Bir ağaç hiç acıkır mı? Acıkır. Vak vak ağacı acıkır. Vahşi bir hayvan gibi, derin uykusundan uyanır ve asırlardır acıkır. Acıktıkça dallarına bir insan asılır. İnsan yiyen o ağaca oğlumu kurban verdim ben.
Şimdiki Madam Arthur Bey'in içindeki erkek ve kadın bir gün kiliseden çıkarken aynı anda gökyüzüne baktılar ve kendilerini yeni isimleriyle yağmurda vaftiz ettiler.
Uzun süredir karaya ayak basmamış kuzeyli bir denizcinin bir kadına kaba ama sevgi dolu sarılışlarını anımsattı bana o haliniz. Sorarsa, hayır diyeceğim, ne kuzeye gittim, ne bir denizciyle dans ettim. Ama eskiden çok film seyrederdim, diyeceğim.
Sahibi belli ki düne, bilemedin evvelki güne kadar sabırla kırılmaktan korumuş koca takımı, diyeceğim... ama dün, bilemedin evvelki gün... ölmüş. Onun ölümüyle hoyratça bir kutuya tıkıştırmışlar takımı... öylece, kırılganlığına aldırmadan, neredeyse yetmiş yıldır atlattığı
badireleri umursamadan, sahibi öldü ya, o da ölsün artık dercesine, karton bir kutuya tıkıştırmışlar takımı... diyeceğim
O kadar yaşlıydı ki çoktan ölmüş olmalıydı diye düşündüm yüzüne bakar bakmaz. Çayın kokusu burnuma geldiğinde, belki de ölü zaten dedim, ölü ve başka bir dünyadan başka bir kokuyla çıkıp geldi bu bodrum katına, bana, kim bilir ölümle ilgili neler anlatmaya.