Nerede o ateşli dualar? Nerede en güzel armağan olan o tertemiz, duygulu gözyaşları? Avutucu melek, yüzünde bir gülümsemeyle uçarak gelir, bu gözyaşlarını siler, çocuklara özgü o bozulmamış hayal dünyasını tatlı hülyalara daldırırdı. Yoksa yaşam, gözyaşlarını ve bu heyecanları benden sonsuza dek uzaklaştıracak kadar ağır izler mi bıraktı yüreğimde? Yoksa yalnız anılar mı kaldı?
İçimde ona karşı önüne geçilmez bir merak uyanmıştı. Mutlu olmam için onu görmem yeterliydi; bir ara ruhum bütün gücüyle bu isteği yoğunlaşmıştı: onu görmeden üç dört gün geçirdiğim de sıkılmaya başlıyordum ve gözyaşı dökecek kadar üzülüyordum. Bütün hayallerim, düşte ve gerçekte onunla ilgiliydi: uykuya yatarken düşünme girmesini diliyordum; gözlerimi kapatınca onu karşımda görüyor, büyük bir haz gibi bu hayalin üzerine titriyordum.
Büyükleri ilişkilerinde dikkatli ve soğuk davranmaya götüren acı deneylerden henüz geçmeyen bizler, büyüklere öykünmek gibi tuhaf bir istek yüzünden tatlı çocukluk sevgilerinin tertemiz hazlarından yoksun bırakırdık kendimizi.