Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
22 May 15:42

Eşref, İzmir’in ilçelerinden birinde kaymakamlık yaparken,
İzmir valisi Kâmil Paşa, ilçeye denetime gelir.
İlçede Eşref’i bir eşeğin sırtında tur atarken gören vali
Eşref’in düşeceği korkusuyla şu tepkiyi verir:
– Aman dikkat et Eşref, eşek seni düşürmesin!
Eşref’in cevabı evlere şenliktir:
– Meraklanmayın paşam, eşek kâmildir.

Şair Eşref, Alpay KabacalıŞair Eşref, Alpay Kabacalı
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
21 May 19:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

- Gerçeğe yaklaşıyorsun bay vali, Âdem’in işlediği günahtan bu yana, tarih, maddî ve manevî ıstıraplarla akıp gidiyor. Yüzyıllardan beri insanlar birbirlerine zarar vermek için dövüşüp duruyorlar. Kötü kötüyü, yalan yalanı doğuruyor. Bu da, şu güneş altında yaşayan ya da yaşamış olanlar için az bir yük sayılmaz. Cennetin kapıları kapanalı beri sayısız belâların kapıları açılmadı mı? Nice nice savaşlar, haksızlıklar, işkenceler, katliamlar, adaletsizlikler ve saldırılara maruz kaldılar. Dünyanın yaradılışından beri evrensel ‘İyi’ye indirilen bütün bu darbeler, eşyanın tabiatına aykırı olarak işlenen suçlar, herhangi bir son yargının verebileceği cezadan daha mı azdır? Tarihin ilk hedefi akıl yolunda, her şeyi sevgi ve merhametten oluşan ilâhî yüceliklere yaklaştırmak değil miydi? Ama insanlar yüzyıllar boyu pek çok sıkıntılar çektiler ve daha çok uzun zaman çekecekler. Çünkü kötülük beldesi, sayısız dalgaları olan deniz kadar büyüktür. Öyleyse hayat cehennemi hayal edilebilen dehşetlerin en büyüğü değil midir?

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
21 May 12:34 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

- Senin ve benim çok farklı insanlar olduğumuzu düşünüyordum vali bey. O kadar farklı ki birbirimizi anlamak ihtimali pek az. Doğru olanı reddetmek pahasına, doğrunun zararına, sırf senin ve Sezar’ın çıkarı için, İlâhî Kelâm’ı niçin inkâr edeceğim? İstemediğim halde niçin başka bir yere gitmek zorunda kalacağım?
- Her şeyi birbirine karıştırma. Roma’ya yararlı olmaktan daha doğru bir şey yoktur.
- Doğru olan gerçeğin kendisidir ve gerçek de yalnız bir tanedir. İki olamaz.
- Hâlâ bana oyun yapmaya mı çalışıyorsun?
- Ben hiç kimseye asla oyun yapmadım, cevabım çok basit: Evvelâ gerçek adına söylenenin reddedilmesi hiç iyi bir şey değildir. Sen de benden samimi olmamı istemedin mi? İkinci olarak, insanın işlemediği bir günahı yüklenmesi ve bu iftiradan arınması için suçu kabul etmesi de iyi bir şey değildir. Eğer bir söylenti yalana dayanıyorsa, o zaten kendi kendine ölüp gider.

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
21 May 12:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Vali, bu baldırı çıplağın çevirdiği dolapları iyice anlamaya çalışıyor, bunu hayal ediyordu. Aslında amacı açıktı: Yeni bir çağın açıldığını ilan ederek, kendi çıkarına olacak bir düzeni kurmak için ülkede isyan çıkartacaktı. Ne küstahlık! Kudretli Roma İmparatorluğunun bütün Anadolu eyaletleri genel valisi Pontius Pilatus olarak, kendisinin bile dile getirmeye cesaret edemediği böyle bir tasarıyı, bu sefil Yahudi’nin gerçekleştirmeye cüret edebileceğini kim düşünebilirdi?
Bu keskin görüşlü valinin kafasından geçenler işte bunlardı. İsa ile, kendini onun yerine koymaya çalışarak oldukça orijinal bir şekilde sürdürdüğü konuşma ilk izlenimini güçlendiriyor, yeni tür bir gasp saydığı bu duyulmamış derecede kendini beğenmişlik karşısında, öfkesi daha da artıyordu.

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov
•Muhayyîr•, bir alıntı ekledi.
20 May 04:31 · Kitabı okuyor · Beğendi

Zaman iman kurtarma zamanıdır..!
Risale-i Nur ile hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mü’mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır. Çünki iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü’mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi temin eder. Velayet ise, mü’minin Cennetini genişletir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on adamı vali yapmaktan daha sevablı bir hizmettir.

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said NursîTarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî
döşeğimde ölürken, Hakkari'de Bir Mevsim'i inceledi.
 20 May 01:44 · Kitabı okudu · 31 günde · 9/10 puan

Lafı kısa keseceğim abi. İleride zamanım olursa bu romandaki yabancılık olgusunu ile Camus'un yabancılık olgusunu karşılaştırarak bir harita çizmek istiyorum -sadece yabancılık kavramı üzerine-. Ki, bu romanda yabancılık kavramını Camus'tan çok daha başarılı anlattığı kanaatindeyim demiştim...

Camus’un Yabancısı, Edgü’nün yabancılığı üzerinden her iki yabancılık unsurunu incelemeye çalışacağım. Öncelikle yabancılığın ne olduğu, ne anlama geldiğini belirtmek isterim. Ardından kimlik unsuruna değinmek istiyorum. Kimlik ile yabancılık iç içe geçen bağımsız ve bağımlı iki kavramdır. Kimlik: Birey, ait olduğu toplumun sosyolojik normlarını kendi benliğinde eriterek kimlik kazanır. Yani birey yaşadığı toplumdaki tarihini, kültürünü; kısacası medeniyetini kendi içinde yontar, biçimlendirir ve kabullenir. Bütün yaşamı boyunca dışarıdan(yabancı) gelebilecek her türlü yabancı öğeyi yetiştiği topluma göre değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda ya kabul eder ya da ret eder. Böylece kendine göre bir kimlik kazanır. Toplum içindeki birey, toplum içinde çok az farklılıkları olurken toplum dışında başka bir toplumun içinde ise oldukça büyük bir farklılık oluşturur. Her neyse kimliğini kazanmış olan birey böylece yaşamını sürdürebilir hale getirir. Yabancılık bu noktada devreye girer. Yabancılık: Yabancılaşma önce düşünce boyutuyla başlar. Ait olduğu kimliği sorgulaması ve ret etmesi… Toplumun kendi kimliğiyle kendi kimliği ters bir çizgi çizer. Toplumun değerleriyle çatışmaya giren birey neden, niçin, nasıl, kim, ne gibi sorular sorar diğer yandan bu sorulara cevap arar. Bu sorulara cevap bulamayınca bir yabancılaşma başlar ve hızla kendisini kuşatır. Bazen bu sorulara cevap bulur ama bulduğu cevaplar toplumun değerleriyle ters düşer. Bu terslik bireyi toplumdan tamamen uzaklaştırır…

Pekâlâ, Camus’ta geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Edgü’de geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Öncelikle, Camus’ta, varoluşsal bir sorun yatmaktadır temelde. İnsanın evreni ve kendisini keşfetme merakı, ilk insandan itibaren insanı düşünmeye sevkeden bir dinamizmdir. Camus, yaşadığı toplumu tanıyor(dil ve kültür açısından), fakat kendisinin ne istediğini, neyi merak ettiğini, neyi niçin yaptığına anlam veremiyor. Bu anlamsızlık onun için bütün toplumu absürt bir konuma indiriyor. Arayış sürecinde kendi varoluşunu, başkalarının yok oluşuyla öğrenen birey; varoluş problemi sebebiyle doğumundan ölümüne kadar ontolojik bir kıskaçtadır. Romanın kahramanı Meursault, kendisine sorulmadan verilen bir hayatı ve yine kendisine sorulmadan alınan hayatı çözmeye, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Ancak bir türlü içinden çıkamaz. İçinden çıkamadığı için iş yeriyle, yakın arkadaşlarıyla ve onun çevresi dışındaki her türlü yabancıyla sorun yaşar, bu sorun ise onu idama götürür. Ölümü ve hayatı absürtleştirir ve trajik bir duruma düşer. Hayat algılaması; kimlik/benlik bütünlüğüne bağlı olan birey, benliğin parçalanmış durumu sonucu hayatı sağlıklı algılayamaz. Laing’in “Bölünmüş Benlik” kuramında, ontolojik güvenlik ile benlik arasında kurduğu ilişkiye göre bunalımlar ortaya çıkar. Kendi ‘ben’ine yabancılaşarak kendini sürekli olarak kendi dışında tanımlanmış sahte bir benlikte görür. İç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki fark açıldıkça birey, kendisiyle ve çevresiyle bunalıma girer(Davutoğlu 2014:59). Ancak Meursault, hayata/çevreye o derece kayıtsızdır ki çevresinin etkisiyle dahi oluşan sahte benliğe sahip değildir. Meursault; hayatla, toplumsal değerler ve iç benlik arasında denge kurmaya çalışır. Ancak bunu başaramaz. Romanın özüne damgasına vuran etken işte budur: Denge. Bu dengeyi başaramayışının nedeni ise benliğinden kaynaklı yabancılaşma ve bunun sosyo-psikolojik boyutudur.

Uzun lafın kısası: Camus, yabancılık öğesini bir bireye yüklemiş ve bireyin kayıtsızlığı, anlamsızlığıyla örülmüş bir tablo sunar. Edgü’de ise birey hem kendi kendine tamamen yabancıdır hem de yaşadığı(sürgün edildiği) topluma karşı tamamen yabancıdır. Gökten düşmüş gibi. Âdem ile Havva’nın dünyaya düşüşü gibi adeta. Sürgün edilmiştir Hakkâri’ye. Ancak bu sürgün onu geçmişinden/anılarından da sürgün etmiştir. Yine kimlik sorunu kendini Edgü’de de göstermektedir(hem toplumsal hem de bireysel kimlik sorunu). Her karşılaştığı kişiye yabancı der, her yeni gittiği yere yabancı der. Birinci bölümde ilk karşılaşılan başlık da ‘’Yabancılar Arasında Bir Yabancı’’… Yabancılar dediği toplum Hakkâri toplumudur ve bu toplum bütün toplumlara yabancıdır. Bu toplum yabancılaştırılmış bir toplumdur. Tanrının unuttuğu, insanların unuttuğu bir toplum, bir yer. Bu bakımdan Edgü, Camus’tan tamamen ayrılır. Bu eserde kahraman hem kendini tanımak, anlamak zorundadır hem de toplumu. Bu yönüyle bu şiirsel roman bana göre Camus’un bir adım önündedir. Burada bir parantez açmayı farz görüyorum. Garip olan bir şey var ki… Sitede Hakkâri’de Bir Mevsim’i okuyan oran 776 iken, Camus’un Yabancısını okuyan sayısı sekiz bini aşmıştır. Bu şaşırtıcı, ilginç ve lanet edilesi bir durumdur. Ki, bizim toplumun kendine ne kadar yabancı olduğunu da göstermektedir. Edgü’nün kahramanı bir kazazededir. Nasıl oraya(Hakkâri) gittiğini yahut geldiğini bilmiyor. Kendisi daha önce bir denizci. Kızgın kumlarda sırtını kızartıp ardından denizde yüzen tatlı bir su balığıdır. Ama nasıl olduysa kendini burada(Hakkâri) buluyor. Anıları hafızasından silinmiş, kendini ve geçmişini unutmuş. Bir yandan kim olduğunu ve buraya nasıl geldiğini merak ederken diğer yandan olduğu yeri öğrenmeye çalışıyor. Bir Süryani ile tanışıyor, kitaplar alıyor parasız. Anlamaya çalışıyor ama Süryani sır vermiyor. Kendisinin arayıp bulacağından emin olduğundan. Başıboş bir dünya, dağınık bir dünya, kendi kendine sıkı sıkı bağlanan ve bu bağlayışla hayatta kalınan bir dünya. Kar, yağmur, fırtına dolu çığlıkla dolu bir tablo. Kendini tanımak, ne olduğunu, ne yaptığını anlamak için aynaya bakıyor. Sakallarını ovuyor, yüzüne bakıyor. Ama hiçbir şey yok. Silinmiş bir hafıza, köksüz bir ağaç. Hatırlar umuduyla berbere koşuyor. Ama yine hiçbir şey yok.

Kentte sağır(vali, memurlar, görevliler) insanlar var. Sürekli geçiştiren ve önemsizleştiren insanlar. Köye geçiyor, bebek ölümleriyle karşılaşıyor. Ölüme de yabancı. İnsanlar var ama ne yaptıkları ve düşündükleri hakkında tek bir fikri dahi yok. Dillerini, kültürlerini bilmiyor, kendini bilmiyor. Bilinmezlik içinde yüzüyor, yabancılık içinde tanıdığı tek bir şey yok. Mektuplar geliyor sevgiliden, dosttan, arkadaştan ama kimseyi tanımıyor. Tanımadığı için nasıl bir cevap vereceğini bilmiyor, cevapsız bırakıyor hepsini. İlk gün ile ilk düşünce beliriyor düşüncede: ‘’Doğan günle birlikte gereği düşünüldü: Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın(sayfa:23).’’ Ama bu kişiliğini nasıl bulacak? Neyin aracılığıyla bulacak? Geçmiş yok, gelecek belirsiz, şimdiki zaman anlamsız, belirsiz. ‘’ Adım adım ilerliyordum. Kişilik. Bulmak mı, yaratmak mı?’’ Bir zamanlar güneşlerde yanan kahraman şimdi karın ayazında yanıyor. Tek bir çaresi kalıyor: Yaratmak. Bulamaz, çünkü hatırlamıyor, hiçbir şey yok hafızasında. O zaman yaratacak. Ama bu da belirsizlik içinde. Neyi yaratacak? Neyi anlıyor ki yaratsın?

Okul açılıyor. Okula yabancılar(öğrenciler) geliyor. Dillerini bilmiyor, kültürlerini bilmiyor. Neye sevinip neye ağladıklarını bilmiyor. Yabancılar da bilmiyor ne kahramanın(öğretmenin) dilini ne de kültürünü. Nasıl anlaşacaklar? Denizci olan kahramanımız deniz dese ne anlayacaklar? Bu çözümsüzlük ve anlamsızlık(anlamsızlığın da kendisi bir anlamdır, en azından bunun farkında) içinde ne yapacağını, nasıl davranacağını(kendisini de tanımıyor) bilmiyor.

Edgü, romanda onlarca hatta her parağrafta yabancı kelimesini kullanması romanın bir yabancılık üzerine kurulu olduğunu da apaçık göstermiştir. Bireyin parçalanmışlığı, toplumun parçalanmışlığını çok açık bir biçimde vermektedir. Bir bakıma doğudan uzakta olanların hepsinin oranın yabancısı olduğunu, oranın da geri kalan her yere yabancı olduğunu gösteriyor. Edgü, Camus’un yaptığı gibi bireyi ve toplumu absürt bir biçimde vermemektedir. Ve romanın sonunda kişinin anlama çabasından sonra doğan bir parça anlamı başarıya ulaştırır. Fakat Camus bunu başarıya değil sona(felaket) götürür. Bu bakımdan bu her iki yabancı romanı benim için Edgü farkını ve tarzını ortaya koymada yeterlidir.

Sonuç olarak…

Modern insanın çaresizliği, parçalanmışlığı, kayıtsızlığı, anlamsızlığı Camus’ta yankılanırken… Edgü’de ilkel insanın(sıfırdan başlayan insanın) hayatta kalma, anlama, anlamlandırma, toplumsallaşma göze çarpmaktadır. Edgü’de birey bir şeylere ait olmaya çabalarken, Camus’ta birey hiçbir şeye ait olmamayı tercih etmektedir. Camus’ta birey bohemli, uyuşturucuya elverişli, intihara meyilli, boşluğun getirdiği yerde birey kendini boşluğa bırakıyor. Ancak Edgü’de birey denge unsurunu gözetiyor, kendini bir şeylerle teskin etmektedir. Hiç kuşkusuz bu iki farklılığın oluşumunda yazarın dünyaya bakış açısı, metafizik anlayışları, yaşadığı toplum ve vermek istediği mesaj gibi unsurlar etkili olmaktadır. Eğer Edgü’nün kahramanını(öğretmen aynı zamanda öğrenci) Camus ele alsaydı hiç şüphesiz ya kahraman olduğu yerden(Hakkâri) kaçardı ya intihar ederdi ya da valiyi öldürürdü. Eğer Edgü Camus’un Meursault karakterini ele alsaydı… Kahramanı idama götürmez, kahramana bir çıkış noktası yaratırdı. Diğer yandan Avrupa medeniyetinin geldiği noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Avrupa insanı temel ihtiyaçlarını(fizyolojik, güvenlik/barınma, ait olma ve sevgi ihtiyacı, kendini gerçekleştirme / Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi) karşılamıştır ama ait olma ve sevgi ihtiyacını gerçekleştirememiştir. Bu nedenle Camus kendi toplumu açsından yarattığı karakter böyle bir kişilik göstermektedir. Edgü’de ise fizyolojik ihtiyaçlar dahi karşılanmamıştır. Bu neden belki de her ikisinin yabancılığa (Edgü’de dil ve ırk kaygısı/meselesi/mesajı etkili olmuştur) bakış açıları çok farklılık göstermektedir.

Hakkâri’de Bir Mevsim için… ''Size öğrettiğim her şey yalan'' demekle tekrar başa dönüyor yabancı.. İnsanoğlu her zaman başa dönecektir her zaman kim olduğunu kendine soracaktır, her zaman nasıl yaşayacağını ilkel insan kafasıyla düşünecektir. Ne kadar okursak okuyalım dönüp dolaşıp başa döneceğiz. Romanın şiirsel mükemmel dili/üslup ayrı bir inceleme mevzusu, romanın politik duruşu ayrı bir inceleme mevzusu, romanın gerçekçilik öğesi ayrı bir inceleme mevzusu… Kürt sorununun altında yatan başka bir gerçekliğe odaklanması da ayrı bir mevzu. Romanda geçen karakterlerin dünyası ve hayal dünyası ayrı bir mevzu… Hepsini tek tek incelemek, kendi toplumumuza yabancı kalmamak adına iyi bir çalışma olacaktır. Ben neden bu yabancılık öğesi üzerinde durdum onu da bilmiyorum.


Günümüzün modern insanı, zamanın şartlarından etkilenen, varolma mücadelesinde yabancılaşmayı kendi benliğinde hisseder. Sosyal düzeni de baskıcı bir şekilde algıladığı zaman sosyolojik boyutta da yabancılaşır. Psikolojik temelli olan bu olgu, sosyolojik boyuta doğru genişler. Camus’a göre varoluş insanın maddi özünden önce gelir, vesselam…

Sadık Cemre Kocak, Yürüyen Ölüler - Miras'ı inceledi.
19 May 17:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitap her yazıda biraz daha güzelleşiyor. Ancak merak ettiğim iki olay var. İlki vali o kılıç darbesini aldı mı ve malum yeri dizide de kesildi mi? İkinci olarak da Lilly, Vali sonrası yaşananlarda neler yapacak sorusu. Bu soruların cevapları lazım bana. Özellikle gelecek seride ne olacağıyla ilgileniyorum ama eksik olan bilin bakalım ne? O seriyi bulamadım.
Oldukça hızlı ilerleyen bir seri ancak ben kendime göre oldukça yavaş okudum. Gerek oruç gerekse zaman açısından yavaş gitmek daha bir hoş olacaktır diye düşünmüştüm ama gene bitti gene bitti. Beğeneceğinizi düşünüyorum.
Artık hepimiz büyük bir hevesle akşam olmasını ve şampiyonluk mücadelesini bekliyoruz. Bugün zaman iyi geçti, şimdiden iyi iftarlarınız mutlu günleriniz olsun..

Murat Ç, bir alıntı ekledi.
14 May 14:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Vali Vekili Aynı Günümüz Atatürk Düşmanları Gibi;
19 Mayıs kutlamalarına bile katlanamayan, Atatürk'ten haz etmeyen Vaki Vekili'ne basın toplantısına devam etmesi için söz verdi komutan...

"Aziz milletim,
Ben Atatürk'ü tanımayan talihsiz bir nesildenim. Allahıma hamdolsun ki bugün kendilerini görmek bana da nasip oldu.(!) Daha görür görmez, Atamızı çelik mavisi gözlerinden tanımış fakat izni olmadığı için tanıdığımı belli etmemiştim. (!) Artık açıklayabilirim.

Atatürk yeniden Samsun'da!.. (!)

ATATÜRK Ölmez!.." (!)

Daha devam edecekti ama Vali Vekilinin kendini dağıttığını gören komutan ayağa kalktı. Açıklama sona ermişti.(!)

19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 18 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım)19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 18 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım)
HadRa, bir alıntı ekledi.
14 May 13:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Anam, babam!

Ben senden çok farklıyım. Sen ve senin gibilerinin inandığı ilâh, öyle bir ilâhtır ki, senin sorumluluklarını, iradeni, İnsanî görevlerini bu dünyada halka karşı kefil eder. Ve sen adaklar, yalvarma ve dalkavukluklar sayesinde o ilâh nezdinde kendini her cürüm ve cinayetten temize çıkarırsın! Bu tavır ve inanışını tıpkı toplumsal yaşamındaki yansıyış ve alışkanlıklarındır. Sen toplumsal yaşamında da hokkabaz ve kartvizitçisin. Bir mahiyet ve iltimas yasası oluşmuş, adaletten sana tek hukuk ve tek yasal anlayış ulaşmıştır. Onu görüyorsun, bunu kabul ediyorsun, ilişki kuruyorsun, telefon ediyorsun; şuna rüşvet veriyorsun, buna para dağıtıyorsun, aracı buluyorsun! İşte dinin de bu işlerinin benzeridir. Senin sosyal hayatının özeti şudur: Partiler, parapul, hile ve düzenlerle, nüfuz sahibi insanlar ve dostların, aşiret ve akrabaların, özel dost ve arkadaşların aracılığıyla bay vali veya yargıca ulaşıyorsun. Torpille, rüşvetle, yaptığın kirli işlerden, halkın hak ve malını yemekten, yasaları bozan davranış ve ihanetlerinden ötürü yasalara hesap vermekten kurtuluyor ve yasaları işlemez hale getiriyorsun.

Anne Baba Biz Suçluyuz, Ali Şeriati (Fecr Yayınevi)Anne Baba Biz Suçluyuz, Ali Şeriati (Fecr Yayınevi)

{Ç News}; Mustafa Kemal Atatürk Düşmanları Özel Yayını...!
Merhabalar 1k Okurları...!

Acı Kahvelerinizi Hazırlayın...!
{Ç News} "Atatürk Düşmanları Özel" Programımız Maalesef Yayında.....!!!

Turgut Özakman 'ın 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da kitabı alıntıları'nın içine, daha anlamlı olması açısından döneme ait YouTube üzerinden video ve fotoğraflar eklemeye başladım..

1k okurlarından bir şahıs ise alıntıyı şikayet edemediği için ah nasıl bir hazımsızlık duydu ise link içeren alıntıları şikayet etmiş.. Şimdi ben o şahsa hakaret etmeden bir kaç kelam edeceğim. İlk başta söyleyeyim sinirlenmedim, mutlu oldum. Beni daha çok teşvik ettiği için....!!

Şimdi ilk önce bunların karın ağrılana bir de aduket çeken incelemeleri şuraya ekleyelim;

#28597997
#28696189 #28819793

Sayın dinleyen biz hiç sizinle...konuşmuş muyduk? Bunu bilmiyoruz ama korkakça şikayet ettiğinizi biliyoruz..!!!

Haydi Başlayalım....!!

Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı...!

Çıktığında ilk golü, Vahidettin'e, Sonra Damat Ferit'e ve Bakanlıklara sonra da Ingilizlere attı.. Yunanlılara bir çaktı ki zaten asrın golüydü... Bir de size attı o golü.. Bir vurdu doksana taktı.. O ne gol öyle aman Allahım...!! Roberto Carlos'un o müthiş golü gibi. Dışarı çıkacaktı ya hani çatırt diye içeri girmişti.. Öyle hayal edin siz..!!

Mustafa Kemal Samsun'a ayak bastığı anda emperyalizme ayak uydurmuş sultan, ingilizlere itaat eden halife, Ingiliz komiserlerin emrinden çıkmayan damat ferit ve ekibi bitmişti zaten... Sadece haberleri yoktu..

Siz de o yıllarda bittiniz. Siz ve sizin tayfa bizler için sadece rüzgarın savurduğu toz tanecikleridir.. Hayal edin işte evde yaptığınız temizliği.. O tozları nasıl aldığınızı... He bizde öyle yapıyoruz işte.. Mustafa Kemal'de öyle yaptı işte.. Siz ve sizin gibilerin ve yabancı emperyalist güçlerin tozunu aldı... :)

Sizin çırpınışlarınız boşadır. Sizin çırpınışınız bu kitapta ki vali vekili karakteridir... :) her paylaşımımı sizlere adayacağım.. Paylaşmayı düşünmediğim yerler vardı.. Ayrım yapmayacağım..!!!

Mustafa Kemal Atatürk'ün siz ve sizin gibilere attığı gol, yüz yıllar geçse de asrın golü olarak asla silinmeyecektir...

Nutuk İncelememden bir alıntı;

 O Sarışın Kurt Samsun'a ayak bastığında bir milletin yazgısı değişti...! Bir millet yeniden doğdu...! Küllerinden doğan bu millet Emperyalizme çelme takıp, Mustafa Kemal'in önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu ve o dedi ki;

"Tarihi yaşadığımız gibi yazdık fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır..."

Yani; BİZE....!

Unutulmuş, yenilmiş, bir kenara itilmiş, fakir ve yoksul bir halkı ayağa kaldırmış, darmadağınık bir orduyu düzenli hale getirmiş, onları zafere inandırmış; ayaklarında çaput bile olmadan kilometrelerce dağ yolunda düşman kovalamaya ikna etmiş, Türk'ün unutulmuş vasfını tüm cihana göstermiştir...!

Mustafa Kemal Atatürk Dünya Devlet'lerine kafa tutmuştur..! Emperyalizmin göbeği olan İngilizler'in kalpleri'nin tam ortasına hançeri geçirmiştir.!!

Yüzyılın Lideri İncelememden bir Alıntı;

1908’de ki Mustafa Kemal düşmanları kim ise; 1915’te ki de onlardır. 1919’da ki düşman kim ise, 1921'de ki de onlardır... 1923'te ki Mustafa Kemal Atatürk düşmanları kim ve kimler ise, 2018'de ki Atatürk düşmanları da onlardır.

“Bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık önce akla ve bilime düşmanlıktır. Sonra bağımsızlığa, milli egemenliğe, çağdaşlığa ve barışa düşmanlıktır. Yani bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık, aslında bu toprağın insanına düşmanlıktır” sy.381

O zaman ne diyoruz ;

YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA.....!!!

ADIN YAZILDI MÜCEVHER TAŞA...!!

İster bir kişi olun, ister bin kişi... İsterseniz milyonlar olun....!!!! Mustafa Kemal Atatürk'ün ruhu bizde olduğu sürece sizin bu düşmanlığınız FASO FİSO'dur...

Bolca şikayet edin,

Mustafa Kemal ne demiştir zamanın da

GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER...!!

Bizde diyoruz ki;

ŞİKAYET ETTİKLERİ GİBİ GİDERLER.....!

{Ç News} Ulusal Haberler....!!!!