Bağdat’ta bir adam elinde küçük bir kutuyla bir kuyumcuya girmiş. Şu elimdekini altınlarla tartar mısın? demiş...
Kuyumcu tartmaya başlamış. Biraz altın, biraz daha, az daha, dükkândaki tüm altınlar! Yok, o küçük kutu altınları yine de bastırıyormuş.
Kuyumcu komşu kuyumculardaki altınları da getirmeye başlamış. Durum değişmiyor. Halk toplanmış. Herkes kutuyu merak ediyor, sonucu bekliyor. Nihayet kalabalığa bir adam yaklaşmış. Ne oluyor burada? Anlatmışlar; şu küçük kutuyu bunca altın bastıramıyor.
Adam: O altınları al o kefeye bir avuç toprak koy, demiş. Kuyumcu bunu yapınca toprak ağır gelmiş. İnsanlar “aaaa, vaaa” ederken adam sebebini açıklamış: “Bakın bu adamın bir gözü yok. O kutuda bu adamın o gözü var. Aç gözü ancak bir avuç toprak doyurur!”