Uğur Oruç

Uğur Oruç
@uguRroruc
Bölünmüş ülkeler: medeniyet değiştirme çabalarının başarısızlığı
Batılı Virüs ve Kültürel Şizofreni. Avustralya'nın liderleri Asya'da bir arayışa girerken öbür bölünmüş ülkelerin -Türkiye, Meksika, Rusya- liderleri Batı'yı kendi toplumlarının içine almaya ve kendi toplumlarını da Batı'nın içine katmaya girişti. Gelgelelim, bu ülkelerin deneyimi yerli kültürlerin ne kadar güçlü, direngen, koyu kıvamlı olduklarını, kendilerini yenileme ve Batılı ithalata karşı koyma, onu sınırlama ve uyarlama yeteneklerini çok güçlü bir şekilde kanıtlamaktadır. Batı'ya reddiyeci bir tepki göstermek imkansız olsa da, Kemalist tepki başarısız oldu. Batılı olmayan toplumlar modernleşeceklerse, bunu Batılı tarzda değil kendi tarzlarında yapmalıdırlar, Japonya'yla aşık atmalı ve kendi geleneklerine, kurumlarına ve değerlerine dayanmalıdırlar. Toplumlarının kültürünü kökten yeniden şekillendirebileceklerini düşünecek kadar kibirle dolup taşan siyasi liderler başarısız olmaya mahkumdur. Batı kültürünün bazı un-surlarını toplumlarına sunabilirlerse de, kendi yerli kültürlerinin çekirdek öğelerini ortadan kaldırmaya ya da mütemadiyen bastırmaya güçleri yetmez. Bunun tersine, Batılı virüs başka bir toplumun bünyesine bir kez yerleşince onu silip çıkarmak zordur. Virüs varlığını sürdürür ama ölümcül değildir; hasta hayatta kalır ama asla eski haline tamamen kavuşamaz. Siyasal liderler tarih yapabilirler ama tarihten de kaçamazlar. Batılı toplumlar yaratamayıp, bölünmüş ülkeler üretirler. Kendi ülkelerine kültürel bir şizofreniyi yayarlar ve bu şizofreni de onların tanımlayıcı olan ve devamlılık arz eden özelliği haline gelir.
Sayfa 223·Kitabı okuyacak
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Asya'nın onayı
Singapurlu liderler Batı'ya göre Asya'nın yükselişini ilan etmişler ve bu başarıdan sorumlu Asya'nın, özünde Konfüçyusçu olan bu kültürünün değerlerini -düzen, disiplin, aile sorumluluğu, çok çalışma, kolektivizm, aşırılığa karşı olma- Batı'nın çöküşünden sorumlu olan kendi isteklerine düşkünlük, tembellik, bireyselcilik, suç, kalitesiz eğitim ve "zihinsel kemikleşme"yle karşılaştırmışlardır.
Sayfa 150·Kitabı okuyacak
Yerlileşme: batılı olmayan kültürlerin yeniden dirilişi
Yerlileşme, demokrasi paradoksu ile birlikte daha da güçlenmektedir: Batılı olmayan toplumların Batılı demokratik kurumları kabul etmeleri Batı aleyhtarı ve yerlileşme yanlısı siyasal hareketleri teşvik etmekte ve bu hareketlerin iktidara gelmelerine fırsat vermektedir. 1960'lar ve 1970'lerde Batılılaşmış ve Batı yanlısı hükümetler darbeler ve devrimlerle tehdit edilmişler ve 1980'ler ve 1990'larda gittikçe daha çok seçimler yoluyla iktidardan uzaklaştırma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Demokratikleşme, Batılılaşmayla anlaşmazlık içindedir ve demokratikleşme doğal olarak kozmopolitikleşme değil, yerlileşme sürecidir. Batılı olmayan toplumlarda politikacılar nasıl Batılı olduklarını göstererek seçimleri kazanamazlar. Bunun tersine seçimlerdeki mücadele politikacılara en popüler hitap biçimini bulmaya zorlamaktadır ve bu da çoğunlukla etnik, milliyetçi ve dinci bir söylem olmaktadır.
Sayfa 129·Kitabı okuyacak
Medeniyetler arasındaki ilişkiler
Batılıların, "askeri devrim" olarak adlandırılan, 1500 ve 1750 yılları arasında ilk gerçek küresel imparatorluk yaratma başarılarındaki anahtar savaş yapma yeteneği olmuştur". Bunun yanında, Batı'nın bu başarısı askerlerin eğitimlerinin, disiplinlerinin ve örgütlenmelerinin üstünlüğü, bundan sonra da Endüstri Devrimi'ndeki liderliği sayesinde daha iyi silahlara, ulaşıma, lojistiğe ve sağlık hizmetlerine sahip olmasıyla kolaylaşmıştır. Batı dünyayı düşüncelerinin, değerlerinin veya dinin (diğer medeniyetlerden çok az kişi Hıristiyanlığa girmiştir) üstünlüğüyle değil; ama daha çok örgütlenmiş gücü ve zoru kullanmasındaki üstünlüğü sayesinde feth etmiştir. Batılılar çok kez bu gerçeği unuturlarken, Batılı olmayanlar ise hiçbir zaman bunu unutmazlar.
Rebecca
... testlerimizin, yaklaşımlarımızın, “değerlendirmelerimizin” nasıl da gülünç derecede yetersiz kaldığını fark ettim. Uyguladığımız testler bize sadece kusurları, yetersizlikleri gösteriyor; yetenekleri, melekeleri değil. Müziği, hikâyeyi, oyunu, kendi doğal yordamınca kendiliğinden akıp giden bir varoluşu değil de sadece bilmeceleri ve şemaları gösteriyor.