İlk kitap incelemesinde de yazdığım gibi, sırf şu dengesiz Ares’in sürünmesini okurum diye buna başladım. En azından belli bir sayfaya kadar devam ederim dedim. Ama yok, baba yok. Herkes mal, herkes salak; hiçbir değişim yok. Megan aynı Megan, Ares aynı ayı.
230 sayfa boyunca “Ondan nefret ediyorum, ondan nefret ediyorum, ah onu öldürmek istiyorum, beni hapsetti, beni sürgün etti.” naralarını okuyup oh çekiyoruz. Sonra Ares geliyor, Megan şu tribe giriyor:
“Burada çok yalnızım, tanıdığım birisini görmek beni iyi hissettiriyor. Ares, Ares, Ares...” HSOABDOANSKSNSJS
Gidiyor, Ares’in aldığı kekleri falan yiyor. Neymiş, yalnızmış.
Yazar her 5 sayfada bir şu yazıyı kopyala-yapıştır yapmış: “Birinin benim için yaptığı en güzel şey miydi bilmiyordum ama başka zaman olsa kalbimi bir pamuğa çevirecek kadar düşünceli bir hareketti. Kalbim buz gibi erirken zihnim beni bir kafese kapattığını hatırlatıyor ve bu güzel anı mahvediyordu.”
230 sayfa boyunca aynı şeyleri okuyoruz. Bak, şakasız aynı dengesiz tavırları okuyoruz. ŞAKASIZ, 230 SAYFA boyunca bir evde hapis tutuluyoruz ve Megan hep kek yapmayı deniyor. HSKABDKSNSN
Ares iki adım yaklaşınca: “Sakın bana dokunma, ah uh, güçlü kadın!” ayakları. Diğer sayfa: “Ares nerede? Yalnızım… Ona bir daha bu kadar çabuk yenilmeyeceğim.”
“Güçlü kadın” olayının iki hançer atmak ve iki sert bakıştan ibaret olması bayağı komik. Megan işte tam böyle bir karakter. İşte “tüm prensler o, eninde sonunda kaçacak ve Ares’in ağzına tükürecek” falan filan. Ares de “Karım eninde sonunda başaracak” triplerinde.
Ve en sonunda Megan, dahiyane bir şekilde kekin içine uyku ilacı mı ne koyuyor ve kaçıyor.
230 sayfa boyunca, bak 230 sayfa boyunca Megan’ın kaçmasını bekledik. 230 sayfa boyunca Megan ve Ares arasındaki çekime karşı koyamıyor; Megan öfkeyi,