• "Hayat ne elde ettiğin değil, elde ettiğinle ne yaptığındır."
  • “...çünkü saçma olan şeylerden bile neşelenmesini bilen hayat dolu bir mizacı vardı...”
  • Hayat, insan aklının düşünebileceğinden çok daha gariptir. İnsan, gerçekte sıradan denen şeyleri çoğu zaman hayal bile edemez. Eğer şu pencereden el ele uçup, bu büyük şehrin üzerinde dolaşarak çatıları hafifçe kaldırıp aşağıda olan garipliklere, sıra dışı tesadüflere, planlara, niyetlere ve nesilden nesile süren olaylar zincirine bakabilseydik, aslında doğası gereği sıradan ve önceden tahmin edilebilir olan insan ürünü eserlerinin hepsi, yararsız ve donuk bir hal alırdı.
  • Algılayana göre algılananlar oluşur...Algılama birimdir. Birim, algılamayla hayat bulur. Bu algılama da reaksiyonu oluşturur ve böylece birim varoluşunun amacına kulluk etmiş olur.
  • Bundan 69 sene önce bugün, 23 Ocak 1948’de büyük mütefekkir Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 70 yaşlarında ölsün gitsin diye, pencere camlarının iki milim buz tuttuğu zemherinin en soğuk günlerinde, Afyon zindanlarında tek başına sobasız büyük bir koğuşa hapsedilmişti.
    Ehl-i insafın eğer binler gözleri olsaydı beraber ağlayacağı bu zulmü, önce Said Nursi’nin kendi ifadelerinden, sonra yaşanan elim hadisenin görgü şahidi, Bediüzzaman Hazretlerinin daimi hizmetkârı Mustafa Sungur ağabeyin; Ömer Özcan’a anlattığı Ağabeyler Anlatıyor-1 kitabında yayınlanan hatıralarından okuyalım:

    (Büyük mütefekkir Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Afyon hapishanesine alınmadan (1948) önce, Emirdağ’ında mütevazı odasında, yorganını sırtına çekmiş, odun sobasının yanında Kur’an okurken.)

    BÜYÜK VE GAYET SOĞUK VE İKİ GÜN SOBASIZ BİR KOĞUŞTA TECRİD-İ MUTLAK İÇİNDE

    Said Nursi 26. Lem’a’da Afyon zulmünü şöyle anlatıyor:
    “...Benim şahsımı çürütmek fikriyle, bir kısım resmî memurlar, hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları işaaya çalıştılar. Sonra, pek âdi bahanelerle, zemheririn en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken zâfiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim.” (Lem’alar 258)
    (Zemheri: 22 Aralıkla başlayıp, 30 Ocak’ta sona eren kışın en şiddetli soğuk günleridir. Hele Afyon’da... Ö. Özcan)

    BAKTIM ÜSTAD’IN GÖZÜ SOĞUKTAN KAPANMIŞ...

    Mustafa Sungur Ağabey Anlatıyor:
    Üstad Bediüzzaman Hazretleri (1948) Afyon hapsinde... Kışın, hava çok soğuk... Üstad 60 kişilik koğuşta tek başına tutuluyor. Baktım, gözü soğuktan kapanmış... Beni görünce “sobayı yak” diye işaret etti. Odun yok ki yakayım. O zamanlar Afyon’da  eksi 20 derece soğuklar oluyordu.


    ONLARA BEDDUA BİLE ETMİYORUM, YETER Kİ NESİLLERİN İMANI KURTULSUN

    Sungur Ağabey anlatmaya devam ediyor:
    Afyon hapsinde Re’fet (Barutçu) Bey, Kerem isminde bir Afyonlu köylüye Risale veriyor. Sonra Kerem hastalanıyor, 15 gün tebdil-i hava veriyorlar. Kerem de, “hadi giderken Üstad’ın elini öpeyim de öyle gideyim” diyor. Üstad 80 yaşına yakın. Üstad’ın elini öperken Kerem’e, ‘niye öptün?’ diye tokatlıyorlar.
    Bunu bize Üstad anlattı, ‘benim yerime onu dövdüler’ dedi.

    Üstad sonra dedi ki: “Bunlara sabrediyorum, asayişi muhafaza için menfi hareket etmiyorum, onlara beddua bile etmiyorum, yeter ki Risale-i Nur’a zarar gelmesin, gelen nesillerin imanı kurtulsun diye sabrediyorum...”
    Üstad, “Nur Talebelerine dua ettiğim vakit, onlardan gelecek nesillerine, çocuklarına, torunlarına da niyet ediyorum” derdi.
    (1948 senesinden itibaren Said Nursi’nin 20 ay tutulduğu Osmanlı döneminden kalma Afyon hapishanesi. Bu bina daha sonraları yıkılmıştır.)

    MİLYARLAR DEFA YAZIKLAR OLSUN Kİ...

    1948 Afyon zulmü Tarihçe-i Hayat kitabının ileriki sayfalarında şöyle anlatılmaktadır:
    “Milyarlar defa yazıklar olsun ki; vatana, millete ve gençliğimize ve Âlem-i İslâm’a en mukaddes îman hizmetini yapan, beşerin bütün manevî ihtiyacını karşılayacak derecede harikulâde ve muazzam eserler veren bu dâhî ve misilsiz zât; mahkemelerden mahkemelere sürüklenmede, hapishanelerde çürütülmeye çalışılmaktadır.
    “Bediüzzaman; yirmi senede olduğu gibi, şu üç-dört senede de o kadar emsalsiz bir işkenceye maruz kalmıştır ki, tarihte hiç bir ilim adamına bu kadar câniyane bir su-i kasd yapılmamıştır.
    “Denizli hapsinde bir ayda çektiği sıkıntıyı, Afyon’da bir günde çekmiştir! Kendisine, bütün bütün kanunsuz muameleler yapılmıştır.

    ÖLÜRSEM, DOSTLARIM İNTİKAMIMI ALMASINLAR!

    “Hapishanede tam yirmi ay kışın, çok soğuk olan gayr-ı muntazam bir koğuş içinde yalnız bırakılarak, tecrid-i mutlak içinde imha olmasına intizar edilmiştir.
    Kışın en şiddetli günlerinde, hapishane pencerelerinin iki milim buz tuttuğu zamanlarda zehir verilmiş; ihtiyar, çok hasta haliyle, aylarca ızdırab çektirilmiştir.
    “Mübarek yatağında, bir taraftan bir tarafa dönemeyecek bir hale geldiği zamanlarda bile, hizmetine, bir talebesi olsun müsaade edilmemiştir. O korkunç şerait altında, kendi kendine ölüp gitmesi beklenmiştir. Hastalığı o kadar şiddetlenmiştir ki; günlerce bir şey yiyememiş ve gıdasız kalmış ve çok zaif bir vaziyete gelmiştir.”
    “Hapishanede - zehirlenerek - ölüm döşeğinde iken, fırsat bulup ziyaretine varabilen bir talebesine şöyle demiştir: "Belki hayatta kalamayacağım, bütün mevcudiyetim vatan, millet, gençlik ve Âlem-i İslâm ve beşerin ebedî refah ve saadeti uğrunda feda olsun. Ölürsem, dostlarım intikamımı almasınlar!” (Tarihçe-i Hayat 545)



    -- Bediüzzaman Said Nursî --
  • İslâm’a aykırı her türlü düşünce ve hayat tarzları, insanları Allah’ın yolundan, hak dinden uzaklaştıran sapmalardan ibarettir.
  • Hayat kendi yolunu bulur ve her şey olacağına varır. Sadece yaşa ve bırak olsun gitsin.
    Sarah Jio
    Sayfa 34 - Pena Yayınları