"Kayıplar Ormanı,” dedi Berk.
Doğan şaşkındı. Bu zamana kadar o yerle ilgili iyi olan herhangi bir şey duymamıştı. “Tekrar söyler misin! Nereye gidiyoruz!”
“Kayıplar Ormanııııııııı!” Berk sözünü coşkulu ve uzatarak söylemişti. Sanırsın yıllardır oraya gitmek için can atıyordu.
“Gidecek başka bir yer bulamadınız mı?”
“Macerayı seven Doğan'a ne oldu?”
“Kendimi öldürmeyecek maceraları sevdiğimi fark ettim.”
Kemal lafa atladı. “Sadece ormanın etrafında dolaşacağız. Ormanın içine girmeyeceğiz. Bildiğim kadarıyla Kayıplar Ormanı'nın dışı çevrili. İstesek bile içeriye kolay kolay giremeyiz.” Ormanla ilgili anlatılan masallara inanmıyordu. Tabi bu durum temkinsiz davranacağı anlamına gelmiyordu. Oranın tekin olmayan, tehlikeli bir yer olduğunu düşünüyordu. Sonuçta ormanın içinde bilmediğimiz kaç tür hayvan vardı! Bir kural konmuşsa boşuna değildir değil mi? O yüzden ormanın içine girmek gibi bir planı yoktu. Gerçi, hayat ne zaman planlara sadık kaldı ki!
Doğan hiçbir şey demedi. Camdan dışarıya bakmaya devam etti. Eskiden olsa ormanın yanına gitmek için can atardı. Ve belki içeriye bile girerdi. Yakın zamandaysa düşünceleri değişmişti. Kayıplar Ormanı'yla alakalı haberler çoğalmaya başladıktan sonra, o ormana kuşkuyla bakmaya başlamıştı. Belki de söylenenler sadece bir uydurmaydı. Şimdi ise okuduğu bütün haberlerin gerçek olup olmadığını öğrenme fırsatını yakalamıştı. Gitmek konusunda tereddütlüydü.
Son günlerde yaşadığı mental yorgunluğun da katkısı vardı aslında. Normalde sevdiği aktiviteleri bile yapmak biraz zorluyordu kendisini. Şimdiyse kayıplarıyla nam salmış bir ormana doğru ilerliyorlardı. O ormana giderlerse başına neler geleceğini tahmin edemiyordu. Her halükarda emin olduğu tek bir şey vardı: Anne ve babası bunu duysa Doğan'ın canına