Bir süre önce Fedailerin Kalesi: Alamut'u okumuştum. Kitabın başlarında ne okuyorum acaba diye bir düşünmüştüm. Fakat her akışı zihnimde bir yerde tuttum, ve sonrasında olaylar akışlar ilerleyip hemhal oldukça anlam kazandı ve büyük bir merak içerisinde bitirdim. Kendi reel yaşantımda karşılaştığım olaylara farklı ve bazen daha etkili bir açıdan bakmayı kazandırdı bana. Şimdi Puslu Kıtalar Atlası kitabı da yine bunları hissettirdi, bazen kayboldum,şaşırdım, ama neden dedim sorguladım, en nihayetinde de vay be demek böyleymiş dedirtti, özellikle de kitabı sonu. Bu ikisini de tekrar okumaya niyetliyim.