"O şey vardır ya," dedi usulca, "hani insanın içinden elinde olmaksızın fışkıran şey? Dünyada belki yalnızca o biricik kişinin sahip olduğu şey?"
Kişiliğin ışıltısı, diye geçirdim içimden. İçimizdeki kor. Ya da içimizdeki karanlık. O muamma, eşsizliğin o titreşimi. Kişiyi tanımlayan sözcüklerin ötesinde yatanlar; kişinin başına gelen, hayatında ters giden ve ruhunda zaman içinde çarpıklaşan şeylerin ötesinde.
Onunla birlikteyken kendimi tanıyamıyordum. İçimden çıkan o coşkulu, hayat dolu çocuğa yabancıydım. Düşüncelerle ve imgelerle tutuşan şakaklarımdaki o ateşe yabancıydım.
O an, bu konuşmaya, iki insan evladı olarak sıfırdan başlamamızı rica etmek için dayanılmaz bir istek duydum; böylece ona nasıl olup da unutabildiğimi, müthiş acı veren tek bir anıyı hatırlamaya duyulan tiksintinin geçmişi nasıl yavaş yavaş köreltip koca koca kısımlarını silebildiğini nihayet ona anlatabilirdim.