Böyle aldattı beni. Düşüncesi her yerde benimkine eşlik ediyordu. Zevkine, merakına, bilgisine hayran kalıyordum, benim gönül verdiğimi gördüğü her şeye tutkuyla ilgilenmesinin sırf beni sevmesinden ileri geldiğini bilmiyordum. Çünkü hiç bir şey keşfedemiyordu. Her hayranlığı, düşüncesini benim düşüncemin yanına yatırdığı bir rahat yataktan başka bir şey değildi; bugün anlıyorum bunu; yaradılışının derin gereğine karşılık veren hiç bir şey yoktu; “yalnız senin için donanıyordum,” diyecek. Ama ben o bunu yalnız kendisi için yapsın, bunu yaparken de içten, kişisel bir gereksinmeyle boyun eğsin isterdim. Benim için kendi benliğine işlediği bütün bu şeylerin izi bile kalmayacak, bir üzüntü bile, bir eksiklik duygusu bile. Bir gün gelir, gerçek varlık yeniden belirir, zaman bütün o iğreti elbiselerini yavaş yavaş çıkarır sırtından; öteki yalnız bu süslere vurulmuşsa, artık ancak kof bir süs, bir anı bastırır yüreğine… ancak yas ve umutsuzluk bastırır.