Sevdiğimizi uzun uzun seyrederek, nüfuz eden biçimlerin dibine kadar ışıldayarak haz alan bakışlarla bakmaktan allak bullak olmuş doğayı aldatmakta bu yansız zevklerin büyük yardımı dokundu bize.
Ama bazı ruhlarda genellikle tehlikeye doğru cesurca bir atılış, bir sarsıntıyı önleme isteği, gerçekleşmeyen bir facia karşısında hissedilen bir kaygı yok mudur? Çoğu zaman bir yüreğe ani bir soru sorulmaz mı, birlikte çarpıp çarpmadıklarını anlamak amacıyla bir darbe indirilmez mi?
“İnsanın iradesini elinden alır da ondan. Seni yönetmeye başlar, mantık
kaybolur, doğru dürüst düşünemezsin bile. Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak,
bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman
bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da.”