Lafzın bazı fertlerine uygulanmasında kapalılık oluşturan sebep üzerinde inceleme ve düşünme zorunludur. Eğer yapılan değerlendirme sonucunda lafzın o ferdi kapsadığı görülürse, o kişi lafzın kapsamına dahil edilir ve hüküm ona uygulanır (tırar örneğinde olduğu gibi). Eğer kapsamadığı görülürse, o kişi hükmün dışında kalır (nebbaş örneğinde olduğu gibi). Fakihler bu inceleme sonucunda bazen ittifak eder, bazen de ihtilaf ederler.
Beşerî kanunlarda hafî örneklerden biri, Mısır Ceza Kanunu’nun 311. maddesidir: ‘Başkasına ait taşınabilir malı çalan kimse hırsızdır.’ Buradaki sorun, elektrik hırsızlığına bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağıdır. Çünkü ‘taşınabilir mal’ genelde bir yerden başka yere taşınabilen şey olarak anlaşılır; elektrik ise bu tanıma girip girmemekte belirsizlik taşır. Mısır Temyiz Mahkemesi bu sorunu çözerek elektriği ‘taşınabilir mal’ saymış ve böylece elektrik çalan kişiye de hırsızlık hükmünün uygulanacağına karar vermiştir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Müfesserin hükmüne gelince: onunla, açıklandığı şekilde amel etmek vaciptir. Ayrıca kesin olarak delalet ettiği şey de bağlayıcıdır. Bununla birlikte, risalet döneminde eğer neshe elverişli bir hükümse neshedilme ihtimali vardır. Ancak Peygamber (s.a.v.)’in vefatından sonra Kur’an ve sünnetin her ikisi de muhkem sayılır; artık nesih ihtimali yoktur, çünkü vahiy sona ermiştir.
Hanefilerin makbul Delili :) ​(Hukuken ve dil yönünden) makbul ve geçerli te'vîlin bir örneği de şudur: ​"Her kırk koyunda, bir koyun (zekât olarak verilir)" hadis-i şerifindeki "koyun" lafzının, "koyunun değeri/karşılığı olan para" şeklinde yorumlanmasıdır (te'vîl edilmesidir). Bu durumda hadisin manası şöyle olmaktadır: Kırk koyuna sahip olan birinin vermesi gereken zekât miktarı; ya bir koyunun bizzat kendisidir yahut o koyunun değeridir. ​Bu te'vîlin gerekçesi (delili) ise şudur: Zekât ibadetinin konuluşundaki asıl şer'î amaç, fakirlerin ihtiyacının giderilmesidir. Bu temel gaye, fakire bizzat koyunun kendisini vererek gerçekleştirilebileceği gibi, o koyunun parasal değerini nakit olarak çıkarıp hak sahiplerine dağıtmakla da tam manasıyla gerçekleştirilmiş olur.
Zahir Nass bölümünde ders notu Gelişigüzel Te'vîl Olmaz: Bir hoca veya fakih kafasına göre "Bence bu ayet şu anlama geliyor" diyemez. Lafzın Arap dili kurallarına göre o manayı az da olsa taşıma ihtimali (احتمال) olmalıdır. ​Delil Şarttır (دليل يعضده): Zâhir manayı (örneğin ayetin ilk akla gelen doğrudan hükmünü) terk edip alternatif manaya geçebilmek için elinizde ayet, hadis veya akli bir fıkıh kuralı gibi çok güçlü bir gerekçenin/delilin bulunması şarttır. Aksi takdirde yapılan te'vîl "sahih" değil, fıkhen değersiz bir zorlama (te'vîl-i fâsid / fâsid te'vîl) olur.
Zahir/tahsis syf 187 Yüce Allah’ın: "Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kıldı" (Bakara, 275) sözü, alışverişin genel olduğuna (her türlüsünü kapsadığına) ve helalliğine delaleti bakımından "Zâhir"dir. Ancak şarabın (içkinin) satılması bu genel hükümden istisna edilerek tahsis edilmiştir (özelleştirilmiştir), bu yüzden caiz değildir. Aynı şekilde kişinin henüz sahip olmadığı (yanında bulunmayan) bir şeyi satması ve Şâri'in (hüküm koyucu olan Allah ve Resulü'nün) yasakladığı diğer satış türleri de bu kapsamdadır. Dolayısıyla bu (yasaklanan) satışlar, ayetin zâhirinden (ilk bakışta anlaşılan genel manasından) elde edilen "helal alışveriş" genelliğinin içine girmezler.