Sıla

Sıla
@vantablack0
null
Doktor
null
null, 26 Ağustos
90 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Aşkta, söz konusu olan iki kişinin farklılığı özüm­ seyip yaratıcı kılmayı başarıp başaramamasıdır. Siyaset­teyse, çok sayıda kişinin, hatta kalabalıkların eşitliği yara­tıp yaratamaması.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çocuk gerçek­ten de aşk uzamının bir parçasıdır, o uzamda kendi jar­gonumda bir nokta olarak adlandırdığım şeydir. Nokta dediğim şey bir olayın yoğunlaştığı, başka yöne sapmış, değişmiş, ama sizi “onu yeniden ilan etmek” zorunda bı­rakan bir biçimde geri dönmüşçesine, sahnenin bir şekil­de yeniden oynanması gerektiği özel bir andır. Kısacası, ister siyasal, ister aşkla ilgili, ister sanatsal, isterse bilim­sel olsun, bir gerçekliğin oluşumunun sonuçları sizi bir kez daha, başlangıçta olduğu gibi kökten bir seçim yap­mak zorunda bıraktığında, olayı kabullenip ilan ettiği­nizde ortaya çıkar nokta. Yeniden “Bu rastlantıyı kabul ediyorum, arzuluyorum, üstleniyorum” demek gerekir. Aşkta, çoğunlukla hemencecik aşkın yeniden ilan edil­mesi gerekir. Şöyle diyebiliriz: Noktayı (yeniden) yap­mak gerekir. Ben çocuğun, çocuk arzusunun, doğumun bu olduğunu düşünüyorum. Aşk sürecinin parçasıdır, orası kesin, aşkta bir nokta oluşturur. Her çiftin doğum süresinde bir sınavdan geçtiği bilinir, bu hem bir mucize, hem de bir güçlüktür. Çocuğun çevresinde, o bir olduğundan, Öteki’yi yeniden açığa vurmak gerekir. İki o nok­tayla karşılaşmadan önceki gibi yaşayamayacaktır dün­yada artık. Aşkın ardışık düzende geliştiğini, başka bir deyişle tek başına ilerlemediğini yadsıyacak değilim. Yeni noktalar, sınavlar, dürtüler, ortaya çıkışlar vardır ve her seferinde İki’nin sahnesinin yeniden oynanması, yeni bir ilanın sözlerinin bulunması gerekir. Başlangıçta ilan edilen aşk aynı zamanda “yeniden ilan edilmelidir". Bu yüzden aşk, ayrıca şiddetli varoluş bunalımlarının kö­kenidir. Her gerçekliği bulma yöntemi gibi.
Aşkın bir aile evreninin yaratıl­masıyla tamamlandığı ya da gerçekleştiği düşüncesi do­yurucu değil. Aile evreni aşkın bir parçası değildir de­mek istemiyorum -ben aşkın bir parçası olduğuna inanı­yorum-, ama aşk ona indirgenemez. Bir çocuğun doğu­munun nasıl aşkın parçası olduğunu anlamak gerekir, ama aşkı gerçeğe dönüştüren şeyin bir çocuğun doğması olduğu söylenmemelidir. Aşkta beni ilgilendiren şey süre sorunudur. Açalım: "Süre” sözcüğünden temel olarak aş­kın her zaman sürdüğü, sevgililerin birbirlerini hep ya da sonsuza dek sevdikleri anlamı çıkarılmamalı. Asıl aşkın yaşamda farklı bir sürme yolu bulduğu anlaşılmalı. Aşk deneyiminde, her bireyin yaşamının yeni bir zamansallıkla karşılaştığı... Kuşkusuz, ozan gibi konuşursak, aşk aynı zamanda “yaman devam arzusu”dur. Ama dahası, bilinmeyen bir süre arzusudur. Çünkü herkesin bildiği üzere, aşk yaşamın yeniden icat edilmesidir. Aşkı yeni­den icat etmek demek, o yeniden icat etme işini yeniden icat etmek demektir.
Şöyle diyelim: Aşk inatçı bir serüvendir. Serü­ven dolu tarafı gereklidir gerekli olmasına ama inat da gerekir. Karşımıza çıkan ilk engelde, ilk ciddi görüş ayrı­lığında, ilk sıkıntılarda vazgeçmek aşkın bozulmuş bir halini yansıtır. Gerçek aşk uzamın, dünyanın ve zama­nın yarattığı engelleri kalıcı biçimde, kimi zaman acı çekerek alt eden aşktır.
Aşk beni “göklere çıkarmaz”, “aşağı” da çekmez. Varoluşsal bir öneridir o: Salt sağ kalma itkimden ya da iyice anlaşılmış çıkarımdan farklı bir yöne kayan bir ba­kış açısıyla, bir dünya kurmanın önerisidir. Burada “kur­ma” sözcüğünü “deneyim”in karşıtı olarak kullanıyorum. Sevdiğim kadının omzuna yaslanıp, örneğin dağlık bir bölgede akşamın dinginliğini, sanlı yeşilli çayırı, ağaçla­rın gölgesini, çitlerin ardında kımıldamadan duran kara somaklı koyunlan ve kayalıkların arkasında yiten güneşi görüyorsam ve onun yüzü aracılığıyla değil de şu haliyle, dünyanın içinde sevdiğim kadının da aynı dünyayı gör­düğünü, bu özdeşliğin dünyanın parçası olduğunu ve aşkın tam o anda özdeş bir farkın çelişkisi olduğunu bili­ yorsam, işte o zaman aşk vardır ve daha da var olacağına ilişkin umut verir. Bunun nedeni sevgilimle benim o tek özneye, Aşkın Öznesi’ne katılmamızdır; bu özne o dünyanın yalnızca benim kişisel bakışımı dolduran şey ol­maktansa meydana geleceği, doğacağı şekilde, dünyanın açılımını farkımızın prizmasından işler. Aşk her zaman dünyanın doğuşuna tanık olma olasılığıdır. Kaldı ki bir çocuğun doğuşu da, aşkta gerçekleştiyse, bu olasılığın ör­neklerinden biridir.