Her erkeğin ülkesine karşı, kimilerinin yetenekleriyle, çalışkanlıklarıyla, kimilerinin de nöbet tutarak ya da kanlarıyla ödemesi gereken bir borcu vardır.
Sayfa 699 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 19.Baskı Ocak 2026·Kitabı okuyor
Aşkın (müteal), kelime anlamıyla "fiziksel dünyanın ve sınırların ötesine geçen" demektir.
İnsanın aşkın arayışı, kâinatı var eden ilahi kudreti ve hayatın nihai anlamını keşfetme çabasıdır. Evrimsel biyolojiye göre bir canlı sadece hayatta kalmaya ve neslini devam ettirmeye programlıyken, insan "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?, amacım ne?" diye sorar, ölümü ve ölümden sonrasını merak eder.
İnsan kâinata bakıp bu kozmik şahesere hayranlık duyduğunda akl-ı selim devreye girer: "Sanat varsa sanatkar, fiil varsa fail de vardır." Bu noktada insanın Tanrı arayışı başlar. Üstelik "insan zayıf yaratılmıştır" hayatın meşakkatleri karşısında köşeye sıkıştığında, biçare kaldığı anlarda acziyetini fark eder. İşte bu sarsıcı farkındalık, onu her şeye kadir ilahi bir güce sığınmaya, O'ndan yardım talep etmeye ve O'nunla teselli bulmaya sevk eder.
Dahası insan adalet, şeref, fedakarlık ve vatan sevgisi gibi somut karşılığı olmayan yüce erdemler uğruna gerekirse hayatını feda edebilir. Aslında bu nevi faziletler, bencil biyolojik menfaatlere tamamen terstir. Mesela, bir askerin vatanı veya sevdikleri yaşasın diye kendini kurşunun önüne atması, doğadaki "ne pahasına olursa olsun hayatta kal ve genlerini aktar" dürtüsüyle taban tabana zıttır; çünkü bu fedakarlık, biyolojik olarak her şeyin sonu demektir.
Velhasıl kelam insanı insan yapan bu ulvi hasletler ve aşkın arayış, salt hayatta kalma ve gen aktarımı odaklı hiçbir maddi mekanizmayla izah edilemez.