• O kadar çok vahşet görmüştü ki, tek bir insanın gözlerinin içinde girebileceği masumiyet için her şeyi verebileceğini düşündü.
  • Ağız ele verir bunları birde eller. Bütün çirkinlikler bütün vahşet, insanı donduran bütün sahtelik ağız kıvrımlarında barınır.
  • "bütün çirkinlikler, bütün vahşet, insanı donduran bütün sahtelik ağzın kıvrımlarında barınır."
    Oğuz Atay
    Sayfa 285 - İletişim Yayınları
  • Kurban dolayımında mülahazalar

    Yıllar önce İngiltere’den gelip İÜ Edebiyat Fakültesi’nde bir konferans veren Angus Wilson adında, roman yazdığı söylenen bir zatı dinlemiştim. Konuşmasına başlarken: “İstanbul’a gelir gelmez hemen bir hayvanat bahçesine gitmek istedim. İstanbul’un hayvanat bahçesini görmek istiyordum. Çünkü bir ülkenin uygarlığının göstergelerinden biri de onun hayvanat bahçesidir” kabilinden bir şeyler söylemişti. Fakat o tarihte İstanbul’da bir hayvanat bahçesi yokmuş. Adamın sözleri onu dinleyen bu ülkenin “aydınlarını” utançtan yerin dibine batırmaya yetmişti. Kimse de bu sözler üstünde düşünüp bu hükmü nerden çıkardığını sormamış, sormayı akıl etmemişti.

    Bu söz, belki farklı bir bağlamda beni de etkilemiş olmalı ki, bunca yıl sonra (nerdeyse 50 küsur yıl sonra) hâlâ hatırlıyorum.

    Evet, bence de hayvanat bahçesi uygarlığın göstergelerinden biridir. Fakat o İngilizin kastı doğrultusunda değil, tam tersi yönde uygarlığın göstergelerinden biri olarak kabul edilmelidir: uygarlığın geldiği vahşet bağlamında...

    Hayvanın doğal ortamından koparılıp demir parmaklıklar arkasında tutsak edilmesi barbarlık değilse, nedir?

    Boğa güreşlerinde şişlenerek öldürülen hayvanları haz çığlıklarıyla kutsamak neyin nesidir?

    Boks ringlerinde birbirine öldürücü yumruklar savurarak yere seren ve kimin kimi yere sereceğine dair müşterek bahse tutuşan insanların cinnet halini neyle açıklamalıyız?

    Futbol topunu hınçla tekmeledikten sonra hırsını alamayan kalabalıkların sokaklara taştıkları andan başlayarak masum insanların otomobillerini yakmaya teşebbüs etmesi, havaya sıkılan başıboş kurşunlarla bilmedikleri tanımadıkları insanların ölümüne sebep olmaları hangi gerekçeyle açıklanmalı?

    İmdi...

    Çocukları kurban ritüelinden uzak tutmaya çalışan zihniyet, aslında, tam da hayvanları hayvanat bahçesinde tutsak etmeye çalışan tutumdaki şarlatanlığa denk düşüyor.

    Maymunun başını mengeneyle sıkıştırdıktan sonra alnından yukarısını canlı canlı testereyle kesip hayvan çırpınarak çığlıklar atarken canlı hayvancığın beynini kaşıklayıp yiyen Çinlileri, bu da onların geleneği diyerek hoş görenler de bu aynı taife...

    Hayvanların (boğaların) şişlenerek öldürülmesini ağzı sulanarak, üstelik para verip izlemeye gidenler, kurban ritüeli karşısında birer şefkat meleği kesiliyor. Acaba neden?

    Prof. Ali Murat Daryal’ın ilginç gözlemini aklımızda tutmamız gerekiyor. O, kurban kesen milletlerle kurban kesmeyen milletlerin sporlarını incelediği tezinde, kurban kesmeyen milletlerin sporlarının kan dökmeye eğilimli, kurban kesen milletlerin sporlarınınsa munis ve şefkate açık olduğu tespitini yapıyordu.

    Muhafazakâr çizgide kendine yer edinmek isteyen bir başka entel zümre de, kurbanı mazur gösterme adına, konuya bir başka yanlış açıdan bakıyor. Şu tür sorularla kurban kesmeye karşı olanları yanlış bir kıyasla açmaza sokmak istiyorlar: “Sen et yemiyor musun? Peki, et yemiyorsun, balık da mı yemiyorsun? Peki, balık da yemiyorsun, elma da yemiyor musun?” Elmayla et veya balık arasında bir kıyas birliği yoktur. Bu tür saçma sapan argümanlarla kurbanı sözüm ona temize çıkarma gayreti yerine, kurbanı asal anlamına yerleştirerek olaya bakmayı denemek daha isabetli olmaz mı?

    Mesele kurban dolayımından bir şefkat ve merhamet seferine girmekse, bunun şah yaşantısını bize kurban ritüeli sunuyor. İnsanlar her gün yedikleri etin nereden geldiğini sorgulamazken senede bir defa olsun bu işin hakikatine vakıf olması az şey midir?

    Kaldı ki, hayvanlara merhamet etme pozunda duranlar bilmeli ki, hayvan kesilinceye kadar kesileceğini, kesildikten sonra da kesilmiş olduğunu bilmez. Gerisi lafügüzaf...

    Rasim Özdenören
  • Bir baba düşünün. Arasında kızı ile uzak mesafeler.. Her şeye rağmen vazgeçmeyen bir baba. Zeynep'inden vazgeçmeyen bir baba.. Mektupları 1 ay sonra bile gelse hatta bazen gelmese bile yazmaktan vazgeçmeyen bir baba..

    Şair Metin Altıok, çok vahşet bir olay sonrası aramızdan ayrıldı. Bilinir.. Eli titrerken kızına mektup yazmak için daktilo kullanmış çoğu zaman. Hastayken bile kızını düşünmüş. 1 hafta hastanede ilaçlar, serumlar ile ayakta dururken, hastaneden çıkar çıkmaz kızına özürlerini bildirmek ve durumu anlatıp, kızının kendisine kırılmaması için adeta yalvarırcasına bir mektup yazan bir baba..

    "Benim özlemimi ancak sana sarılmak, şöyle dolu dolu kucaklamak giderir. Bu da ne yazık ki şimdiye kadar çok az nasip oldu bana.." Çocuğuna bir kez daha sarılmak istedi ama mektuplar bakılırsa bunu ancak 5 senede bir gerçekleştirebilmiş.. Sürekli aksilikler aksilikler aksilikler.. Her şey üst üste gelmiş. Kızına daha iyi bir yaşam sunmak için, Bingöl'e gitmiş..

    Kızı biraz umursamaz gibi davransa dahi yine de baba yüreği.. Dayanamamış naif şair. "Beni bağışla. Hayat bazı duygusuzların sandığı gibi düz değil. Hele bir şair için iki tarafı keskin bir kılıç. Kendinle ve içinde yaşadığın ortamla boğuşmak ve yenilmemek. Bu da
    insanı oldukça yıpratıyor" işte bu sözler bildiriyor acılarını..

    Bir şairi anlamak için onun özel hayatına inerseniz canınız çok yanar. Bunu bu kitap ile çok daha iyi anladım. Metin Altıok sevgisi gibi sevgileriniz olsun.. Keyifli okumalar..
  • Zekânın vahşet ve saldırganlığa karşı savaşında teslim olma taktiği güçlü bir silahtır. Kendini kontrol gerektirir. İçtenlikle teslim olanlar özgürlüklerinden vazgeçerler ve yenilgilerinin verdiği aşağılanmayla ezilebilirler. Siz yalnızca teslim olmuş göründüğünüzü unutmamalısınız, tıpkı kendini korumak için ölü rolü yapan hayvan gibi.
    Joost Elffers
    Sayfa 242 - Altın Kitapları, 14. Basım, Ocak 2016
  • Sunt Lacrimae Rerum
    "Olayların gözyaşları vardır "

    #SPOILER

    "Belli bir yaşı geride bıraktığınızda ,geçmişte olduğumuz çocuğun ruhu ve bizi meydana getiren ölmüşlerin ruhları kendi değerlerini ve büyülerini bizim üstümüzde harcamak için gelirler ....
    ____Marcel Proust"Kayıp Zamanın Izinde"

    "Kayıp " uzun bir arayış öyküsüdür. .zor okunan kitaplardan biridir .. çok fazla detay içerir ..üstelik küçük puntolu basımı sayesinde gözlerinizi perişan eder :)

    Ip uçları ..
    Polonya ,Naziler,Kadınlar ..

    "Tecavüz ettiler ve hepsini öldürdüler " orada donup kaldım gibi vurucu cümlelerin barındığı ..

    yazarının (nerdeyse kitabın sonuna kadar)
    kadın olduğunu düşündüğüm ve erkek olduğunu öğrendiğimde "şaşırdım " dediğim bir kitaptır.

    Sanırım hassas kelimeleri beni böyle düşünmeye sevk etmişti sanki bir kadının ağzından dökülen hassasiyet ...

    Bir sessiz fotoğraflar ,belirsiz tarihler, yok olmuş aileler kitabı'dır ki.. zaman zaman dedektif romanlarından daha akıcıdır.

    Ne zaman ? Nerede?Silahla mı?Gaz odalarında mı? Sorularının beyninizde fırıl fırıl döndüğü dipsiz bir kuyu gibidir..

    Yazarla birlikte sizde uykusuz kalabilirsiniz ..."dört güzel kız " onlara ne oldu ???
    Lorka. .
    Frydka..
    Ruchatz. .
    Bronia ..
    artık isimlerin öğrendiğimize göre onlara dua edebiliriz. ."Eğer isimlerini bilmiyorsanız ölüler için dua etmek mümkün değildir " diyor kitap ..

    Sıradan hayatınızdan uzaklaşmak ..
    Bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız bu kitabı okuyun ..
    Yol sizi Bolechow kasabasına götürecek ..
    Batısında Krakow, doğusunda Lemberg ....
    Galiçya_ Macaristan ve Karpat dağlarına yakın. . Eski ve yeni tarihiyle bir göz atın .

    "1942 / 3_4_5 Eylül'ünde Bolechow 'da

    "Erkekler ve kadınlar tavan aralarında saklandıkları yerde yakalandılar ..
    "Yaklaşık 600 çocuk götürüldü ..
    "Insanlar Bolechow meydanında ve sokaklarda öldürüldüler ...

    Ve ..... diye devam eden bir vahşet hikayesi "KAYIP"
    Diğer SAVAŞ hikayeleri gibi ..can yakıcı ve gerçek ..

    Okuyun ..
    Matematiğin insan hayatıyla ölçüsünün ne denli uyuşmaz olduğunu bu kitaplarla ögrenin. .

    Üç gün ..
    1942..
    600_700 çocuk ..
    800_900 yetişkin ..
    2000 esir ..
    Sadece ..
    1 Kasaba ...

    "Bırak ..unut gitsin ,geriye kimse kalmadı " diyenlere inat ..Tarihi canlı tutun ..

    Sevgi ve saygıyla ...

    Dip not : Ikinci dünya savaşında L'viv olarak bilinen Ukrayna şehri o zamanlar L'wow olarak bilinen Polonya şehridir ..
    Kasaba
    Ukrayna versiyonu Bolekhiv olarak geçsede ..
    Lehçe ismiyle ..BOLECHOW dur. .

    .