• -Her şey geçici ve dünyanın bir gün sonu gelecek. Yine de ne işe yarayacak? Aşk keyfi, mehtaplı gecelerin keyfi benim için bir. Hepsi unutulacak; hepsi mevhum, koskoca bir mevhum!
  • "desem ki...
    inan bana sevgilim inan,
    evimde şenliksin, bahçemde bahar;
    ve soframda en eski şarap.
    ben sende yaşıyorum,
    sen bende hüküm sürmektesin.
    bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
    rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
    günlerden sonra bir gün,
    şayet sesimi farkedemezsen,
    rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
    bil ki ölmüşüm."
  • Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
  • Mustafa Kemal gene ümitlenir. Gene kendini bulur. Yürüyecektir. Dönmeyecektir ve bir gün mutlaka başaracaktır. Neyi? Bu belki biraz belirsiz! Ama niçin belirsiz olsun? Vatan ve Hürriyet Cemiyeti var ya! Evet, Vatan ve Hürriyet! O artık gizli bir cemiyetin, bir İhtilâl teşkilâtının başıdır.
  • "En sonunda öldüğünde ve cesedi kölelere yapıldığı gibi sıradan bir şekilde yakıldığında bir zamanlar tüm ülkede ünlü olan ve erdemin dört ismiyle çağrılan bu adamı halkın arasında hatırlayan kimse çıkmadı. Oğulları ortaya çıkmadı ve hiçbir rahip ondan geriye kalanlar üzerine ölüm şarkısı söylemedi. Ancak köpekler iki gün, iki gece uludu ama adı fatihlerin kroniklerinde yazılmayan ve bilgelerin kitabında ismi geçmeyen Virata'yı onlarda kısa sürede unuttu."
    Stefan Zweig
    Sayfa 56 - Aperatif Kitap Yayınları
  • Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    İçtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, nerdesin diye

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlayacağım


    Ümit Yaşar OĞUZCAN
  • taksiye binmek zorunda kalmadık, çünkü arabasıyla gelmişti. Sol eliyle direksiyon hâkimiyetini sağlarken sağ eliyle yavaşça elbisemi kaldırmaya başladı. Uzun eteğimi kaldırıp kasıklarıma çektikten sonra bacaklarımı yavaşça ayırdı. Bacaklarım birbirinden ayrıldı ancak tamamen açılmadı. Bunu benim yapmamı istiyordu. Elini ona daha yakın olan sol bacağımın üzerine koydu ve yavaş yavaş yukarı çıkarak vajinama kadar geldi. Sonra yavaşça vücudumun merkezine vardı ve elini oradan ayırmadı. Hafifçe bastırarak bacaklarımı biraz daha açmamı sağladı. Onun için açılan alana elini külotumun içine sokarak ulaştı. Çıplak tenime dokunur dokunmaz bacaklarımı sımsıkı kapadım ve elini kasıklarımın arasına sıkıştırdım. Arabayı evinin hemen önüne park etmek için elini çıkarması gerekene kadar da öylece kaldık.
    Arabadan çıkıp eve geldik.Beni öpmeye başladı, bir yandan da odasına götürüyordu. Apar topar soyunduk. Ben elbisemi aşağıdan çıkarmalıydım ancak son anda yukarıdan çıkarmaya karar verdim. Gergin insanların yaptığı şeyler işte. Kollarımın birini kafama yapışmış, diğerini de elbiseden çıkma fırsatı bulamadığı için sıkışmış bir halde buldum kendimi birden.
    Yatağın üzerinde çırılçıplak öpüştük. Luisma'dan farklı bir bedene sarılmak bana ne garip gelmişti. Aynı insanla geçirilen onca yıl sonrasında o insanın vücudu sizin kendi vücudunuzun bir parçası gibi oluyor. O vücudun hareketlerine, ölçülerine, kokusuna alışıyorsunuz. Başka birine dokununca ilk kez birine dokunmuş
    gibi oluyorsunuz.
    O gün benim için ilk kez gibi bir şeydi. Gergindim, arzuyu endişeye dönüştüren o heyecan nedeniyle zevk alamadım. İyi olayım diye, çıplakken kilolarım fazla belli olmasın diye, tecrübesiz olduğum anlaşılmasın diye kafamı fazla yordum. Aynı
    anda o kadar çok şey düşündüm ki kendimi unuttum. Fazlasıyla edepli bir âşık gibi davrandım.