Sisyphos, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okuyor

Kendi-İçin Ve Mümkün Olanların Varlığı
Kısacası, sadece, ne değilse o olan ve ne ise o olmayan olarak kendi dolaysız varlığımı açıklamak istediğim anda, içkin bir öznel tasavvurla hiçbir şekilde karıştırılamayacak erimdışı bir anlama doğru, varlığımın dışına fırlatılırım.

Varlık ve Hiçlik, Jean-Paul Sartre (Sayfa 155 - İthaki Yay.)Varlık ve Hiçlik, Jean-Paul Sartre (Sayfa 155 - İthaki Yay.)
CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
48 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İLK İNSAN VE DİN FİKRİ

Bir hayvan kadar özgür ve tümüyle sınırsızdır
( bir anlamda bir tür bebek uygarlıktır ) .
Bir araya toplanmış halde , bencilce güçleriyle , agresif güdülerini öldürüp yamyamlık ederek , cinsel dürtüsünü de panseksüellik ve ensest ilişkilerle boşaltır.

Ancak bu ilkel insanlar , ayrı ayrı sürüler ve klanlar halinde bir araya gelmeye başladıkları anda , açgözlülüğünün artık sınırlara, yani diğerlerinin karşıt isteklerine çarptığının farkına varmak durumunda kalıyor.

Uygarlığın en erken evresinde olsa bile, her türlü sosyal yaşam belli sınırlar çizilmesini zorunlu kılar ve her birey , bazı eylemlerin ya da olguların yasak ve olduğunu kabul etmek zorunda kalır.

Halklar, örfler , adetler ve ortak anlaşmalar devreye giriyor, her bir suç için bir ceza verilmesi talep ediliyor .

Ama yasaklanan olguların bilgisi ve cezaya karşı duyulan o korkular kısa süre içinde bilinç altına doğru kayıyor ve o ana kadar hayvan yaradılışında ki gibi belirsiz sınırları olan beyinde “üst benlik” adında yeni bir bölüm oluşturuyor.

Adeta bir sinyal cihazına benzeyen bu üst benlik , geleneklerin çizdiği sınırları aşmaması ve ceza almaması için bireyi zamanında uyarıyor .

Bu üst benliğin , yani vicdanın oluşmasıyla , uygarlıkla birlikte din fikri de baş gösteriyor.

Bir yandan her şeye muktedir olanın ilk örneği olduğu için en yüksek benlik ideali olması , öte yandan tüm korkuların yaratıcısı olarak bir korku figürünü temsil ediyor olması nedeniyle her şeyi gören ve her şeyi yapabilen bir “Tanrı baba”nın sözde varlığı , vicdan gardiyanlığıyla insanoğlunu tekrar takrar çizdiği sınırların içinde kovalıyor .

Bu kendini sınırlandırma , vazgeçiş , disiplin ve kendini ıslah etme durumuyla vahşi barbar insan , giderek medenileşmeye başlıyor. İlk çağlarında saldırgan olan insanın , öldüreme ve kan dökme hırsıyla birbirlerine saldırmak yerine ortak ve yaratıcı bir eylemde birleşmesiyle insanoğlunun zihinsel, etik ve teknik kabiliyetleri gelişmeye başlıyor ve gücünün büyük kısmı ilerleyen yıllarla birlikte kendi idealinden yani yarattığı Tanrı’dan alıyor.

Yıldırımları zapt ediyor, soğuklar boyunduruk altına alınıyor, mesafeler aşılıyor, yırtıcı hayvanların yarattığı tehlikeler ateşli silahlarla dizginleniyor ve dahi tüm elementeler , çağlarda uygarlığın emrine giriyor .

İnsanlık , içinde barındırdığı yaratıcı ve organize güçleri sayesinde tanrısallığa uzanan göksel merdivende adım adım yükselmeye devam ederken bir yandan yükseklik ve derinliklerin efendisi , mekanı aşan bilen ve hatta neredeyse her şeyi bilen bir varlık haline geliyor. Böylelikle hayvani yaradılışını aşıp yükselen insanlık , kendini artık tanrısal olarak algılayabiliyor.

Freud ve Öğretisi, Stefan ZweigFreud ve Öğretisi, Stefan Zweig
Ilkay ÇELIK, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

İnsan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor. İşte insanın değişmez yazgısı!

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 7)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 7)

NECİP FAZIL'I SAYGIYLA ANIYORUZ

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

(1949)

Necip Fazıl Kısakürek

lilâ, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Savaş bazen bir ulusun topyekûn kurtuluş mücadelesine, varlık yokluk, ölüm kalım davasına dönüştüğünde, aynı gerçeği işaret etse de birden fazla adı vardır. İstiklâl Harbi, Kurtuluş Savaşı, Milli Mücadele. Hepsi de aynı mukaddes manayı karşılar.

Kelime Defteri, Nazan Bekiroğlu (Sayfa 71 - Timaş Yayınları)Kelime Defteri, Nazan Bekiroğlu (Sayfa 71 - Timaş Yayınları)
CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

En önemlisi ,bir ülkede zenginlik ile paranın birkaç elde toplanmasını önleyecek bir yol uygulanmalıdır, yoksa devlet varlık içinde yokluktan ölür : çünkü para gübreye benzer , dört bir yana saçılmadıkça yaramaz.
Bu da ancak , tefecilik, istifçilik, büyük otlakları elde tutmak gibi, herkesin ocağını yıkacak kazanç yollarını yasaklamak, en azından kısıtlamak ile olur.

Denemeler, Francis BaconDenemeler, Francis Bacon

Afacanlar Sınıfı *21. bölüm* yayında!
https://youtu.be/noBTEIMJwEE

*Kainattaki her varlık Bismillah der, Allah’ın adıyla koca işleri yaparlar, dağ gibi yükleri kaldırırlar.*

Afacanlar Sınıfı *21. bölüm* yayında!

*"Elma, Yumurta ve Süt"*

İyi seyirler.

_Sözola Animasyon_

Gökhan, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

#Acı#
Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur.

Çürümenin Kitabı, Emil Michel Cioran (Sayfa 12 - Metis)Çürümenin Kitabı, Emil Michel Cioran (Sayfa 12 - Metis)
Cüneyt Beşirli, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Ben çoğu zaman, unutmak, kendimden kaçmak için hatırlıyorum çocukluğumu. Kendimi hasta olmadan önceki gibi hissetmek için. Sağlıklı hissedeyim kendimi. İçimde gene o duygu, bir çocuk olduğum duygusu belirtmişti ve ikinci bir varlık, öleceğime, yok olacağıma acıyordu. Halime, bu çocuk ölecek ona acıyordu.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 55)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 55)
Bohemya Kraliçesi, Romancı'ı inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Sait Faik'in sandalı, balığı, rakısı, Boğaz'ı; Orhan Veli'nin rakisi, puf böreği, çicek pasajı, şiirleri, sohbeti; Attila İlhan'ın, şarabı, Fransa'sı, Parisi ve şiirleri.
Sait Faik ile sandala bindim, yoğurt yedim, Orhan Veli ile raki icip puf böreği yedim, Attila İlhan ile sarap ictim.
Ferit ile kalbim acıdı, korktum, üzüldüm, ayran içtim.
Süreyya Hanımım ile Varlık okudum, Gün okudum, Duvar okudum. Paris'e gittim. Yalnızlığına yoldaş oldum. Ben de sevmem pilavi onun gibi. Ben de inatciyim, aksıyım, insanlari kendimden uzaklastirmaya bayiliyorum, ve bunu onun gibi hem bilerek hem de bilmeden istemeden yapiyorum.
Sevdim sizi Süreyye Hanımım ve sen Feride, pardon Ferit. Hoşgeldiniz hayatıma.