Gündüz süresinin 12 saatten fazla olduğu bir koşulda aydınlık günün belli bir süresini, bilinçli olarak karartmış dahi olsak uzun gün bitkisi, çiçek açar.
Çünkü bitkinin çiçeklenmesini gece süresi belirler.
Geceyi bozmadığımız sürece bitki etkilenmez.
Ve kısa gün bitkisi, gece süresi kritik saatten daha azsa eğer
Çiçek açmaz.
Frans de Waal’ın Şempanze Politikası (Chimpanzee Politics) adlı eseri, yayınlandığı günden beri siyaset bilimi, evrimsel biyoloji ve psikoloji dünyasında bir başyapıt olarak kabul edilir. Hatta dönemin Amerikalı siyasetçilerine el kitabı olarak dağıtılacak kadar büyük bir ün kazanmıştır. Ancak kitabın bu şöhreti, onun okuyucuya yaşattığı büyük bir metodolojik işkenceyi ve yapısal kusuru örtmeye yetmez.
Kitabın tüm sayfalarından süzülüp gelen tek bir ana fikir vardır: İnsan medeniyeti, ahlakı ve siyaseti; doğadaki en ilkel primat kuzenlerimizin saf, maskelenmemiş çıkar ilişkilerinin üzerine giydirilmiş yapay bir kılıftan ibarettir.
De Waal bize der ki; insanı anlamak için anayasalara veya kutsal metinlere bakmayın. Gücü elinde tutan liderlerin ittifak kurma çabalarına, zayıfların birleşip güçlüyü tasfiye etmesine (koalisyon teorisi), liderlerin koltukta kalmak için tabanın rızasını almaya çalışmasına (taban siyaseti) bakın. Şempanze kolonisinde cereyan eden bu ham mekanizmalar, insan toplumlarındaki holding içi savaşların, meclis entrikalarının ve uluslararası ilişkilerin çıplak birer simülasyonudur. Kitap, insanın ahlaki ikiyüzlülüğünü evrimsel bir aynayla yüzümüze vurmayı amaçlar.
Kitabın teorik olarak vaat ettiği bu muazzam felsefi ve rasyonel derinlik, maalesef pratik yazımda boğucu bir detay çölüne dönüşmektedir. Kitabın en büyük sorunu; asıl gayeyi, yani insan doğasıyla olan o can alıcı karşılaştırmaları doğrudan konuşmak yerine, sayfalarca mevzunun etrafında dolanmasıdır.
Yazar, bir bilim insanı olmanın getirdiği akademik miyoplukla, okuyucuyu Arnhem Hayvanat Bahçesi'ndeki şempanzelerin günlük dedikodularına hapseder. Kitap boyunca şu türden gereksiz bilgi yığınlarına maruz kalırsınız:
"X maymunu Y'nin arkasına geçti, bacağını kaşıdı, o sırada Z maymunu
Görüşe göre teknik yaratıcılık ikincil bir gelişmedir: primat zekâsının evrimi, başkalarını alt etme ihtiyacıyla, aldatıcı taktikleri fark etmekle, karşılıklı yarar sağlayan uzlaşmalara ulaşmakla ve kişinin kariyerini ilerleten sosyal bağlar kurmakla başlamıştır. Şempanzeler açıkça bu alanda üstünlük gösterirler. Teknik becerileri bizimkilerden daha aşağıdır, fakat sosyal becerileri söz konusu olduğunda böyle bir iddiada bulunmakta tereddüt ederim.
Modern dünyanın krizlerini sorgulayan düşündürücü bir eserdir. Kitap; iklim krizi, nükleer tehdit, küresel kapitalizm, medya ve insanlığın geleceği gibi konuları felsefi bir bakış açısıyla ele almaktadır.
Eserin dili zaman zaman ağır olsa da kullanılan kavramlar ve örnekler okuyucuyu düşünmeye zorlamaktadır. Özellikle “kıyametin metalaştırılması” düşüncesi kitabın en etkileyici noktalarından biriydi benim için. Yazar, felaketlerin bile günümüzde medya, reklam ve tüketim kültürünün bir parçasına dönüştüğünü savunmaktadır. Çernobil bölgesine yapılan turistik geziler beni oldukça etkiledi.
Kitapta dikkat çeken bir diğer konu ise nükleer atıklar meselesidir. Marshall Adaları örneği üzerinden anlatılan nükleer denemeler, insanlığın geleceğe nasıl bir miras bıraktığını sorgulatmaktadır. “Yirmi birinci yüzyılın piramitleri, nükleer atıklar.” cümlesi kitabın en çarpıcı ifadelerinden biri kabul edilebilir. Bu ifade, modern uygarlığın kalıcı eserlerinin artık hayranlık uyandıran yapılar değil, tehlikeli atıklar olabileceğini düşündürmektedir.
Yazar ayrıca insanların yaklaşan felaketlere karşı duyarsızlaştığını savunur. “Kıyamete karşı körüz.” ifadesi, insanların krizleri normalleştirmesini ve felaketleri gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi görmesini anlatmaktadır.
Kitap, yalnızca çevre sorunlarını değil, aynı zamanda küresel kapitalizmi de eleştirmektedir. Yazara göre dünyayı felakete sürükleyen şey yalnızca insanlar değil, sürekli büyüme ve tüketim üzerine kurulu sistemdir.
Sonuç olarak bu kitap okunduktan sonra insanın dünyaya bakışında küçük de olsa bir değişim meydana getirmektedir.
Açlık durumunda başlıca olarak mide duvarındaki özel hücreler tarafından salgılanan ghrelin, midemiz dolduğunda salgısı azalan bir hormondur... Ghrelin seviyeleri yüksekken, beynimizde yeni hücre üretiminde artış görülür. Ghrelinin dikkati ve uyanıklığı artırması da bildiğimiz diğer etkilerindendir.