Hiç olmamış gibi”yi okurken, ilk kitabın izlerinin hâlâ içimde dolaştığını fark ettim. Sanki bu kitap, “Güzel Kadınlar Çabuk Tükenir”in duygularını daha derinden anlatan bir devam gibiydi. Her sayfada altını çizmek istediğim bir cümle, kendimden bir parça bulduğum bir an vardı.
Kabuğunu kıramayanlarda kendimi gördüm, karanlığına saklanan satırlarında sustuğum yerleri okudum. Ama en çok “kırık raflarda” kendime rastladım; bir köşede durup kendini izleyen o tanıdık hâliyle. Bazı duygular vardır, insan onları yaşamadığını sansa bile bir yerinden yakalanır. Bu kitap da tam olarak bunu yaptı bana.
Bazen her şeyi “hiç olmamış gibi” farz ettim.
İkinci kitabın ilk kitabından daha güzel olucağını düşünmüştüm ama kıyaslama yapılamayacak kadar her ikisinin de yerini ayrı tuttum. Biriyle tanıdım, diğeriyle daha derine indim.
Hapisteyken gün nasıl doğup akşam nasıl oluyordu çok ayrımına varamadı…
Adını söylemeden, yüzünü unutmaktan korkarak. Sanki artık Ferdi’nin adını anarsa, çocuğu kirlenecekmiş gibi geliyordu ona.