12. (916)- Esma (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Seleften hiç kimse Kur'ân-1 Kerim'in tilâveti sırasında bayılıp düşmezdi. Onlar ağlarlar ve ürperirlerdi. Sonra bedenleri ve kalpleri zikrullah için yumuşardı." [Rezîn ilavesidir. (Bağavî Tefsiri'nden alınmıştır 7, 238).] [5151
İbnu Hacer, ağlayabilmenin yolunu şöyle açıklar: "Kişi, Kur'ân'da zikri geçen şiddetli tehditleri ve cehennem azabıyla ilgili vaidleri (korkutmaları) Cenab-1 Hakk'ın bu husustaki kesin kararlarını düşünerek kalbini korku ve hüzünle doldurur. Sonra bu hususlara giren taksiratına, eksikliklerine nazar eder. Buna rağmen hüzün hissedip gözleri yaşla dolmazsa, bu husustaki eksikliğine ağlasın, zira böylesi bir tefekküre rağmen hüzün duymamak en büyük musibetlerdendir."
Bugün en çok ihtiyacımız olan, geleneksel sınırı, modern sorumluluğu ve İslamî bilinci aynı anda taşıyabilen bir terbiye anlayışıdır. Çünkü ergenle çatışma, çoğu zaman şuradan doğar:
Biz, ona hangi dönemin diliyle konuştuğumuzu fark etmeden, ondan başka bir dönemin insanı olmasını bekleriz.