Gecenin koynundaki apartman sakinleri uyumuştu, sokaklardan bile çıt çıkmıyordu. İnsanlar, hayvanlar, nesneler, güneş… Hepsi uyumuştu. Sessizliğe gömülmüş, birileri bu gömüleri bulmaya azmetmedikçe ve onları saklandığı sessizlikten çıkarmadıkça ortalığa çıkmaz olmuştu. Sessizliğin ve gecenin koyu renginde kaybolmuşlardı. Tek ses, odanın içinde volta attığımın göstergesi olan adımlarım ve kendi kendime konuştuğumun göstergesi olan dudaklarımdan dökülen mırıltılar sayesinde benden geliyordu. Gece susmuş, gecenin sesi olmuştum.
Bir şeyler mi bekliyordu? Titrek bir umutla bakıyor gibiydi. Sanki beklediği kişi veya şey gelince hayatındaki her şey değişecekti. Belki olumlu belki olumsuz ama daha çok olumlu gibi.
Düşünüyorum da umut, insanın yaşamak için ihtiyacı olan doğru veya yalan temelli veya temelsiz, onu geleceğin karmaşasına öyle veya böyle taşımak için bizzat kişi tarafından veya kişinin direkt izni olmadan görevlendirilmiş, tökezleyen insanın düşmesine engel olan ve düşen insanın kalkmasına yardımcı olan tutamaçlardan biridir. Fakat bu tutamaç, insanı ayağa kaldıracağı veya ayakta tutacağı sanılan bir yanılsamadan ibaret de olabilir. Umuda tutunmak, beklenmeyen düşüşlerin sorumluluğunu istemeden de olsa üzerine almak demektir. İnsanın içinde yeşeren umut, insana iyi bir yere gideceğine dair bir duygu hissettirir. İnsan bu duygunun ne kadar aldatıcı olabileceğini düşünse de bazen bilinçli, bazen bilinçsizce ona tutunmayı sürdürür.