Tanrıların ve Hiddetin Şafağı Kader ve Alev Serisi #4
Büyüleyici “Kader ve Alev” serisinin final kitabı olan Tanrıların ve Hiddetin Şafağı, yine bolca entrika, ihanet, aşk ve fedakârlıkla dolu bir hikâye sunuyor. Ancak kabul edelim ki, 750 sayfalık bir finalden beklenen yüksek tempoyu ilk bölümlerde bulmak zor. Hikâye boyunca heyecan var, ama o patlayıcı final hissi için uzun süre bekliyorsunuz. Yazar, detaylarda ve karakter ilişkilerinde çok başarılı olsa da aksiyon konusunda daha dengeli bir hız tercih edebilirmiş. Özellikle son 50 sayfada her şeyin biraz “oldu bitti”ye geldiğini hissettiriyor.
Bu kitapta öne çıkan çift kesinlikle Tyree ve Annika oldu. “Nefretten aşka” klişesinin en güzel örneklerinden birini okudum. Aralarındaki kimya hem eğlenceli hem de derinlikliydi. Keşke bu ikiliye daha fazla yer verilseydi. Tyree’nin serseri ve çapkın tavrına Annika’nın güçlü duruşu çok iyi eşlik etmiş.
Romeria ve Zander ise serinin kalbi olmaya devam ediyor. Zander tam anlamıyla “asil” bir lider; sadakati, sevgisi ve duruşu ile farkını her zaman ortaya koyuyor. Romeria’nın da Zander’den başka kimseyi görmemesi, ikisinin ilişkisini daha da özel kılıyor.
Öte yandan Atticus, ne yazık ki bu kitapta bende sınıfta kaldı. 3. kitapta biraz sempatim oluşmuştu ama burada, Zander’e olan yersiz güvensizlikleri, sürekli suçlayıcı tavırları ve kadınlar konusundaki geçmişine dair detaylar, karakterini benim gözümde zayıflattı. “Gracen var” demesine rağmen gördüğü ilk cazibeye kapılması da onun tutarsızlığını gösterdi.
Yan karakterlerde Elisaf ve Jarek kitap boyunca gönlümü kazandı. Romy ile olan dostlukları ve korumacı tavırları çok içten geldi. Jarek’in sonu ise kalbimi kırdı; belki başka bir son mümkün değildi ama yine de onun mutlu olmasını isterdim. Aynı şekilde Caindra için de.
Sofie