Namus sanılanın aksine bacak arasında dolanacak kadar ilkel bir hâl içinde değil, insanın önce beynine, sonra kalbine dokunmalıdır. Bu olduğu vakit, öğretmen talebesini iyi yetiştirir, hekim hastasına iyi bakar, esnaf müşterisine hain olmaz, çiftçi bozuk tohumu memleketinin toprağına yaklaştırmaz, çöpçü görünmeyen yerde çöp bırakmaz ve siyasetçi eksik kaldığı, istenmediği, meşrutiyetini yitirdiğini hissettiği an sine-i millete döner.
"Annem sana meyveli pasta almış."
"Seninki çikolatalı mı?"
"Babam öyle yaptırmış, unutmuș. Yoksa ben meyveli istemiştim." "Yalancı! Sen çikolatalı pasta seversin."
"Hayır! Meyveli seviyorum artık."
"O nedenmiş?"
"Çünkü sen meyveli seviyorsun! O, nedenmiş."
"Neyine değdi Firuze? Aklımı kaçıracağım neyine değdi? Küçükken annem babam ölseydi de bana Leyla ve Hüseyin baksın demişsin. Neyine değdi?"
"Ben senin beş gram bile fazla nefretine dayanamazmışım."
"Seni beş gram mı yaşattı? Sana da yazık değil mi? Onlar seyr-ü sefa içinde yaşarken kendine bunu yaşatmışsın."