Yüz yıl önceydi. Fransızlar işgal ettikleri Çad topraklarında direnişle karşılaşıyor, üstesinden gelmekte zorlanıyorlardı. Halkı direnişe çağıranlar ise ülkenin âlimleriydi. 1917 yılında Çad'ın farklı bölgelerinde yaşayan âlimler Fransa'nın "Ülke yönetiminin nasıl şekilleneceğine dair tartışma" çağrısına katılmak için Abeşe'ye geldiklerinde ihanete uğrayacaklarının farkında değillerdi. Cemaatle sabah namazı kıldıkları sırada pusuya düşürülüp katledildiler. Tahkir için başları gövdelerinden ayrıldı ve kütüphanelerde bulunan yazma eserler Fransızlar tarafından yok edilmeye çalışıldı. Bu olay daha sonra halk tarafından Mezbahat-ü Kub Kub olarak anıldı. "Kub kub" yerel dilde "satır" demekti, ulemanın nasıl öldürüldüğünü bu ifade den anlamak mümkündü. Fransızlar yok saysa da Fransızca bunu unutamazdı: Massacre des coupes-coupes.
O tarihlerde Fransa Cumhurbaşkanı olan François Mitterrand'ın bir konuşma sırasında Ruanda soykırımı için şöyle dediği kayıtlara geçti:
"O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil."
Bir süre daha uyumayıp "Ruanda soykırımını" düşündüm. 1994 yılının Nisan ayında başlayan katliam 100 gün sürmüş ve 800 bin insan öldürülmüştü. Aralarında fark olmayan insanlar birbirine düşman edilmişti.