• _ Bütün bunlar nasıl oldu?
    _Bu kalp ilmidir. Onu sen bilmiyorsun.
    _Öğretir misin?
    _ Kitap okumakla öğrenilmez
    _ Ya nasıl olacak?
    _Kalbini aç, gerisini bana bırak.
    _Celaleddin beni anlamak için kendini fazla yorma. Zaman ver yüreğine. Ben üçüncü çeşit bir yazıyım.
    _Nasıl yani?
    Bir hattatın üç çeşit yazısı vardır. Birincisini kendisi okur, başkaları okuyamaz; İkincisini kendisi okumaz başkası okur, üçüncüsü ne ona ne de başkalarına okunur. İşte ben o üçüncü yazıya aidim.
  • Bir ülkede sanattan,bilimden ve insanlarin yaşam kalitesinden çok siyaset konuşuluyorsa o ülke her zaman üçüncü sınıf ülkesidir...
  • Münzevi için dost her zaman üçüncü kişidir: üçüncü kişi, iki kişinin konuşmasının derinlere dalmasını engelleyen mantardır.
  • "Neden ben sizden farklı?

    "Yüce Tanrım," dedi Şair, "en azından senin bir bacağın var! Bizim ve Blemma'nınsa iki bacağı var!"

    "Siz ve Blemma bir tanesini kaldırmak, o zaman bir tane var."

    "Ama sen, senin indirecek başka bacağın yok!"

    "Ben neden olmayan bacağı indirmek zorunda? Sen olmayan üçüncü bacak indirmek zorunda mı?"
  • Rabia Arapça’da “dördüncü” demektir.
    Öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.
    Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

    Vahide isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

    Saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

    Selase ve Bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

    Rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.
    Bizimkilerde Rabia’yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!

    Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını, diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet Araplardı.
    Bunun esas sebebi ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız, Arap egemenlerinin eline düşmesinden korkan Araplar, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi..

    Peki o çağlarda Türk’ler nasıldı?
    Türk’ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti.
    Ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

    Eski Türkçe’de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

    Türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

    Kadın dövmek malesef Türk’lerin arap kültürüyle tanıştıktan sonra başlayan bir olaydır.
    Eski Türk kültüründe, örfünde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.
    Tarihe geçmiş Cengizhan’ın eşi için söylediği
    “Ben sizin han’ınızım, bu da benim han’ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!
    Yani KADIN EVİN HANIYDI,..
  • Usul usul Yaklaşan gölgeler beni takip ediyordu her şeye rağmen yürümeleri mi hızlandırıyordum ya o gelenler bana yetişirlerse bu kesinlikle felaketim olurdu belkide bir çocuk gibi ağlardım işte bu kadar korkuyorum onlardan Sebebini bilmediğim bir korku ve tanımadığım o gölgeler sürekli peşimdeler belki de aklımın içindeler bilmiyorum ki hiçbir fikrim yok o doktor kılıklılar yani doktorun da ne olduğunu bilmiyorum açıkçası ne iş yapar ben bana yardım edebileceğini düşündüğüm için bir umut ışığı olarak görmüştüm doktorları Ama onlar umuttan ziyade birer paragöz çıktılar maalesef belkide bana hipokrat yemini etmemiş olanlar denk geldi bu kadar şansızlık olur ancak doktorları bir kenara bırakalım hala hala peşimde takip ediyor usul usul yaklaşıyor arkama döndüğümde yokoluyor gölgesi belli belirsiz sessiz derinden irili ufaklı birkaç tane bunlar sanırım beni yok edene kadar öldürene kadar sürecek artık inanmaya başladım bana kimse yardım edemez belkide edebilir henüz bununla ilgili bir fikrim yok belkide sadece kendime yardımım dokunabilir bu hayatta ne garip değil mi işte geliyorlar yine lanet olsun yine peşimdeler baktım karanlıkta iz sürüyorlar acaba benim kokumu biliyorlar mı hoşlanmadıkları için mi yoksa beni neden takip ediyorlar bunu sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğim bak işte kayboldular demek korktuğum kadar değilmiş sadece bir anlıkmış tekrar tekrar bakıyorum Yoklar sanırım gittiler korkunun ne demek olduğunu bilseler bir daha beni rahatsız etmezler hatta kimseyi rahatsız etmezler korku iliklerime kadar işledi ama şimdi enteresan bir şekilde vücudumun her yeri şöyle ki bu saç tellerinden parmak tırnaklarımda dahil heryer rahatlamaya başladı bedenim erken bir final maçı oynuyor sanırım doktor Sinan böyle olacağını söylemişti ben de demiştim ki zaten hep böyle doktor bey siz yaşamadığınız için bilmiyorsunuz ben onları arada sırada değil her zaman görüyorum her zaman bıkmadan beni takip ediyorlar senin tezine göre zihnimin içindeler peki onlar zihnimin içinde olsun gözlerimin önündekiler onlar neler onlar gerçek değil mi bana deli demiyorsun belki deli dememek senin inceliğinden ya da tıbbi tabirler kullanmak kendini daha bir doktor hissetmeni sağlıyor inan bu karmaşıklıkta bunu çözemeyeceğim daha hastaneden çıkalı on gün oldu ben bu kadar çabuk; gölgeler takip edilmeler korkular yaşayacağımı düşünmüyordum hemde Bu kadar şiddetli bir şekilde iliklerime kadar soluğum kesilircesine. sen bana güven vermiştin ama bir kez daha gördüm ki doktorlara da güvenilmez. Neyse işte güvenlik arzumdan dolayı sana güvenmiştim artık onu da kaybettim bunu senin de bilmeni istedim of ya ne diyorum ben kendi kendime... doktora söyleyemediğim şey doğru mu yoksa? yoksa gerçekten delimimiyim. yok canım değildir.. deli olsam böyle olmaz ki kesin fark ederim hem gayet düzgün düşünebiliyorum Her şeye aklım çalışıyor fikirler üretiyorum yok yok böyle saçma düşünceleri aklıma sokmayayım insan bilirsiniz işte kırk kere söylersen kırkıncıda dediği gerçekleşirmiş gerçi böylesi masalları genelde Anneanneler anlatır. Olumsuz düşünceler zihnimi sardığında pozitif olmamı düşünmeliyim başka çarem yok normal insanlar çaresizlik anlarında ne yaparlar acaba, yani diyorum. ben, ben de normalim ki kendi kendime saçmalıyorum Ben en iyisi şu yağmurdan kurtulup bir an önce o küçük minik sefalethaneme döneyim hayatta en çok huzur duyduğum yerlerin başında orası geliyor çünkü orası bana ait yani bana ait olan dünyadaki tek şey ayrıca orada insanoğlu yok yani henüz keşfedilmemiş balta girmemiş orman gibi bir şey onun için burayı seviyorum şehrin gürültüsünden uzak olması da beni daha da rahatlatıyor. Oh sonunda gelebildim ama o da ne kapı ardına kadar açık yoksa yoksa aman allahım hırsız mı girdi? hem de benim eve Ama neden benim evime? bir hırsız neden benim evime girsin ki o kadar lüks gökdelenler boğaza nazır villalar gösterişli evler varken? kesin bu hırsızlar da deliler ama ben değilim ben deli değilim aynı Bakırköydeki dostlarımın söylediği gibi biz deli değiliz biz deli değiliz biz deli değiliz sanırım kırk kez tekrarlamışlar ondan dolayı gerçekleşmiş dilek ve istekleri ya da öyle sanıyorlar. Şimdi bu büyük olasılık bir hırsızlık vakası olması gerekir çünkü her şey söylenenler gibi kapı zorlanmış levyeyle kırmaya çalışmışlar ve bunu sanırım uzun uğraşlar sonucunda başardılar çünkü kalın bir kapı var Cevizağacından hem de Başka bir seçenek de var tabi ben genel anlamıyla unutkan biriyim havada çok rüzgârlı kapıyı tam olarak kapatmadığım için rüzgârdan açılmış olabilir ya da o minik şeytanlar mı geldi? aman tanrım şimdi bunu düşününce içeri girmem olanaksızlaşıyor ürperiyorum ama en son arkamdaydılar ne zaman beni geçtiler bu kadar hızlılar mı? hemen en olumsuz düşünceye düşüneyim zaten hiçbir olumlu düşünce geçmesin aklımdan rüzgâr olma olasılığı çok fazla iken ben yinede en kötüsünü düşünüyorum benim karakterim sanırım faz lasıyla pesimist bildiğin kötümser yani Bu özelliklerimi kimden aldım acaba benim genlerim babamdan mı yoksa annemden mi geçti oysaki ikisi de kötümser değillerdi bunun Üzerine etraflıca daha sonra Düşüneceğim şimdi olaya odaklanmam gerekiyor En iyisi üç basamaklı merdiven var bir tanesini atayım ayağımı daha sonra içerden gelen sesler varsa onları dinleyeyim yoksa zaten hırsız da olsa gitmiştir eğer rüzgârsa korkacak hiçbir şey yok ya o minik şeytanlarsa işte o zaman yandım bu gece de beraber uyuyacağız yani onlar uyuyacak bana yine uyku haram İşte şuraya basayım bak ahşabın en kalın yeri kesin ses çıkarmaz usulca yaklaştım yaklaştım artık çok yakın ayağımı uzattım bir ses çıkmadı bu çok güzel içerisini dinliyorum hiç ses yok biraz daha beklemeliyim bence risk almamalıyım bekliyorum yine ses yok artık daha da yaklaşabilirim üçüncü basamağa atayım adımımı oh be yine ses yok artık finale geldik sanırım kapıyı yavaşça açayım
    Evet kapıyı ardına kadar açtım fakat karanlık hiçbir şey görünmüyor buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli miyim kimse yok işte salak herif sevinsene hırsız değilmiş işte boşuna kuruntu yapmışsın sonrada deli değilim diyorsun Allah'ın delisi seni, evet şimdi Işıkları yakmam gerekiyor iyice emin olmalıyım iyice emin olmalıyım bu beni korkutan şeyin ne olduğuna dair evet oh nihayet bak evin içi bomboş eşyalar yerli yerinde hiçbir şey dağılmamış olduğu gibi duruyorlar değerli eşyalarıma bakacağım ama değerli bir eşya yok neyseki Değerli hiçbir şeyim olmadığına seviniyorum hani kapı zorlanmıştı hani levyeyle açılmaya çalışılmıştı yine halüsilasyonlar kurgular zihin oyunları akıl aldatmacıları ama gerçeği neyseki deneyerek öğreniyorum.
  • 166 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    İslâm'ın nuru zaman ve şartlarına göre yeryüzünde gezerek Allah'ı idrak etmekte çaba gösteren toplumlarda yaşamaktadır. “Eğer bu (tebliği) gözardı ederseniz, Allah sizin yerinize, (ama) sizin gibi olmayacak, başka bir topluluk getirir.” Bu durum birey/toplum bazında bulunmakta o anın şartlarına göre şekillenmektedir. Biz politik, kültürel tarih akışına 20. yy'a baktığımızda Avrupa’nın çöküşü Amerika ile Rusya’nın rekabet halinde liderlik mücadelesi yanında üçüncü dünya ülkelerin de bağımsızlık ve şekillenme sancıları yaşadıklarını gördük. Kaderin kötü bir cilvesi olsa gerek, İslam ülkelerin emperyalist rekabetler içinde en zarar gören ülkeler oldular. Müslüman alimler, İslam ülkeleri için 19 ve 20 yy’da arayış ve oluşum için mücadele ettiler. 21 yy’da önceki yüzyıllara nazaran savaşlar azaldığından biraz sessizliğe de büründüğü malumdur. Bu tablo karşısında güçlü muhakeme/idrak sahibi alimlerin ortaya çıktığını bilmekteyiz. Bunun tartışmasız örneklerinden biride Pakistanlı alim olan Fazlur Rahman'dır.

    Fazlur Rahman, 1919’dan 1988 yılları arasında yaşamış, 19 ve 20 yy değişimin, oluşumun sosyal/politik çerçeveleri dahilinde; sömürgecilikten bağımsızlık ideolojisine; Kemalist devriminden, İran devrimine; Vehhabî hareketinden, Senusî hareketine, moderniteden bilginin İslâmîleştirilmesine kadar geniş bir çalışma sahası kurmaya çalışmıştır. Bu çalışma sahasında Müslümanların durumlarını analiz ederken, iki husus üzerinde durur: Kur'an'ın temel ilkeleri ve bugünün tarihselliğine en iyi şekilde nasıl müdahil kılınabileceğinin yollarını araştırma, bunun metodolojisini oluşturma ve uygulama çabasında olmuştur. Kur'anî Hermeneutik projesi, Batılı beşeri bilimcilerin arkeolojik bir tarihselci yaklaşımına karşı iken, Müslüman araştırmacılara ise doğru bir İslâm araştırma yöntemi olarak örnek teşkil eden, bir metodoloji önerisidir.

    Rahman, Batı’nın 17 ile 18 yy'da bulunduğu vaatleri, 19 ve 20 yy'da sözlerini tutmamalarına karşılık, üçüncü dünya ülkelerin bu gerçeği idrak edememeleri konusunda büyük bir üzüntü duymuştur. Buna karşılık Rahman'ın arzusu; Kur'an'ın temel amacı olan yeryüzünde adil bir toplum oluşturulduğunu göre bilmekti.

    Fazlur Rahman, “İslâm'ın Sorunlar ve Fırsatlar” başlığıyla İslâmî Diriliş kavramının günümüz algısında ki farklılıklarından bahseder. Günümüz İslâmî gelişmeler konusunda tarihsel süreç nasıl olmuştur. Bu süreç içinde Müslüman ülkelerin rol ve oluşumlara değinerek, ilki 18 yy'da Abdu'l-Vehhab liderliğinde Vehhabî Hareketi'nin ahlaki ve manevi durumundan bahseder. İslam Rönesans’ı savunduğu ve bu dayanağı Yeni-Modernizm ile Kur’an/Sünnet merkezli çağın/geleceğin şartlarına göre var olmayı savunur. Müslümanların, geleneksel din telakkisi’nin tespiti ile zihinsel bir dönüşümün oluşmasında İslam modernistleri, örnek olarak gösterir.

    Fazlur Rahman, İslâm hakikatini insan algısında ki durumunu hak ettiği dönüşümü şu yolla yapmaya çalışır: İslâm’ı tarihin enkazından temizlemek ister. Bu konuda İslâm’ı temsil eden kesimleri analiz ederken gelenekçi ehli sünnet, sufî çevreler ve yeni-ihyacıların tespitleri yanında onların dönüşüm konusunda tenkitlerde bulunmaya çalışır. Ayrıca İslam'ın sadece Müslümanlarla sınırlı kalmamayı, topyekûn tüm dünyada canlı bir güç haline getirmek gerektiğini savunur.
    Fazlur Rahman, bütün çabalarıyla yeni bir ekol ortaya çıkarmaktan çok samimi bir hâl ile metodoloji sorunlarına, zihni uyuşukluğa, toplumun bazı yanlış algısına karşılık, İslâmî Yenilenme/Modernleşme, hukuk ve ahlak konularını bireye/topluma dönük tespit ve çözümler vermeye çalışır.

    Adil Çiftçi'nin derleme ve çevirisini yaptığı “İslâmî Yenilenme” başlıklı dört makale kitabından birincisi olan bu eser; Kur'an'ın bazı temel ahlaki kavramlarını anlamaya, Allah’ın Elçisi (sav) ve mesajını idrak etmeye, İslâm ve Siyasetin aksiyon hizmet bağlamında -okura sıkıcı gelebilecek bir konu aslında- ilişkilerini kavrama, Fazlur Rahman’ının savunduğu ‘modernist hareket’ ortaya çıkması için çözmesi gereken sorunlar ve kaçırmaması gereken fırsatlara değinmekle, İslam’ın geleceği ve hukuk ahlak konularıyla yedi makaleden oluşan bir eseridir. İlahiyat ve akademik çevrelerce tanınan Fazlur Rahman, yazılarından dolayı kendi halkının bazı kişilerce tarafından tepkilerine sebep oldu, bu durum onun 1968’de Pakistan’ı terk etmesine sebep oldu. 1969’dan itibaren Amerika’da İslâm Düşüncesi Profesörü olarak 1988 yılı vefatına kadar burada çalıştı.

    Fazlur Rahman, İslâmî Yenilenme, Makaleler I, çev. Adil Çiftçi, Ankara Okulu yay., 5. Baskı, Aralık-2018, Ankara.

    Yunus Özdemir.