Neler anlatabilirim ki? Arabasını öğrencilerin hizmetine sunuşunu mu? Bizleri kahvaltı, ziyafet, piknik adı altında toplayıp, en samimi bir dost edasıyla kucak açışını mı? Küçük bir problemimizde bile anne-babadan öte bir hassasiyet gösterip üzerimize titremesini mi? Hastalandığımız zaman başımızda melekler gibi pervane oluşunu mu? Maddeten mağdur gençlerle maaşını paylaşıp onlara yokluğu hissettirmeyişini mi? Her zaman tertipli, düzenli, temiz ve titiz olup bizim de öyle olmamızı isteyişini mi?
Seçkin bir eğitimci ve parlak bir pedagogdu. Bize, anne ve babamızdan bile daha şefkatli, geleceğimiz konusunda her türlü çabayı gösteren en yakın dosttu. Sağ-sol kavgalarının her gün can aldığı o günlerde, bizleri siyaset üstü tutarak, siyasete kurban vermedi, burnumuzu kanatmadı.
Benim ona can borcum var. Okul çıkışında kıstırılmış, öldürülüyordum. İmdadıma hocam yetişti. Hatta ben ona "Bana niye yardım ediyorsun hoca? Ben senin dinci öğrencilerinden değilim. Ateistim ben!" demiştim. O da bana: "Siz Allah'a inanmasanız da, sizi Allah yarattı. Bu nedenle benim kardeşimsin" diye cevap vermişti. İşte bunun için Ragıb Hocanın uğruna ölmeye bile hazırım!
Hizmetinin en etkileyici tarafı ise hiçbir talebe ayırt etmeden, herkesi kucaklayan bir şefkat ile harmanlanmış olmasıydı. Siyaset üstü tutumuyla harmanlanmış olan iyi bir kul ve iyi bir öğretmen olma prensibi, onu bütün talebelerin gözünde "Baba" unvanına layık kılmıştı.
Gariban, kimsesiz ve bir umut için yollara düşmüş öğrencilerin elinden tutar, kiraladığı evlere yerleştirir, onların bütün ihtiyaçlarını temin eder, birer manevi evlat gibi onları korur kollardı.