• Kitap sohbetleri ile yüzümü güldüren bir arkadaşımın önerisi üzerine okudum Sevgim Sana Ait'i. Yıllar önce adını bile hatırlamadığım bir kitabını okumuştum yazarın, pek sevmemiştim ama sebebini gerçekten hatırlamıyorum. Tek bildiğim bitirdiğim gibi elden çıkardığım ki eskiden okuduğum neredeyse her kitabı sevdiğimi düşünürsek durumun acınasılığı ortadadır.

    Sevgim Sana Ait ön yargısız başladığım bir kitap. Başlangıç itibarı ile daha önce okuduğum, nefret ettiğim Sessiz İntikam kitabını anımsattı bana. Bir kadın, çıkar evliliği yapmak için bir lordun kapısını çalıyor. Ama kesinlikle ondan farklıydı, ondan bin kat daha güzeldi. Şimdi size çelişkili duygular silsilemden bahsetmek istiyorum.

    Kitaptan nefret etmedim. Tarihi kurgu adıyla basılan ve içinde tarihi hiçbir öge bulunmayan bir kitap için bu kesinlikle bir artıdır benim için. Kitaba kızmadım, karakterlere sinirlenmedim, mantık hataları yüzünden saçımı başımı yolmadım. Bundan bahsediyorum çünkü nefret etseydim yapacaklarımın bunlar olduğunu biliyoruz. Lakin şu var ki kitabı sevemedim de. Okudum, iyiydi ve geçti gitti. Bende iz bırakmadı anlayacağınız.

    Evie, utangaç ve kekeme bir kadın karakter olarak anlatılıyor kitapta. Bu açıdan kitabı komik buldum çünkü gördüğümüz kadın güçlü, aklını kullanabilen, acı çekecekse bile başkalarının değil kendi yaptığı eylemlerin sonuçlarıyla yüzleşmek isteyen biriydi. Konuşurken birkaç kez titriyor olması konuşurkenki kararlılığını kesinlikle zedelemiyordu. Belki yazar bu noktada ön yargılara birkaç taş göndermek istemiş olabilir, bunu çok hissetmedim ama yazdığı karakteri sevdim diyebilirim.

    Vincent ise... Hım... Çok farklı bir karakter değildi. Çok sıradan da değildi. Geçmişi, kararları, eylemleri ve yakışıklılığı ile toplumda bir hayli adı çıkmış; yine de elbette bunlardan fazlası olan bir adamdı. Gereksiz yere gurur yapmayan, aldığı kararların arkasında durabilen, çapkınlığının hakkını verecek şekilde kadın ruhundan anlayan bir karakterdi. Bu fikrime katılır mısınız bilmiyorum ama kitaplarda genel olarak tüm kadınların peşinden koştuğu erkek tiplemesi şey olarak veriliyor: kibirli, küstah, alaycı, kadını ezen, yalnızca bir kadın için bu huylarını kaybeden, uslanmış bir çapkın vs. Bu beni hep irite etmiştir. Bu yüzden Vincent karakterini çok mantıklı buldum. Adam çapkın, kadınlar peşinde pervane oluyor çünkü kadın ruhundan anlıyor. Kitabın en başından beri biraz aşırı bulsam da çok nazik bir şekilde yaklaşıyor Evie'ye. Yalnızca bir yerde, sinirlendiği bir sahne var. Söyledikleri? Kesinlikle karakterine uyuyor. Sorun değil. Ama kızı kenara fırlatması? Bilemiyorum. Yolculuk esnasında üşümesin diye hiç tanımadığı eşinin ayağına tuğla ısıtıp koyan bir adamdan bu kadarını beklemiyordum. Bunu telafi etmek için yazarın eklediği korkunç klişe niyeyse benim gözümde hatasını kurtaramadı. Özür dileseydi daha hoş olabilirdi.

    Gelelim kitabımızın geneline... Kitabın aşk hariç bir kurgusu olmaması, çiftin karşı karşıya geldikleri sahne dışında özellikle Vincent'ın hiçbir fikri, davranışı ve duygusu üzerinde durulmaması beni rahatsız etti. Yani bir kurgu varmış da aman canım kim uğraşacak detaylarla diyerek yüzeysel bırakılmış gibi hissettim. Kim şimdi Vincet ve fikirlerinden, içsel çatışmasından bahsedecek. Onun yerine yan karakterden bahsedeyim, onun yaptığı şeyleri anlatayım. İşte böyle hissettim.

    Toparlamam gerekirse kitabı sevmedim, pek beğenmedim ama nefret de etmedim. Bazı detaylar hoştu. Kadını aşağılamayan, küçümsemeyen, güzelliği ile öne çıkarmayan bir erkek karakter okumak benim hoşuma gider derseniz tavsiye edebilirim. Sevgiler...
  • infj; carl jung'un izinde türetilmiş; myers-briggs kişilik göstergesi olarak da bilinen on altı farklı kişilik tipinden biridir. ayrıca, dünya nüfusunun %1-3'ünü oluşturdukları söylenir. açılımı; introversion (içe dönük), intuition (sezgisel), feeling (his odaklı), judging (yargılayıcı) olarak verilebilir.

    bu karakter tipine mensup insanlar gözlemcidir; ortamın nabzını yoklar, bir olaya ilk atlayan olmazlar -misal, çalan telefon ve kapı zilleri dahil- , olayları kenarda durup izledikten sonra, içgüdülerinin de önderliğinde, edindikleri intibaya göre hareket ederler. empati güçleri çok kuvvetlidir; karşılarındaki insanın ne düşündüğü, ne hissettiği onlar için önemlidir. diğerlerinin çıkarları ve sağlıkları için mücadele etmeye hazır tiplerdir. işin komiği(!) bunu kendine dönecek herhangi bir çıkar gözeterek değil; sosyal bir refleksle yaparlar.

    çocukluklarında da genelde oyunlara ilk atlayan, diğer çocuklarla hemencecik kaynaşan tipler olmadıkları için anne-babaları ve yakın çevreleri tarafından "çekingen", "utangaç" olarak addedilirler. halbuki çocuk o esnada grubu gözlemliyor ve kendini rahat hissettiği zaman içine dahil olmayı planlıyordur; gözlemlediği bu gruba hiç dahil olmamayı da tercih edebilir, bir müddet sonra çocuklara oyun kurduğu ve olası tartışmalara müdahale edip huzuru sağladığı da görülebilir. kısacası; gizli liderlerdir.
  • Yalnızlığın Kırık Camları

    Bir telaşla açtığı gözlerini elleriyle ovuşturuken sabahın aydınlığı bir tebessüm gibi düşmüştü yüzüne. Mahmur gözlerle penceresinden uzun uzun baktığı gökyüzü mavisi ruhuna şiirler yazıyordu sanki. Dokunmak ister gibi ellerini uzattı boşluğa. Sonra avuçlarına dolmuş umudu göğsüne bastırdı taze bir nefes gibi. Dağların ardından çaldığı serinliği de bağrına basmış rüzgar saçlarının arasında dans ediyordu yine..

    Yatağının bir köşesinde öylece durup kendini seyreden kitaplara döndü sonra. Utangaç bir sevgiliye bakar gibi baktı, içinde özlemler birikmişti çok. Sayfalarına dokunurken kokusunu içine doldurduğu kitapları usulca bıraktı masanın üzerine. Sonra soluk benzinde gezinmeye başladı gözleri.

    Aralanmış bir kapı arıyordu ruhunun boş sokaklarında yine. Atlıkarıncalar dönerken sessizliğinde çocukluğunun ağaçlara takılmış uçurtmalar çağırıyordu sanki kendini. Hüzünle örtülü yüreğinde yalnızlık camları kırılmış hanımeli kokan bir evdi aslında. Kendini yıllarca dinleyen dut ağacı göğe kadar uzanıyordu. Mevsimi yoktu bu yalnızlığın. Şiirlerden demli bir fasılda kalbinin sesinin tınısıda hatıralar yad ederken keşkeleri gece gündüzü karanlık aydınlığı kovalıyordu an içinde.

    Ne mümkündü kendine gittiği zamanlarda dönmek aklına gelsin. Düş içinde kalmış gerçekti bu yalnızlık. Hüzün tadında bir şiir. Aşkın külleri savrulmuş bitmeyen bir hikayeydi içinde tek kendi.

    Sonsuzluğun içinde fani zamanı yaşamaktı zor olan. Bir varmış bir yokmuş geçip gidiyordu ömür. Ama maviden bir şiir mısra, yahut siyah bir gecede kayan yıldız kadar...

    Elif
  • Bir telaşla açtığı gözlerini elleriyle ovuşturuken sabahın aydınlığı bir tebessüm gibi düşmüştü yüzüne. Mahmur gözlerle penceresinden uzun uzun baktığı gökyüzü mavisi ruhuna şiirler yazıyordu sanki. Dokunmak ister gibi ellerini uzattı boşluğa. Sonra avuçlarına dolmuş umudu göğsüne bastırdı taze bir nefes gibi. Dağların ardından çaldığı serinliği de bağrına basmış rüzgar saçlarının arasında dans ediyordu yine..

    Yatağının bir köşesinde öylece durup kendini seyreden kitaplara döndü sonra. Utangaç bir sevgiliye bakar gibi baktı, içinde özlemler birikmişti çok. Sayfalarına dokunurken kokusunu içine doldurduğu kitapları usulca bıraktı masanın üzerine. Sonra soluk benzinde gezinmeye başladı gözleri.

    Aralanmış bir kapı arıyordu ruhunun boş sokaklarında yine. Atlıkarıncalar dönerken sessizliğinde çocukluğunun ağaçlara takılmış uçurtmalar çağırıyordu sanki kendini. Hüzünle örtülü yüreğinde yalnızlık camları kırılmış hanımeli kokan bir evdi aslında. Kendini yıllarca dinleyen dut ağacı göğe kadar uzanıyordu. Mevsimi yoktu bu yalnızlığın. Şiirlerden demli bir fasılda kalbinin sesinin tınısıda hatıralar yad ederken keşkeleri gece gündüzü karanlık aydınlığı kovalıyordu an içinde.

    Ne mümkündü kendine gittiği zamanlarda dönmek aklına gelsin. Düş içinde kalmış gerçekti bu yalnızlık. Hüzün tadında bir şiir. Aşkın külleri savrulmuş bitmeyen bir hikayeydi içinde tek kendi.

    Sonsuzluğun içinde fani zamanı yaşamaktı zor olan. Bir varmış bir yokmuş geçip gidiyordu ömür. Ama maviden bir şiir mısra, yahut siyah bir gecede kayan yıldız kadar...
  • ‘’Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden. Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem.’’ Özdemir Asaf
  • Haydi iyi insanlar!

    Haydi sessiz, efendi, sıkıcı, korkak, utangaç ve iyi insanlar! Çalışın!

    Kötülerin size ihtiyacı var!
  • ‘’Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden. Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem.’’

    Özdemir Asaf