Puan vermedi·626 syf.··
2026 29. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:24
Jane Eyre’i üçüncü okuyuşum oldu. İlk okumam 10 yaşındayken Milliyet gazetesinin verdiği Varlık Yayınları’nın inceltilmiş baskısı olan kitaptı. İkinci okuyuşum 11 yaşındayken evimizin altındaki kütüphanede okuduğum tam metin Jane Eyre idi. Ve son okuyuşum da bu ay yaptığım tam metinden tekrar okuma oldu. Genel olarak konuşacak olursan Jane Eyre benim her zaman en sevdiğim klasiklerden biri olmuştur. Bununla birlikte son okumamda fark ettim ki, özellikle de 11 yaşında okurken aldığım aynı lezzeti almadım. Son bir yılda aynı dönemde geçen çok daha başarılı Dünya klasikleri okuduktan sonra Jane Eyre’in boşluklarını ve eksiklerini daha fazla görür oldum. Brönte Kardeşler’e sevgim bitmez elbette ve ne yazsalar okurum ama Jane Eyre’i yıllar sonra tekrar okuyunca ister istemez üzerimdeki eski büyüsünü kaybetti.
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,3bin okunma
Eylem-Eylemsizlik Kısır Dögü!
Puan vermedi·112 syf.··
2026 117. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 09:02
Georges Perec'in Uyuyan Adam romanı, modern dünyanın başarı, tüketim ve işlevsellik baskısına karşı ruhun geliştirdiği radikal bir "koruyucu depresyon" ve eylemsizlik manifestosudur. Psikolojik ve felsefi düzeyde bu durum, sıradan bir tembellik değil; Albert Camus ’nün "absürt" ve Jean-Paul Sartre’ın "bulantı" felsefeleriyle harmanlanmış, sistemin çarklarını dönmeyi reddederek durdurmak isteyen radikal bir grevdir. Edebi form açısından eseri değerlendirmek istediğimizde, klasik olay örgüsünü yıkarak mekânı dar bir odaya indirger ve baştan sona ikinci tekil şahıs ("sen") anlatım dilini kullanarak okuyucuyu kapalı bir zihinsel monoloğa hapseder. Bu varoluşsal kapanma, Uyuyan Adam’ı edebiyattaki benzeşimi İvan Gonçarov’un Oblomov’u ile ortak bir psikolojik ve felsefi çatı altında birleştirir. Her iki anti-kahraman da dış dünyayı tekinsiz bir alan olarak görüp yatağı bir "ana rahmi" ve mikro-kozmos olarak kullanır; Herman Melville’in kâtip karakteri Bartleby’nin "Yapmamayı tercih ederim" mottosunda ortaklaşarak doğrusal zamanı dondurmak isterler. Sonuç olarak Georges Perec Uyuyan Adam yapıtında mutlak kayıtsızlığın imkansızlığında kilitlenir. Kahramanımız odasından çıkıp Paris sokaklarındaki Clichy Meydanı’nda yağmurun altında durduğunda, "hiç kimse" olmanın yani Friedrich Nietzsche vari bir hiçliği temsil etmekte ve dünyadan büsbütün yalıtılmanın imkansızlığını, yalnızlığın bile dünyaya bağlı olduğunu fark eder. Simgesel ve imgesel bağlamda; yatak ne kadar korunaklı, eylemsizlik ne kadar yaşamın akışkanlığa bir protesto olursa olsun; insan, toplumsal bir varlık olarak eninde sonunda zamanın akışına ve uyanmanın kaçınılmaz sorumluluğuna geri dönmek zorundadır. Çünkü varlık sahasına geldiğimiz andan itibaren eylemsel ve fiziksel olmanın şartıyla doğarız ve doğamıza uygun davranmanın koşuluyla hayatta kalırız.
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
İnkisâr-ı Hayâl
Puan vermedi·407 syf.··
2026 2. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 09:19
Sayın Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam eseri, bir insanın, kendi ellerimizle yıktığımız bir dünyanın enkazı altında hakikati bulma, yani o "suyu" arama çabasıdır. Kitap, Edirne’nin o eski mahallelerinde, bir çocuğun saf bilincinde başlayan ama zamanla taşın, toprağın ve inancın birer birer aşınmasıyla derin bir sızıya dönüşen o süreci anlatır. Ne güzel tarif etmiş Sayın Şevket Süreyya Aydemir; “Bugün; o ihtişamdan, o ulu ağaçlardan, o sudan, şadırvandan, imaretten, tekkeden, mektepten, çevre binalarından hatta o sayılı insanlar mezarlığından, hülâsa renkler ve manalar âleminden orada, haraba yüz tutmuş bir cami yalnızlığınından başka, hiçbir hayat eseri kalmamıştır. Şimdi ben, bu yalnızlık ve terk edilmişlik âlemine her gidişimde, hem kaybolan bir geçmişe, hem kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz ulu tarih ve ihtişamın yadımda kalan hatırasına, sessiz gözyaşlarımla ağlarım…” O mahallelerde hayat, Allah sevgisi ve Kur’an’a duyulan derin hürmetle mayalanırdı. Evin başköşesinde duran Kur’an, sadece bir kitap değil, hane halkının edep ve istikamet pusulasıydı. Camiler, sadece namaz kılınan değil, mahallenin ruhunun nefes aldığı, birbirine "uhuvvetle" bağlı insanların dertlerini paylaştığı huzur sığınaklarıydı. Maneviyat, o zamanlar hayatın içine sinmiş, dilden ziyade bir "hal" olarak yaşanırdı. İnsan, camiye girerken dış dünyanın gürültüsünü kapıda bırakır, evine girdiğinde ise o manevi iklimin verdiği sükûnetle yastığa başını koyardı. Fakat biz, o huzurlu evleri ve o vakur camilerin sükûtunu birer birer yitirdik; yerine gelen dünyada o derin huşu ve teslimiyet, yerini büyük bir boşluğa ve soğuk bir yabancılaşmaya bıraktı. Bu yıkılış, sadece fiziksel bir tahribat değildi; Osmanlı’nın o vakur, o geniş topraklar üzerinde yükselen gururu da bu sarsıntıdan payını
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
10/10
·192 syf.··
2026 350. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:35
Sözün ve anlamın gerçek ustalarından Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'ini okumak, karanlık bir odada usulca bir kandil yakmaya benziyor. Bu eser, yalnızca bir roman değil; insan ruhunun ve aklının sınırlarını zorlayan, kişiyi kendi benliğinin en karanlık köşelerinden alıp varlığın en yüce hakikatlerine doğru çıkaran bir iç yolculuğun haritasıdır. Kitabı okudukça fark edilir ki Raci'nin yaşadığı bunalım, aslında modern insanın bunalımıdır. Akıl ile kalp, şüphe ile kesinlik arasında sıkışıp kalan Raci, Aynalı Baba'nın rehberliğinde madde dünyasının dar kalıplarını aşmaya başlar. Aynalı Baba, bir mürşit gibi Raci'yi, yani özüne dönmeye çalışan insanı, asıl yurduna doğru uzun ve çetin bir yolculuğa çıkarır. Roman boyunca gezegenler, burçlar, semboller ve kadim öğretiler dile gelir. Ahmed Hilmi, Hint felsefesinden İslam tasavvufuna kadar uzanan düşünce mirasını bir araya getirirken kuru bir öğüt vermeye kalkışmaz. Aksine, hakikate ulaşmanın kolay olmadığını; insanın önce kendi karanlığıyla, nefsiyle ve yokluk duygusuyla yüzleşmesi gerektiğini anlatır. Eser boyunca aydınlık ile karanlığın mücadelesi her satırda hissedilir. A'mak-ı Hayal, sıradan bir hikâye ya da yalnızca felsefi bir tartışma değildir. O, insana hem ne kadar küçük hem de ne kadar büyük bir varlık olduğunu gösteren bir aynadır. Aynalı Baba'nın üzerindeki her ayna parçası, çokluğun içinde gizlenen birliği yansıtır. Ahmed Hilmi, aklı mutlak otorite sayan modern insana, ruhun derinliklerinde saklı olan büyük hakikati fısıldar: Dünya dediğimiz şey, bir rüya içinde görülen başka bir rüyadan ibaret olabilir. Bu eser, "Ben kimim?" ve "Nereye gidiyorum?" sorularını gerçekten sormaya cesaret eden herkes için, yıllar geçse de eskimeyen bir yol arkadaşı ve güçlü bir rehber olmaya devam ediyor.
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,4bin okunma
8/10
·896 syf.··
2026 18. kitabı
4. kitabın incelemesi uzun özetin ardından değerlendirme şeklinde olacak. Bu sefer de böyle olsun istedim zira ilk tek cümlelik bir girizgah yapamayacak kadar yorgunum. Bitirmek 1 aya yakın zamanımı aldı ve özet için not almak, cümleleri kafamda toparlamak, yazım yanlışı ve anlatım bozukluğu yapmadan bir yazı hazırlamak da haliyle zaman alıcı ve yorucu oldu. Açılış sahnesi gelecekten bazı şeyleri görme yeteneği olan yeni kabul edilmiş olan, tam adının Elmindreda olduğunu öğrendiğimiz aes sedai Min'in TarValon'a gelip Amyrlin ile görüşmek istemesiyle başlar. Sheriam Amyrlin'in meşgul olduğunu söyleyip izin vermese de Sahra adlı genç aes sedai ona yardımcı olur. Min Amyrlin'e yani Siuan Sanche'ye gördüklerini anlatır. Kötü şeyler görmüştür. TarValon da bir savaş olacağını, ölü aes sedai ve muhafızlar gördüğünü söyler. Bununla eş zamanlı olarak Beyazpelerinlilerin lordu Byar'ın Andor'da Karanlıkdostu avı devam etmektedir. Yeni karakter gibi görünen esasında Padan Fain'İn ta kendisi olan Ordeith ekibi sürekli kışkırtıp nefret yaymaktadır. Tenekeciler, yani Tuathanlar yani şiddet karşıtı gruptan 3 kişi kayıptır ve Ordeith tamamının öldürülmesi yönünde manipülasyon yapmaktadır. Bornhald'ın Perrin'e olan nefreti devam etmektedir ve babasının ölümünden onu sorumlu tutup intikam planları yapmaktadır. Yine eş zamanlı olarak Aryth okyanusu kıyısında 2.kitaptan tanıdığımız Seanchan grubu ile karşılaşırız. Yüksek leydi Suroth Sul'damlara Rand'ın nerede olduğunu, gücü nasıl yönlendirdiği sorar ama yakalarsa onu imparatoriçeye götürüp götürmeyeceğini kendisi de bilmemektedir. İşler biraz game of thrones'a dönmektedir. Bu kısa sahneden sonra kendilerinden bir daha haber alamayız. Bakalım kaçıncı kitapta karşımıza çıkacaklar. Ekip bıraktığımız yerde Taş'tadır. Perrin'le Faile odada
Gölge YükseliyorRobert Jordan · İthaki Yayınları · 20211,048 okunma
Gen Bencildir - Richard Dawkins
9/10
·329 syf.··
2026 227. kitabı
Richard Dawkins’in Gen Bencildir eseri, popüler algının iddia ettiği gibi sadece biyolojik bir mekanizmayı tasvir eden kuru bir bilim kitabı değildir; insan eylemlerinin en derin, en karanlık ve en rasyonel kökenlerine inen deterministik bir başyapıttır. Kitabın ortaya koyduğu çıplak gerçeklik nettir: Bizler, genlerin kendilerini kopyalamak ve korumak adına inşa ettikleri birer "hayatta kalım makinesiyiz." Ancak bu mekanizmanın dış dünyaya yansıması, bireyin ve toplumun bilinç filtresine göre sarsıcı kırılmalara uğrar. Kitap boyunca evrimsel kararlı stratejiler ve rasyonel detaylar üzerinden anlatılan bu sistem, insan zihninin ve kültürün devreye girdiği noktada devasa bir deterministik kumar alanına dönüşür. Gen, istisnasız her insana aynı temel ve ilkel donanımı yükler: Açlık, cinsellik, kabileye ait olma arzusu, ödül (dopamin) mekanizması ve her şeyin ötesinde bir "sonsuz olma/hayatta kalma" dürtüsü. Sistem, bu ham kodların çevreyle etkileşimi üzerinden yürür. İşte tam bu noktada, bireyin algı, zeka ve sorgulama kalitesi, genin nihai kaderini belirleyen en büyük filtre haline gelir. Bu deterministik ağın en radikal ve uç örneği, kör inancın pençesindeki bir intihar bombacısının eylemidir. Nesnel ve biyolojik gerçeklik açısından bakıldığında, kendini patlatan bir birey kendi genlerini saniyeler içinde küle çevirerek mutlak bir evrimsel başarısızlığa imza atar. O, Dawkins’in tabiriyle "Mem" adı verilen zihinsel bir inanç virüsü tarafından hacklenmiş, sistemi çökertilmiş bir robottur. Ancak olaya eylemi gerçekleştiren öznenin içsel ve algısal gerçekliği açısından bakıldığında, mekanizmanın motoru yine genin yüklediği o ham "sonsuz yaşama ve üreme" kodudur. Düşük bilinç ve dogmatik algı filtresine sahip bir zihin; cennet, ebediyet ve huriler gibi soyut vaatlerle
Biyoloji
Gen BencildirRichard Dawkins · Tübitak Yayınları · 02,072 okunma