Hilal Kılıç, Cemile'yi inceledi.
19 May 18:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Cemile” Cengiz (Çıngız) Aytmatov’un kaleme aldığı bir yasak aşk hikâyesidir.

Cemile, savaşa giden kocasını bekleyen ve o topluma göre hafifmeşrep denebilecek bir kadın. Bu kadının evlenmesi de oldukça ilginç. Kocası savaşa gittikten sonra onu tek başına bir yere göndermiyorlar mamafih kaynını da onu yalnız bırakmamakla görevlendiriyorlar. Olaylar bunun etrafında gelişiyor.

“Gün Olur Asra Bedel” eserinde geleneklerin unutulmaması gerektiğini mankurtlaşmak üzerinden anlatan yazar, bu eserde de bir yasak aşk üzerinden anlattığı kanaatindeyim. Cemile eski gelenekleri geride bırakmıştır.

Küçük bir çocuk olan Cemile’nin kaynı tarafından eser okuyucuya anlatılıyor.

Yazarın dili sade ve sürükleyici.

Yalnızca iki insanın birbirine olan sevgisi değil, vatan sevgisi ve tabiat sevgisi ile eser süsleniyor ve güzelleşiyor.

Leyl-ü Nehar, bir alıntı ekledi.
13 May 14:44 · İnceledi

Peki, ne var bu alemde zaman üstü? 
Bir şey var! Onu derinden derine duyuyoruz, gözümüzü kapattığımız zaman bütün bir hayal aleminde, boşluk aleminde ruhumuzu görüyor gibi oluyoruz. İşte, ruhumuz zamani değildir!
O, büyük vatandan gelen ruh , zaman üstü vatana hasret... Öyle ki, bu dünya bir kedinin içine düştüğü kuyuya benziyor. Sırılsıklam kedi, durmadan taşlara tırmanıyor, kuyudan çıkmaya çalışıyor, bir türlü çıkamıyor, çırpınıyor, uğraşıyor. Ruhumuzun hali bu, manası bu, " vatan sevgisi imandandır! " hikmetinin de esası bu... Biz zamanın üstüne çıkmaya davetliyiz. Sanki bir denizaltı gibiyiz dünya hayatında...
Bütün dava suyun üstüne çıkabilmekte... Bu durumda Dünya 'yı bütün eksiklikleri vadedici ve basamak teşkil edici mahiyetiyle anlamak ve böylece zamanı aşmak...
Dava bu dava, rejim bu rejim !

İmân ve Aksiyon, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 87)İmân ve Aksiyon, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 87)
Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
07 May 01:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Şantiyede çalışırken öğleleri işçilerin bir bölümü civardaki lokantalara gidiyor, öbür bölümü şantiyede kalarak oldukça kötü yemekleri yiyorlardı. Bunlar daha çok evli olan işçilerdi. Kadınlar da kaplar içind E çorba getirerek karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Ben bir parça ekmek, biraz sütle öğle yemeğimi yerken etrafımda olan biteni gözlemliyordum.
Gözlemim sırasında ögrendigim şeyler insanı isyana teşvik edecek nitelikteydi. Herşey red ve inkar ediliyordu. Millet sözü, kapitalist sınıfların bir uydurmasıydı. Vatan sevgisi, işçi sınıfını sömürmek için burjuvazinin kullandığı bir araçtı. Kanunlar işçiyi ezmek için uygulanıyordu. Din, kavimleriistismar etmek için uydurulmustu. Ahlâk ahmakça bir sabir ilkesiydi.

Kavgam, Adolf Hitler (Sayfa 39)Kavgam, Adolf Hitler (Sayfa 39)
tülin cankurtaran, Ziyan'ı inceledi.
 07 May 00:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Tebrik ederim, Ekber'in askeri olmuşsun!"
Hakan Günday en sevdiğim yerli yazarlardan biridir. "Ziyan" ı da askerliği merak eden bir kadın olarak büyük bir hevesle okudum. Bir ara keşke kadınlar da askere gitse diye düşünürken süratle bu fikrimden vazgeçtim. :)
Kitapta ilk dikkatimi çeken şey el değmemiş konulara yaptığı eleştiriler oldu. Vatan sevgisi ve askerlik vazifesinin yerine getirilmesinin aynı kapıya çıkmadığını anlatmış. Türk ordusunun zorunlu askerlikle verimsiz hale getirildiğinden bahsetmiş. Genel olarak da bu fikri kitaba çok güzel yedirmiş. Bu konuda her ne kadar güzel yazmış olsa da yemin töreninde aslında okumayı hayal ettiği metin kısmı Hakan Günday'ın tarzına uymamış bence. Bahsettiği bu fikirleri de aslında yeteneği ile kitaba çok güzel yedirebilirdi. (Sayfa 105)
Doğudan bahsetmiş yazar. Biraz kısa geçse de bu bölümlerde coğrafyanın zorluğunu ironik bir dille anlatmış. Hatta güvenlik amaçlı PKK'ya yakalanmamak için iki dağın arasında yapılan bir yolculuğu ve verilen molayı şöyle anlatmış:
"Gizli olması gereken, askeri bir konvoy geçişini takip edecek istihbarata sahip seyyar satıcıların varlığı bölgenin zorluğuna olan inancımızı arttırıyordu. Bölge o kadar zordu ki seyyar satıcılardan bile kaçamıyorduk!"
Zorunlu askerlik ve bedelli askerliği kıyasladığı ve 18 bin liraya yaptığı gönderme de çok hoşuma gitti.
Askerlik hizmeti boyunca kırılan gururu ve onurundan uzun bahsetmiş Günday. Komutanlarından yediği azarlar, üst devrelerin yaptığı eziyetler ve insanı deli edecek soğuklukta saatlerce tutulan nöbetler. Bunları hepimiz askerlik hatırası olarak birçok kez dinlemişizdir fakat o güle oynaya anlatılan hikâyeler aslında kaybedilen onurun kurtarılma mücadelesi gibi geliyor artık bana.
PKK'dan b*ktan bir örgüt olarak bahsediyor ve olayı siyasileştirmeden normal yaşamak isteyen bir insanın iyi niyeti ile anlamsız bir örgüt olduğunu düşündüğü bu yapıya mantıklı ve sağlam eleştirilerde bulunuyor.
"Sarıyı, yeşili, kırmızıyı çoktan dağa kaldırmışlardı! En b*ktanı da bunları onlar seçmişti! Bize en ufak söz hakkı kalmamıştı."
Günday'ın babasını kimliğinden kaynaklandığını düşündüğüm sağlam eleştirisel politik görüşü var ve kitapta bu yönünü de ustaca kullanmış. Atatürk zamanından başlayıp aslında günümüzde de fazla değişmemiş olan Türk politikasına eleştiriler bulunmakta. Her ne kadar anlattığı hikayeden Atatük'ü eleştirdiğini düşündürse de aslında Türk milletinin hem hızlı değişebilen yapısını hem de kaskatı kesilip değişime ayak diretmesini, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünden övgüyle bahsederek bu değişimlerin zamanını kollarken aslında büyük acılar çeken Atamıza da farklı bir açıdan yaklaşmamı sağladı. Hepimiz yüzeysel anlatılan Mustafa Kemal'e aşinayken O'nun bize bıraktığı sayılamayacak kadar çok olan değerleri, fikirleri inşa ederken, topluma bu fikirleri yedirmeye çalışırken ne kadar büyük tavizler verdiğini ve bu durumların O'nu ne kadar üzdüğünü derinden hissettim. Türk halkı zor olanı ilk başta başardı: SAVAŞ. Ama asıl zorluk devamında kurulmaya çalışılan özgür Türk Devleti idi. Bu konularda yaptığı tarih kitabı tadındaki anlatımları da çok beğendim. Keşke daha uzun bahsetseydi o dönemden.
Kitapta anlamadığım konular da oldu. Yaşanılan onca şey rüyaydı fakat niye kahramanımız gördü bu rüyayı? Zaman kayması mı vardı yoksa iç içe geçen ruhlar/hayatlar mı? En çok aklıma takılan ise bu kitap günah çıkarma, Ziya Hurşit'i aklama meselesi mi? O kısımlar hızlı ve kısa kesildiği için yorum yapamıyorum. Belki de yazar da bunu amaçladı; konuların tartışılmaya açık, muğlak olarak kalmasını.
Benim gibi kasvetli kitapları seven tüm psikopatlara şiddetle öneriyorum. :) Mutlaka okuyun...

mehmet temiz, Korkunç Yıllar'ı inceledi.
06 May 13:05 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Cengiz Dağcı'nın okuduğum ilk kitabı. Savaşın tüm korkunçluğunu ve gerçek yüzünü bize gösteren müthiş bir kitap.

Kitapta, Sadık Turan ismindeki Kırımlı bir gencin hatıralarına yer veriliyor. Bu hatıralar da ilk olarak, Stalin Rusya'sı döneminde Kırımlı Türklere yapılan zulüm anlatıldıktan sonra,', İkinci Dünya Savaşına katılan ve daha sonra Almanlar tarafından esir alınan Sadık Turan'ın bu savaşta ve esaret altındaki yaşadıkları tüm dramatikliği ve gerçekliğiyle bize aktarılıyor. Ayrıca savaş ve esaret dönemlerindeki insanların ruh halleri de çok ayrıntılı biçimde bize yansıtılıyor.

Her türlü güç ve dramatik durumda bile, Kırımlı gencin yaşadığı millet sevgisi ve milletinin özgürlüğünü sağlama düşüncesi, kitapta işlenen en önemli temalardan birini oluşturmaktadır.

Yazarın hayatını incelediğimizde ise, aynen kitapta yazılan Sadık Turan gibi onun da Kırımda doğup büyüdüğü, İkinci Dünya Savaşında Rus üniforması altında savaşırken, Almanlara esir düştüğü ve bu esaret döneminden sonra bir şekilde Almanların elinden kurtularak Londra'da ikamet etmeyi başardığını görüyoruz. Bu durum da bizi kitaptaki olayların yazarın anılarından derlenmiş ve kurgulanmış olabileceği düşüncesine götürmektedir. Ama ne kadarının gerçek ne kadarının kurgu olduğu veya ne kadarının yazarın başından geçenler, ne kadarının başkalarının yaşadıklarının anlatılması olduğunu bilemeyiz. Yalnız şu var ki yazılanların çok büyük bir kısmının gerçek olaylar olduğunu bildirecek bir çok ipucu da kitapta yer almaktadır.

Kitap çok akıcı bir dille yazılmış olup aynı zamanda da müthiş bir sürükleyicilik içinde okunmaktadır. İnsanların çektikleri acıları okurken, yüreğinizin sızlamaması mümkün değil. Ama en acı olanı da maalesef ki bütün bunların yaşanmış olduğunu bilmektir.

Bu kitabı bana önererek, okumama vesile olan Oktay Şen (Oktay Şen) kardeşime teşekkür ediyorum. Onun sayesinde Cengiz Dağcı ile tanışmış oldum. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum.

Savaşın korkunçluğunu bize en iyi şekilde anlatan, aynı zamanda da vatan ve millet sevgisi duygularının en yücesini bize gösteren bu kitabı ben büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.

SümeyyeKURALAY, bir alıntı ekledi.
 06 May 09:04 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

"Hiç nasıl olur ki hasmın silâhı vatana çevrilsin de karşısında ibtidâ (en önce) benim göğsümü bulmasın.
Hiç nasıl olur ki vatan muhâratada (tehlikede) bulunsun da ben evimde rahat oturayım.
Hiç nasıl olur ki devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kalayım.
Hiç nasıl olur ki vatan muhabbeti (sevgisi) bugün her şeyden mukaddes olsun da ben yalnız senin muhabbetinle uğraşayım.
Hiç nasıl olur ki dünyada her şeyin ilerlediğini bilip dururken ben babamdan, ecdâdımdan aşağı kalayım.
Vatan ! Vatan ! ..."

Vatan Yahut Silistre, Namık Kemal (Sayfa 29)Vatan Yahut Silistre, Namık Kemal (Sayfa 29)
Ömer Efeoğlu, Vatan Yahut Silistre'yi inceledi.
04 May 21:30 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kitap ilk çıktığı zamanlar adı sadece "vatan" olarak tanımlanmış fakât bazı sansürlere maruz kaldığı için "silistre" adıyla yayımlanmış. Daha sonraları ise "vatan yahut silistre" olarak yayımlanmış.

Olay, 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında Rus ordusu tarafından kuşatılan Silistre Kalesini korumak amacıyla verilen mücadeleyi ve İslâm Bey'in etrafında gelişen olayları anlatır.

Kitabın "vatan sevgisi imandan gelir" şiarıyla kaleme alındığına şüphe yok. Bunun yanında vatan ve millet için yapılacak fedakarlıkların kutsallığı da bila şek vela şüphe düstûr edinilmiş durumdadır.

Mizancı Murad'ın Namık Kemâl'in romanı hakkında, toplum tarafından karanlıkta bırakılan ışığı karşılamalarını andıran bir tutkuyla yazılmıştır demesi de yanlış bir yaklaşım olmaz sanırım.

Esra Kara, bir alıntı ekledi.
29 Nis 18:51 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Biz, çocuklarımızın bin yıl sonra da utanacağı kötü bir tarihi, vatan sevgisi diye ruhlarına üflemişiz.

Kuş Uçar Kanat Ağlar, Şükrü Erbaş (Sayfa 38)Kuş Uçar Kanat Ağlar, Şükrü Erbaş (Sayfa 38)