Pieter Spierenburg’un bu eserini okurken, tarihin sadece rakamlar ve savaşlardan ibaret olmadığını, aslında insan ruhunun ne kadar "tehlikeli" bir evrimden geçtiğini bir kez daha anladım. Akademik bir metin olmasına rağmen, yazarın anlattığı hikayeler ve verdiği örnekler insanı o kadar içine çekiyor ki, kendinizi 16. yüzyıl Amsterdam’ında bir han kavgasının tam ortasında bulabiliyorsunuz. Spierenburg, şiddeti yargılamaktan ziyade onu bir "dil" gibi çözmeye çalışıyor. Kitabın bana en çarpıcı gelen yanı, "uygarlaştıkça şiddet azaldı ama ona olan korkumuz arttı" tespiti oldu. Eskiden insanlar yanı başlarında bir cinayet işlenirken hayatlarına devam edebiliyorlarmış, bugün ise televizyondaki bir haber bile uykularımızı kaçırıyor. Bu değişim, aslında kendimize kurduğumuz o korunaklı modern dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Yazarın üslubu, bir bilim insanının mesafesiyle bir anlatıcının merakı arasında harika bir denge kurmuş. Eğer insan doğasındaki o karanlık gölgeyle, cinayetin ve şiddetin "itibardan suça" dönüşme serüveniyle samimi bir şekilde yüzleşmek isterseniz, bu kitaptan daha iyisini bulamazsınız. Resmen tarihin o kanlı sayfalarında bir dedektif gibi iz sürüyorsunuz.