heyecanla filmlerden konuşmaya dalıyoruz – er ya da geç bizi yaşama, gençliğe, çocukluğa geri götüren tesadüfleri keşfediyoruz. çünkü artık, bir film ya da bir kitap üstüne konuşamıyoruz, konuşmayı bilmiyoruz; filmlerin de, romanların da önemini yitirdiği, sadece onları ne zaman gördüğümüzün ya da ne zaman okuduğumuzun önemli olduğu zaman geldi: o anda neredeydik, ne yapıyorduk, kimdik.
doğal ve akıcı bir şekilde konuşuyormuş gibi davranıyordu ama aynı zamanda ortada ne dediğini anlamamı güçleştiren bir laf kalabalığı vardı. aslında tek istediği susmaktı.
"tanıdığım bir çok insan genelde yorgun. ama bunu itiraf etmeyiz." dedi alma. "onun yerine kendimizi biraz uzaklaştırır, yorgunluk hemen silinmesi gereken bir günahmış gibi davranırız."