“Kendi geleneksel yazısını atarak latin harflerinden yeni bir alfabe düzen Türkiye, bu yazı durumuyla köklü bir düşünce dirilişine gidemez. Geçmişin kültürüyle yazı değişmesi yüzünden tamamen ilgisini kesen türk düşüncesi, temelli bir yapı nasıl kurabilir,bilinmez.
Klasik kültürümüzü yeni yazıya aktarmak başlı başına malî bir problem olduğu kadar, ondan da çok, bu yazının teknik elverişsizliğiyle beslenen bir engelle karşı karşıyadır. Klasik kültürle temas kurulmadan da bir varlık olmaya imkân yoktur.
Klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna ısmarladık. Hafıza, ancak tarihin mirasını canlı tutmak için gerekli iken, batı kültürünün deşeleriyle doldu. Üniversiteler, bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına, yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerlileşti, evin sahibi oldu. Evin sahibi uzun bir yolculuğa çıktı. Acaba ne vakit dönecek dersiniz?”
“Şahsiyetli yerli kültürün gelişimi şeklinde olan normal düşünme durup yerini aktarılanın gelişmesi şeklinde görülen yalancı, yabancı ve sahte bir düşünme, yani düşünme taklidi alınca ideolojiler, hakikat hakkındaki teoriler, kültür değişme ve seçimleri, hep, moda kurallarına uyar.”
“Kendi kültürümüzün geçmişini bugüne bütünüyle aktardıktan sonra, ortaya çıkacak düşünce doğrultularında ilerlemek. Yol bu iken, buna asla yanaşmamaktayız. Üniversitelerde ve özel kuruluşlarda, tarihî mirasın bugüne mal edilişinin çok küçük çaptaki çalışması bile, müsteşriklerin, kültürümüzün düşmanı uzmanların yönetiminde, en azından açtıkları çığırların doğrultusunda olduğu düşünülünce, düşüncedeki ölü durumumuzun apaçık sebebi ortaya çıkar.
Misyoner mantığının, batılı sığ bilginin yaydığı peşin hükümler deryasında yüzüp duruyoruz. Profesörler de dahil bütün bir aydınlar kadrosu, düşünce örgüleri bir yığın peşin hükmün eklem ödevini gördüğü bir düşünce mağmasına sahiptir.”
“Düşünce alanında tam bir aktarıcıyız. Hatta aktarmaya bile yetişemiyoruz. Üniversiteler, tarihî köklerinden bağlarını koparmış yapma eserlerdir. Fransız, İngiliz, Amerikan veya Rusya kültür merkezlerinin bir şubesi gibidirler. Genel düşünce akımında ve ilim alanında bir ekol değerleri ve iddiaları yoktur. Eğitim ve öğretim bütününde, ne tarihçi, ne deneyci bir metod vardır. Aktarmacılıktır temel olan.
Aktarmacı metodsa, bir ruh ve kafa köleliği olarak, doğurgan düşünceyi öldürür. Çalışmayan zekâyı köreltir.”