Ülkü Şahsenem Yıldırım

“Beni neden çağırdığını söyleyecek misin?” Mete sert ve ciddi bir üslupla konuşmaya başladı: “Yarım asır boyunca gayet uslu durmuştun. Dün gece olanlar...” “Biraz taze kan içmiştim o kadar.” Yıldız elinde tuttuğu koldan kan içmeye çalıştı. Gerçi kolda tek bir damla kan kalmamıştı. Yine de damarı pipet niyetine kullanmak hoşuna gidiyordu. Mete ise usanmış bir şekilde sözlerini sarf etti: “Emin misin? Seni gören birisi...” Yıldız, Mete'nin sözlerini yarıda kesti. “Ben gittikten sonra birisi geldi. Oldukça uzaklaşınca bir insanın kokusunu aldım. Sonuçta beni görmedi. İnsanların görüşleri o kadar iyi değil! Üstelik karanlıkta önlerini dahi göremezler!” “Kızın gözlerinin önünde adamı parçalamadığını söyle! Gökhan, kızın bir şeyler gördüğünden şüpheleniyor. Gerçekten öyle mi bunu teyit etmek istiyorum.” *** Vampirin Kanı adlı hikayemden...
Reklam
Semadaki son parıltılar kaybolduğunda hava tamamen karanlığa gömülmüştü. Doğan geçen her saniyeyle ateşe biraz daha yaklaştı. Alevlere ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın kıvılcımlar içini ısıtmaya yetmiyordu. Kendisini biraz garip hissediyordu. Nedenini bilmediği bir şeyden dolayı hala huzursuzdu. Belki başlarına bir şey gelse kimseye ulaşamayacaklarındandır. Belki de bu gece olacakları önceden sezmeye başladığındandır, kim bilir? *** Vampirin Kanı adlı hikayemden
Ne düşünüyorsunuz?
Bir aşçıdan iyi yemek yapması beklenir. Restorana müşteri çekmesi beklenmez. Peki bir yazardan beklenen şey iyi bir kitap yazması mı yoksa kitlesi olması mı?
Edebiyat
Dikkatli olmazsan harcarlar seni! Bu dünya iyileri pek sevmez! *** Yeşil Hançer adlı hikayemden...
"Kayıplar Ormanı,” dedi Berk. Doğan şaşkındı. Bu zamana kadar o yerle ilgili iyi olan herhangi bir şey duymamıştı. “Tekrar söyler misin! Nereye gidiyoruz!”
Reklam