ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
ikisinden biri gözlerini kaldırdığında ötekinin, lambanın yarattığı soluk gölgenin karabulutlarla örttüğü şefkat dolu bakışlarını sevgiyle kendisine çevirdiğini görüyordu.
adam o sırada insan selinin kargaşası içinde orada kadından başkası yokmuş gibi hissediyordu; zamanın ve mekanın dışına çıkmış, tutkulu bir uyuşukluğa kapılıp kendinden geçmişti.