tek yolu buydu; dünyayı kaplayan ve her adımda karşısına çıkmayı sürdüren nesnelerin sayılamayacak kadar fazla oluşu ve kendi kendini çoğaltmasından ileri gelen bir tedirginlikti söz konusu olan. Daima kısmi bir süreç olan belli aralıklarla sürekli yazma eylemi ve şimdiyle sonsuzluğun bütünlüğü arasında "iyileştirici" diye nitelendirilebilecek bir çelişki vardı.
Mesele daha derinden irdelenince elbette kendisini rezil ettiği anlarının gerçekten yaşanmış oluşuyla karşılaşılıyordu. Böyle olaylar herkesin başına gelir. Sosyal ilişkilerin kaçınılmaz bir sonucudur ve tek çare unutmaktır "Tek çare" lafın gelişi bir ifade değil, çünkü zamanda geriye dönmek, o anları düzeltmek ya da silmek imkânsızdır Dr. Aira unutmaktan medet umamayacağı için (fil hafızasına sahipti) yalnızlığa başvurmuş, akranlarından neredeyse tamamen uzaklaşmıştı; böylece hiç olmazsa dermansız sakarlığının ve şaşkınlığının etkilerini en aza indirgeyebiliyordu.