• Orta Doğu'da vahşet toprak altı toplu mezarlar
    Yapmadığınız şey kalmadı sussun diye ezanlar
    Ebu Cehil ordusunda nöbet tutan Sezarlar
    Fizandan gelen bu ses diriltir atamı mezardan!
  • Modern Klasikler serisinden çıkan 'Lyon'da Düğün' adlı eser üç kısa öykünün Lyon'da Düğün adıyla kitaplaştırılmış halidir.

    İlk öykü ise kitaba ismini veren Lyon’da Düğün olmuş. Bu öyküde öylesine mutsuzluk, hüzün varken bir saygıya, mutluluğa dönüşen bir son var. Hele en sonundaki hüzün ise tam bir vahşet. Zweig’in savaş karşıtlığı zaten ömrü boyunca eserlerinde işlenen konudur. Hayatının seyahatlerle ve dışarılarda geçmesinin tek sebebi savaştır. Lyon’un bir kentinde muhaliflerin öldürüldüğü, cezalarla bezdirildiği yerde bir aşk doğar ve savaşta da olsa bu evlilik yapılır. İnanın son derece duygusal bir hikayeyi 13 sayfaya sığdırıp; tadını damakta bırakmak tam bu öykü işte. Ölümüne aşk derler ya işte gerçek ölümüne aşk bu öykü.

    İkinci kısımda hor görülen bir kadının hikayesi. Kadınların duygularını en iyi yansıtan yazar belki de Zweig. Bir Kadının 24 Saati olsun, Bilinmeyen Kadının Mektubu olsun kendini kanıtlamıştır zaten. Rastgele tanıştığı erkekle öylesine derinlemesine sırlarını paylaşıyorlar ki gerçekten anlamlı bir öykü. 5 sayfa kadar falan sürüyor. 5 sayfada nasıl öykü yazılır diyen Zweig okusun.

    Son kısımda ise beni en çok etkileyen ve en uzun öykü yer alıyor. Savaş karşıtlığının dibine vuruyor bu bölümde Zweig. Zorla askere alınan gençler en son çocuklara kadar düşüyor ve onu saklamak isteyen bir annenin hikayesi ele alınıyor. İstenmeyen ve sevilmeyen bir kadının hayatını zehir ediyor orada yaşayanlar. Dalga geçip onu dışlıyorlar ve ormana itiyorlar. Orada da tecavüze uğrayıp bir çocuğunun olmasıyla daha da genişliyor hikaye. Nüfus sistemine kızıyor, devletlerin savaşmasına kızıyor, kadınlara karşı uygulanan şiddete kızıyor…

    Kısacık bir öykü kitabı ama inanın içi çok dolu ve yeterli. Seyahate giderken, metroda, otobüste yani bir günde bitecek bir eser. Zweig her şekilde okunur arkadaşlar. Yoğun duygularını bize yansıtan, dışlanmışlıkları ve hor görülmüşlükleri bize aktaran, savaşı isteyenlere karşı destan yazmış bir isim Zweig. Akıcı, süper çeviri, sürükleyici ve kısacık.
    Tavsiye edilir.
  • "Vajina" sözcüğü ile başlayalım. Sanki bir bulaşıcı hastalık adı ya da iyimser yorumla: tıbbi uygulamalarda kullanılan bir alet: "Çabuk, hemşire, bana vajinayı getir." "Vajina". "Vajina". Kaç defa tekrarladığınız fark etmiyor, asla söylemekten hoşlanacağınız bir kelimeye dönüşmüyor. Son derece aptalca, tamamen itici bir kelime. Sevişirken kullandığınızı düşünün - "sevgilim vajinama vurur musun?" — işin büyüsü anında bozulur."

    Erkek cinsel organıyla ilgili her türlü konuşma rahatça yapılır üzerine espriler döndürülürken kadın cinsel organı adeta yok. Vajina kelimesini kullanan kaç insan ve daha önemlisi kaç kadın vardır? Çok değil. Kitapta da bundan bahsediliyor. Hemen her yörede farklı bir ismi var, çoğu da saçma sapan çocuksuluğu çağrıştıran isimler. Kadının cinsel organının bile cinselliği çağrıştırmasına izin verilmiyor. İnananılmaz!

    Sıkıntı ismiyle kalmıyor tabii. Zevk alınmasının önüne geçmek için her türlü önlem alınıyor. Kadın zevk alırsa, mutlu olursa naparız mazallah(!) Yazar esprili bir dille bunu vurguluyor: "Vajinalar rahatı sever. Onları şımartmak gerek, zevk almalarını sağlamak gerek. Ama bunu asla yapmazlar. Bir kadının zevk almasına dayanamazlar, hele bu cinsel zevkse. Mesela, pamuklu bir külot yapsalar içine de bir vibratör yerleştirseler fena mı olur? Kadınlar gün boyunca akarlardı. Süper markette, metroda, her yerde akan mutlu vajinalar olurdu. Buna dayanamazlar tabii."

    Kadın sünneti diye bir vahşet geçti bu dünya üzerinden. Hâlâ da bitmiş değil gerçi. Verdiği en küçük hasar, kadının ömür boyu seksten zevk almaktan mahrum kalması. Bunu erkek sünnetiyle kıyaslayanlar için şu bilgi var kitapta: "Aynı işlem erkeğe uygulanacak olsaydı, penisinin büyük bir bölümünün kesilmesi, hatta testislerinin ve onları çevreleyen yumuşak dokunun ve derinin de yok edilmesi gerekirdi."

    Regl gibi doğal bir süreçten bile birçok kadın hasar aldı. Reglin doğal olduğunu anlatmak için ne çok çaba gösterildi. Yaşamayanın haberi yoktur tabii ama kadınlar regl olduklarını "söyleyemedikleri" için çeşitli bahaneler uydururlardı yakın bir zamana kadar. Pedler köşe bucak saklanırdı. Ergenlik döneminde okullara gelen, güya bizlere cinsel eğitim verdiğini düşünen eğitimciler ise kızların cinselliğini reglden; erkeklerinkini mastürbasyondan ibaret gördükleri için ne doğru bir cinsel egitim alabildik ne de karşı cinsin sorunlarından haberdar olabildik. Çünkü kızlarla erkekleri ayrı ayrı eğitmeye çalışırlardı, sanki beraber yaşamak zorunda ve birbirlerine muhtaç değillermiş gibi...
  • Birbirinden tamamen ayrı dünyalar; Hindu, Müslüman, Hıristiyan ve Komünist gibi ideolojik bölünmeler var. İşte bu bölünmeler haddi hesabı olmayan onca zararı, onca nefreti ve düşmanlığı doğurdu. İster dinsel ister siyasal olsun bütün ideolojiler aptalcadır, çünkü insanları böylesine talihsiz şekilde bölen, kavramsal düşünce, kavramsal dünyadır. Bu ideolojiler savaşları doğurdu; dinsel hoşgörü diye bir şey var olmakla birlikte, o da sadece bir yere kadar var; ondan sonrası yıkım, hoşgörüsüzlük, vahşet, şiddet, din savaşları. Aynı şekilde, ideolojilerin yol açlığı ulusal ve kabilesel bölünmeler, siyah milliyetçiliği ve çeşitli kabilesel söylemler var.
  • Vahşet... Gömülmeyi reddeder...Halk arasındaki inanışlar , hikayeleri anlatılana kadar mezarlarında yatmayı reddeden hayaletlerle doludur.