Giriş Yap
203 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
1995'ten Bir Işık
Türkiye'de herhangi bir yerde herhangi bir ilde yaşayan bir vatandaşa bulunduğu ilin valisini sorsanız bilememesini kimse abes karşılamaz. Bu soruya vereceği cevabı bir kenara bırakalım ve bu soruyu başka bir şekilde soralım: "İsmini bildiğiniz herhangi bir vali var mı peki?" Az çok hayatla Türkiye ile dirsek teması varsa buna vereceği cevap büyük bir ihtimalle "Recep Yazıcıoğlu" olacaktır. Yine aynı şekilde hiç kimse verilen bu cevaba "sen nereden biliyorsun bu ismi?" diye şaşırmayacaktır, kendisi her ne kadar dört farklı ilin valilik makamında bulunmuş olsa da. Çünkü Recep Yazıcıoğlu'nun Türk idare tarihine bıraktığı iz bu alanda sınırlı kalmamış, insanımızın kalbine kadar da ulaşmıştır. Peki Yazıcıoğlu'nu diğer valilerden ayıran farkı neydi? Buna verilebilecek envaiçeşit cevap vardır. Benim açımdan, kesinlikle "vizyoner" bir kişiliğe sahip olması onu diğer yöneticilerden ayırmakta. Ülkemizi bir gemi olarak düşünürsek dalgalı denizde seyreylediğimiz bir dönemde ortaya çıkıp "aslında deniz dalgalı değil bizim gemimizde sorun var" demeye cesaret edebilecek belki de tek yönetici olması, onu bu kadar sevilir ve sayılır kılmakta. Hakeza "Bu Sistem Değişmeli" kitabını okurken de bu cesarete yakinen şahit oluyorsunuz. Kitabın 1995 yılında yazılmış olması özellikle o dönemdeki çarpıklıkları, aksaklıkları, eksiklikleri gözler önüne sermekte. Kitabın güzel yanı, bunlardan dem vururken aynı zamanda çözüm önerilerine de yer veriyor olması. Yine aynı zamanda dönemin siyasi partilerinin yerel yönetimler ve kamu yönetimi üzerine hazırladıkları parti programlarını da içeriğinde barındırıyor. Bazı yerlerde kafama yatmayan noktalar olsa da alternatif bir söylem ve çözüm önerilerini içermesi kitabı oldukça değerli kılmakta. 2003 yılında kaybettiğimiz valimizin, 2004 yılında çıkarılan Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Belediye Kanunu ve 2005 yılında çıkarılan İl Özel İdaresi Kanunu'na bir inceleme yapsaydı yeterli görür müydü yoksa yeni reform önerileri ile karşımıza çıkar mıydı? diye sorgulamadan edemiyorum. Kitapta yazan: "Osmanlı'dan devren alınan ve Cumhuriyet döneminde pek az değişikliğe uğrayan yönetim yapımız tamamen eskimiş, tükenmiş, çağın gelişmelerinin çok uzağında kalmıştır." sözüne ithafen yeni çıkarılan bu kanunlar, yeterli mi yoksa yeni reformlara ihtiyaç duyar nitelikte mi? Bu sorular her şeyden önce bizlerin Batı standartlarında yerel hizmetlere erişip erişmediğimiz konusunda önem arz etmekte. Kitapta önemli gördüğüm yerleri olabildiğince alıntı olarak paylaşmaya çalıştım ancak bir bu kadar da kitabın satır aralarında siz okuyucularını beklemekte. Özellikle Türk idare tarihi ve Türk siyasi tarihine merak duyuyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye eder esenlikler dilerim.
Bu Sistem Değişmeli
8.9/10 · 36 okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
320 syf.
Bu bölümde Philip Blake yani Vali, giderek daha baskıcı ve zalim bir yönetim sergiler. Lilly Caul ve arkadaşları buna sabretmekle beraber bu kasabadan kurtulmak için çareler aramaya başlarlar. Vahşet , iğrençlik ve yaşam savaşı bu kitapta da devam ediyor.
Sarıca karınca
"Bir de boğarsm yılanı, bu iki. Bir de kurşunlarsın yılanı, bu üüüç! Yılan türlü türlü ölür bir de... Hastalanır ölür, leylek yer ölür, şöyle ölür böyle ölür. Bir de nasil ölür, bilir misiniz?" Valinin hoşuna gidiyordu Murtazanm konuşması. "Bir de nasıl ölür?" "Bir de nası mı ölür, sorduğu şeye bak Vah Beyimin! Bir yılan iğne ucu kadar bir yara alırsa... İğne ucu kadar bir yara ne ki! Bir insan, bir hayvan iğne ucu kadar bir yara alırsa ne olur? Hiçbir şey olmaz, düşünmeyin, hemen iyi olur. Halbuysam ki bir yılan iğne ucu gibi bir yara alırsa ölür. Nası ölür derseniz, işte onu siz görmediniz, bilmezsiniz. Ben bilirim. Yılan iğne ucu kadar da olsa bir yara alınca, sarıca karıncalar o yaraya üşüşürler. Bir gün içinde yılanı yer bitiriverirler. Anladın mı şimdi Vali Bey?" Vali onun gözlerinin içine gözlerini dikmiş düşünüyordu: "Evet," dedi. "Sözünüzü bitirin." "İşte İnce Memed yılandaki açılan bu iğne ucu kadar yara- dır.
Sayfa 339 - Yky
"Günümüz insanlarının toplumsal konumları yükseldikçe, daha bir kendinden emin edayla söyledikleri şeydir bu." "Ben çalmıyorum, zorla almıyorum, öldürmüyorum" diyor bir vali, bakan, general, yargıç, toprak sahibi, tüccar, asker, polis. Her türlü şiddeti haklılaştıran bir toplumsal yapı hurafesi, günümüz insanlarının vicdanlarını öyle gölgelemiş ki, dünyanın gelecekteki düzeni, hurafesi adına durmaksızın işlenen hırsızlıkları, cinayetleri görmüyorlar.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Osmanlı Şehzadeleri
Osmanli Devletinin ilk 500 yilinda şehzadelerin üç temel eğitim yeri vardir: Saray okulu, ordu ve vilayetlerde valilik. Eğitim ve ordu batililaştiği, vilayetlerin yönetimi de eski tarz Beylerbeylerin'den alinip maaşli vali paşalara, yani bilgi sahibi asker ve bürokratlara birakildiği için askerlik ve valilik şehzadelerin yapabileceği işler değildi artik. Osmanli Devletinin kuruluş ve klasik dönemin de taht babadan oğula geçiyordu. O zaman biri Trabzon biri Manisa'da valilik yapan oğullardan biri sirayi değiştirip tahta oturmak için harekete geçebilir, ağabeylerinden önce ordusu ile İstanbul'a taht'a koşabilirdi. İç savaşlari başlatan bu gelenek yüzünden şehzadeler İstanbul'da tutulmaya başlandi. Bu da tahta çiktiği gün, 3.Mehmet'in ondokuz kardeşini birden boğdurmasi gibi daha sonra büyük bir utanç kaynaği olan bir geleneği doğurduğu için tahtin babadan büyük oğula değil, babadan kardeşe geçmesi kararlaştirildi. Ama bu seferde her biri Abdülhamit gibi evhamli olan padişahlar yalniz birinci, ikinci veliahti değil, diğer kardeşlerini ve yeğenlerini muhalefet ile görüşmesinler, darbe girişimlerine karişmasinlar diye saraylarinin "şehzadeler dairesi " dedikleri köşelerine hapsedip kilitlemeye ve onlari saray dişindaki hayattan, İstanbul'dan ve dünyadan bütünü ile koparmaya başladilar. ...
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
613
6,1bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14