Ne yapmaya çalıştığımıza bir bakın: düşüncelerinizi disipline sokmak davranışlarınızı kontrol altına almak! Düşünceleri ıslah etmek ve davranışlara biçim vermek! Bu yöntemler insan doğasına uygun değil! Ah bizler hayvan terbiyecileri değiliz!

İçinde bulunduğumuz o minicik konuma yaşamımızın tümü üzerinden, tüm bir ırkın yaşamının, bilincin evrimin üzerinden baktığımızda tabii ki o taşıdığı önemi birden yitiriyor.
Ölüm korkusuyla uykumun kaçtığı geceler  kendime Lucretius’un düsturunu hatırlatıyorum: ‘Ben varken ölüm yok; ölüm varken ben yokum.’ Bu son derece akılcı ve çürütülemeyecek kadar sağlam bir gerçek. Ama ciddi ciddi korktuğum zamanlar bu hiçbir işe yaramıyor, korkularımı gidermiyor. İşte felsefenin uzanamadığı yer burası. Felsefe öğretmekle bunu hayata uygulamak arasında dağlar kadar fark var.
Zaman geri dönmüyor, hayatım tükenip gidiyor tabii bunu daha önce de biliyordum ama 40 yaşındayken insan bunu daha farklı bir biçimde biliyor. Artık o ‘umutlar vaat eden delikanlının’
yalnızca bir bando flaması olduğunu, o umutların bir yanılsama olduğunu, ‘büyük’ sözcüğünün anlamsız olduğunu ve tüm diğer insanlar gibi adım adım ölüme gitmek üzere kurulan bir oyuncaktan farksız olduğumu biliyorum.