Garson bir gün masadaki filozoflara sordu:
"Söylesenize ey bilgeler!
Hepinizin fincanına aynı cezveden, aynı kahveyi doldurduğum halde, neden her biriniz ondan bambaşka bir tat alıyorsunuz?"
Sokrates gülümsedi:
“Çünkü biz kahveyi olduğu gibi değil, olduğumuz hâlle tadarız.
Kahve bize kendisini değil, içimizde sakladığımız günü anlatır.
Ateş nasıl yaktığı şeyin özünü ortaya çıkarıyorsa, hayat da insanın içindekini ortaya çıkarır.”
Seneca fincanını yavaşça masaya bıraktı:
“İnsan bazen kahve içmez...
Kendi yalnızlığını içer.
Kimi acılığı sever, çünkü içinde zaten kırılmış bir taraf vardır.”
Platon başını kaldırdı:
“Belki de tat dediğiniz şey yalnızca bir yanılsamadır.
İnsan çoğu zaman gerçeği değil, zihninin ona gösterdiğini yaşar.”
Spinoza sakince ekledi:
“İnsanları birbirinden ayıran şey hayatın kendisi değil, taşıdıkları iç dünyadır.
Aynı olay birini iyileştirirken, diğerini parçalayabilir.
Çünkü herkes aynı dünyada yaşar ama aynı ruhla yaşamaz.”
Albert Camus uzaklara bakarak konuştu:
“Bazı kahveler vardır...
Bir daha hiçbir yerde tadını bulamazsınız.
Tıpkı bazı insanlar gibi.
Sonra ömrünüz boyunca bütün şehirlerde, bütün yüzlerde, o eksik kalan hissin izini ararsınız.”