Aslında, birçoklarının düşündüğü gibi, medeniyet, bu yaşam koşullarına kavuşma umudunun gerçekleşmesini engelliyorsa, o zaman insanı mutlu olmaktan da alıkoyuyor demektir. Eğer vaziyet buysa, o hâlde ilerlemeye dönük tüm arzuları, yalnızca arzuları da değil, mesela insanlar arasındaki karşılıklı iyi niyeti ve şefkati de bastıralım ve her birimiz, ahmakların dolandırıcılar iyice bir semirsin diye yarattığı yığınla servetten cebimize indirebildiğimizi indirelim. Hatta daha da güzeli, bir an önce insan gibi ölmenin yollarını bulalım, çünkü insan gibi yaşamaktan menedilmiş durumdayız.
Veya tersine, cesur olalım ve tüm çilesine ve çetrefiline rağmen, bu çağın insanları olarak bizlerin, kendimizden önce gelenlerin eserleriyle işlenmiş, görkemli bir mirasa doğduğuna ve insanların birlik olacağı günün yaklaştığına inanalım. Yeni toplumsal düzeni sıfırdan inşa edecek olanlar bizler değiliz; geride bıraktığımız çağlar, işin çoğunu bizim için yaptı bile. Ancak biz gözlerimize inen perdeyi kaldırarak bu dönemin emarelerine dikkat kesildiğimizde, güzel bir hayatın koşullarına ulaşmanın mümkün hâle geldiğini ve bunun için bize düşenin yalnızca ellerimizi uzatmak olduğunu göreceğiz.
Kırmızıları kuşanıp ne olduğunu anlamadığım bir dava uğruna, Fransız ya da Alman veyahut Arap arkadaşımı vurmam için verilen ateş emrine itaat etmeyeceğim. Bunu yapmaktansa, isyan ederim!
Vaktimi ve takatimi, sadece bir budalanın arzulayacağını bildiğim lüzumsuz bir oyuncağı üretmek için israf etmeye razı olmayacağım. Bunu yapmaktansa, isyan ederim!
İyice anlamanızı istediğim şey şu: Neredeyse tüm gelişmiş ülkelerde, herkese yetecek kadar bolluk mevcuttur veya bu bolluğu yaratmak mümkündür. Emeğin gayet kötü idare edildiği mevcut düzende dahi, sahip olduğumuz servet adil bir şekilde paylaştırılsa, herkes nispeten daha rahat hayatlar sürebilir; ki bu servet, emeğin idaresi böylesine kötü olmasa, sahip olacağımız zenginliğin yanında bir hiçtir.
Bilin ki kavga dövüş hâlindeki bu firmalar savaşla nefes alır ve artık günümüzde, siyasi gücün neredeyse tümünü ele geçirmişlerdir. Her ülkede yekvücut olarak, bu ülkelerin hükümetlerini ayrı ayrı, yalnızca şu iki görevi yerine getirecek şekilde işlemeye zorlarlar: İlki, ülke içinde güçlü bir polis kuvveti oluşturmak ve böylece güçlülerin güçsüzleri paraladığı dövüş ringini ayakta tutabilmektir. İkincisi ise, ülke sınırları dışında korsanvari bir tür fedailik yaparak dünya piyasalarına açılan kapıları yerle bir etmeye yarayan bir dinamit işlevi görmektir.