Babam annemin yanına gitti. İki elini omuzlarına koydu. Sonra başını kendisine bastırdı. Onlara baktım. Onlara baktım ve ilk kez ikisinin de bir gün öleceğini düşündüm.
NİHAL VE BAŞKA HİÇBİR ŞEY
Uzaktakini çağırıyordu en uzaktakini.
Mevsimlerin tekrar edemediği bir şeyi çağırıyordu,
gelmesi mümkün olmayanı.
Ve bir adım öne çıkıyordu mayıs.
Derindekini çağırıyordu, fırtınayı, tekneyi,
yokluğu fark edilmeyeni.
İyiliği çağırıyordu cücelerdeki, kamburlardaki,
kendi içine kıvrılanı çağırıyordu
gökadaların, çiçeklerin her şeyi içine alan sarmalını.
Parmağının ucuyla aşka dokunuyordu
bir yıldızın ucuna dokunur gibi
yanıp sönen.
Yürüyordu sonra,
birbirine açılan sokakların, meydanların,
pazaryerlerinin ezberini bozuyordu:
Darmadağınık bir şarkıydı, çağrısı.
Yürüyordu koşuyordu
kreşendo toz duman
ne kadar eşlik etse de keman,
dile gelmiyordu acısı.