Ali Ecevit Tarhan ondan 16 yılını çalan , ailesinin yıkılmasına sebep olan ve geleceğini bile etkileyen Akın ailesinden intikam almak ister. Ama ilk önceliği kardeşini bulmaktır. Kendisi 13 yıl hüküm yediği zaman babası yokluktan ölür ve geride iki yaşında kız kardeşi kalır ama hiç kimse o kıza ne olduğunu bilmez. Ne öldüğünü söyleyip bir mezar gösteren ne de yaşadığına dair bir ev gösteren hiç kimse yoktur. Bu işin peşine düşer ama bulduğu ipuçları ve bilgiler onu yine Akın ailesine getirir. Kendisine verdikleri zararın yetmemesi, kardeşine de sebep olmaları onu iyice nefret ve kin güdmeye götürür. Ama bu yolculuğunda istemediği ve kendini ne kadar geride tutsa da daha küçücük bir çocukken oyun arkadaşına karşı olan duyguları Firuze onunla kardeşini ararken gün yüzüne çıkar ve her geçen gün artar. Ecevit kardeşi ve aşkı arasında sıkışıp kalır çünkü ailesini dağıtan bir ailenin kızına aşık olması ailesine ihanet ettiğini düşündürür.
Firuze'nin yaşadıkları, onsuzken kesmeye çalıştığı sayılı nefesleri, ailesinden gördüğü muamele ve Akın ailesine karşı olan nefretinin kendi nefretine eş olduğunu gördükçe duyguları önüne geçemediği ve artık bastıramadığı bir hal alır.
"Haddini bilsin"...
Bu kadar nefretle başladığı yolculuğunda kaderin onun için yazdığı satırları ne kadar zorlayacak bakalım...
Ben olsam şunu yapardım dediğim bir sürü şey var ama bu kitabı okurken gereğinden fazla empati kurduğumu, evrene o kadar bağlandığımı fark ettim ki. Kitap Firuze'nin ağzından yazılıyor ama Firuze kendi duygularını ve kendini anlatmak yerine Ecevit'i o kadar iyi anlatıyor ki onun gözünden Ecevit'i okumak hiç bu kadar derin düşüncelere daldıran bir çift görmediğimi fark ettirdi...
Babası yüzünden vatan haini damgası vurulan Ecevit'in gülüşünü ,vatan toprağına düşen ve halkı