Uğur Demircan'ı ilk Kilim kitabı ile tanımıştım ve çok beğenmiştim. Şimdi Makas kitabını Nisan Kumru seslendirmesi ile dinledim. Betimlemeler, hikayeler çok güzeldi.
Spoiler vermeden kısaca anlatacağım. Her şey bir tren yolculuğunda yaşanıyor. Trende bulunan binlerce hikayelerden sadece bir kaçı anlatılmıştı. Evinden kaçan bir kız, yazar olmak isteyen bir genç , emekli bir komiser ve yaşlı bir teyze... Hepsininde çok farklı ve güzel hikayeleri vardı. Kimisinde aşk, kimisinde cinayet, kimisinde yok sayılma ama hepsi var olma çabasında. Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar.
Anlatamam, okuma aşkını onlara izah ede bilmem mümkün değil. Hem benim kabiliyyetim yetmez anlatmaya, hem de onlar hiç anlayacak gibi değiller. Kapatmışlar kendilerini, dış dünyaya kapatmışlar, edebiyata kapatmışlar. Dünyaları o kadar sınırlı ki.
İşte bazı kitaplar böyle cümlelerin verdiği lezzet için de okunur kardeşim. Dünyada bu cümleyi senden başkası kuramazdı dersin yazarına ki, belki yüz sene olmuştur o yazar öleli. Okumak öyle farklı bir duyuya hizmet eder ki, bunu ne gözle ne kulakla ne beyinle izah edemezsin. Mesela benim bir cümlesi için sevdiğim kitaplar, sonra bir sahnesi için defalarca izlediğim filmler var. Hayat dediğin iyi anların toplamından başka nedir ki zaten?
Her yazılanı okuyamazsın, ayrıca şartta değil bana sorarsan. Sen okumayı sevdiklerine öncelik ver. Sana bir cümlelik dahi olsa bir şey kattığına inandığın yazarları oku yeter. Hem bence bir kaç paragraf okumadığın gün rahatsızlık duymuyorsan, taşlaşmış kabuk bağlamışsın demektir. Bir kere kabuk bağladıysan artık ya hep karanlıkta kalacaksın, ya da o kabuğu kırmak için kanamayı göze alacaksın.